YAKINLARINA VE ATATÜRKÇÜLERE GÖRE ATATÜRK VE İSLAM ( 2 )
YAKINLARINA VE ATATÜRKÇÜLERE GÖRE ATATÜRK VE İSLAM ( 2 ) :
Bismillah. Allah'a hamd, Allah'ın resulüne salat ve selam olsun arkadaşlar. Sizlere de hayırlı akşamlar.
Dizinin ikinci programına başlarken kısa hatırlatma yapalım. Bundan öncekinde
Atatürk'ün bizzat kendi kaleminden olacak şekilde ya da tarih metodolojisi
açısından itiraz ve şüphe kaldırmayacak bir biçimde Atatürk'ü aidiyeti kesin olacak şekilde
Atatürk İslam ilişkisine dair birtakım alıntılar paylaştık. Bunun içerisinde dedik ki evet farkındayız.
Dürüst tarihçilik gereği olarak hem artıların hem eksilerin paylaşılması gerekir. Ama Atatürk ve İslam
ilişkisi bağlamında artı diyebilecekler mi size? Zaten ilkokul 1'den üniversite son
sınıfa kadar tekrar tekrar tekrar okutulduğu için iki süreyi de olabildiğince sınırlı tutabilmek için
bilinçli olarak bu sebeplerden ötürü Atatürk İslam ilişkisi konusunda işte Atatürk çok dindar bir
müslümandı genel manasını ifade eder. Nitelikteki paylaşımları yapmadık. Bu ikinci bölümde de aynı
şekilde devam ediyoruz.Bu ikinci bölümde arkadaşlar perspektifimiz yakınlarına ve Atatürkçülere göre
Atatürk ve İslam yani bizzat Atatürk'le aynı zaman dilimi içerisinde yaşamış,onun yakını olmuş.
ömürlerinin tamamında ya da kişiden kişiye değişir belli bir döneminde ya da yaşı doğum tarihi
itibariyle Atatürk sonrası dönemin insanı yani bugüne daha yakın şahsiyetler olsa bile ama
Atatürkçülüğü konusunda hiç kimsenin en küçük bir şüphe ve itiraz ileri süremeyeceği, aynı zamanda
genellikle mesleki formasyon itibarıyla da tarihçi, akademisyen, sosyal bilimci çok büyük
kısmı şimdi paylaştığımızda görecek. noktasında da aynı zamanda konunun uzmanı sayabileceğimiz
isimlerden Atatürk ve İslam ilişkisine dair resmi tarihin ve ideolojinin anlatımına göre öteki
sayabileceğimiz, Fransızların tabiriyle marjinal sayabileceğimiz elimizde ne gibi tarihi malzemeler var
dedikten sonra daha fazla uzatmadan hemen başlayalım. Birinci sırada Kazım Karabekir
Paşaların Kavgası. Şimdi hiç kimse şunu söylemesin ama bir dönem Kazım Karabekir Atatürk'le arası
bir aile bozuktu. Bütün insani ilişkilerde hele hele üst düzey kişilerin ilişkilerinde arkadaşlar bu çok
rastlanan bir hadisedir. Şöyle belli bir tarihe kadar son derece yakınlar. Belli bir tarihten itibaren evet
aralarına bir bozukluk giriyor ama mesela 1936 senesinde ya da 37 de olabilir. Dolmabahçe'de yapılan
tarih ya da dil kongrelerinden bir tanesine davet ediyor. İşte orada görüşemiyorlar falan. Yani Atatürk'ün
vefatına yakın yıllarda baktığınız zaman tekrar Kazım Karabekirli Atatürk'ün o ara dönemdeki ihtilafı
karşılıklı kırıklığı unutup yeniden bir araya gelirler gibi bir durumu var.
Ve nitekim arkadaşlar Atatürk ölür ölmez İnönü'nün ön plana çıkarttığı hemen milletvekili yaptığı 1946
seçimlerinden sonra hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçilmiş ve o görevdeyken
ölmüş bir isim. Şimdi Atatürk ve İslam dediğimize göre şu açıdan da önemli.
Kazım Karabekir ile Atatürk'ün İslami anlayışları, İslam'a bakışları arasında öyle çok büyük bir fark
yoktur ki. Bizim genel olarak sağ milliyetçi, muhafazakar kitle öteden bu tarafa hiç hak edilmemiş bir
iltifat olarak Kazım Karabekir'in son derece dindar hatta tırnak içinde İslamcı denebilecek
ölçülerde biri olduğunu zannederler. Uzaktan yakından alakası yoktur. Kazım Karabekir de seküler ve
laik zihniyetlidir. İslamcılığa şiddetle karşıdır. İslami geleneğe, İslami takvanın gereği olan birçok
günlük uygulamaya şiddetle karşıdır. Atatürk'le onun İslam anlayışı arasında belki Atatürk'ünki biraz
daha sert köşeli, onunki biraz daha zamana yayalım, biraz daha liberal bir dost karıştıralım bu işin içine
denilebilecek bir fark vardır varsa. Çünkü paylaşacağımız alıntı açısından bu da önemli. Evet. Şimdi
Kazım Karabeker'in arkadaşlar Paşaların Kavgası kitabının 159. sayfasından okuyorum. Bizzat
şahitliğini anlatıyor. Mustafa Kemal Paşa beyanatıma karşı hiddetle bütün içini ortaya döktü. Evet
Karabekir Arapoğlunun yahvelerini Türkoğullarına öğretmek için Kur'an'ı Türkçeye tercüme
ettireceğim.Şimdi burada yahveler kelimesini günümüzün insanı bilmez. Bu Türkçe kullanımdan
kalkmış uydurma demek.kastedilen yukarıdan itibaren okursanız o çok net. Kur'an-ı Kerim onun işte bir
Türkçe mealinin hazırlanması meselesi bu bağlamda diyor ki evet Karabekir
Arapoğlu'nun Yaherini bu vurucu ifade arkadaşlar Arapoğlu haşa efendimiz aleyhissalatu vesselam
oluyor. Kur'an da onun tarafından hatta yazılmış bile değil böyle hakaret dozajı için içine karışacak
biçimde uydurulmuş bir kitap oluyor bu. Yani Türk oğullarını öğretmek için Kur'an'ı Türkçeye tercüme
ettireceğim ve böyle de böylece de okutturacağım ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler
deyince arkadaşlar yani şimdi bu alıntıdan konumuz açısından nasıl bir anlam çıkartılır? Bunu nasıl
yorumlamak lazım sorusunu ben sormuyorum. Çünkü buna gerek duymuyorum. Yani ister Müslüman
olun, ister ulusalcı olun, ne olursanız olun eğer kuş kadar aklınız varsa şu alıntıya bakarak
Atatürk ve İslam ilişkisi konusunda kendi değerlendirmenizi, hükmünüzü verebilirsiniz. Ama devam
ediyoruz. Bir diğeri Ahmet Hamdi Başar. Yani 1931 başında hemen Serbest Fırka tecrübesinden sonra
Atatürk'ün çıktığı yaklaşık aralıklarla 3 ay devam eden meşhur büyük yurt gezisinde yanına
aldığı ekonomi danışmanı. Hatta orada yani ciddi ciddi Ahmet Hamdi Başar'ın
gezinin sonunda Ekonomi Bakanlığı'na getirilebileceği şeklinde de spekülasyonlar yaşanıyor yakın
çevrede.Ama bazı ayak oyunları falan buna engel olunuyor. Ahmet Hamdi Başar arkadaşlar
hayatının başından sonuna kadar Atatürkçüdür. Modernisttir. Bizim bildiğimiz, anladığımız manada
Müslümanlıkla da bir alakası yoktur. Yani bizim derken onun kendine mahsus fevkalade liberal, bugün
de beyaz Türk diye tabir ettiklerimizin arasında bol miktarda örneğine rastlayabileceğiniz bir şekilde
böyle uçuk bir Müslümanlık anlayışı vardır da ciddiye alınmaz. Şimdi Ahmet Hamdi Başar o büyük
yurt gezisi sırasındaki bir direk gözlemini bakın bize nasıl anlatmış.
1931 yılı sonlarında Atatürk'ün de katıldığı laiklik üzerine bir tartışmada
şunlar söyleniyor. Özgün kaynak Ahmet Hamdi Başar Atatürk'le 3 ay tam matbaası İstanbul 1945 sayfa
49. Benim alıntıladığım Doğu Perinçek Din ve Allah sayfa 59. Oradan alıntılamış Doğu Perinçek.
Alıntı aynen şu: İslamlık devrini yapmış. fayda ve zararlarını ortaya koyarak eskimiş,
ömrünü bitirmiş bir şeydir. O müesseseyi ne korumaya ne de yeniden bir aşı
yaparak gençleştirmeye niyetimiz yoktur. Zaten böyle bir teşebbüs kurumuş eski ağaca hayat vermeye
çalışmak gibi beyhudedir.
Evet. Hüsrev Gerede, Selim Sırrı, Tarcan ikisinin beraber
Atatürk'le beraber olduğu bir ortamda bizzat Atatürk tarafından ifade edilmiş olan şey. Kaynağımız
Hüsrev Gerede'nin anıları. Sayfa 268. Hüsrev Gerede arkadaşlar subay kökenli. 19 Mayıs'ta yani
1919'da Atatürk'ün karargah ekibinden bir subay olarak onunla beraber Samsun limanına ayak basmış.
Ondan sonra İstiklal Harbi boyunca ve devamında Atatürk'ün ölümüne kadar yakın çevreden hiç
kopmamış.Yani o karargı ekibinin hepsi zaten tek ismen bizzat Atatürk'ün kendisi
tarafından belirlenmişti. Cumhuriyet ilan edildikten sonraki
dönemlerde genellikle büyükelçilik yaparak üst düzey pozisyonla devam ettirdi. Mesela İran
büyükelçiliği gibi, Yunanistan büyükelçiliği gibi. İnönü döneminde harb içerisinde Almanya
büyükelçiliği gibi önemli pozisyonlar deyince yani şimdi bu gibi böyle bütünüyle kamuya mal olmamış.
Yani en azından bir Kazım Karabekir ölçüsünde günümüz insanının eğer özel bir yakın
tarih ilgisi, merakı yok ise şayet tanımadığı kişilerle ilgili ben böyle kısa biyografik ve ideolojik bilgiler
veriyorum ki yani kim ki bu adam dolayısıyla söylediği söz, aktardığı anekdot ne kadar değer ifade
eder? Buna dayalı işte ulusalcıların ellerindeki yegane savunma silahı acaba yobaz mıdır,
Atatürk düşmanı mıdır, laiklik cumhuriyet düşmanı mıdır gibi konularda bir istifham oluşmaması için
bu ansiklopedik bilgileri veriyoruz. Hüsrev Gerede hakkında da herhalde yeteri kadar
aydınlattık. Diğeri de Meşhur Selim Sırrı Tarcan. Şimdi anı kitabının 268. sayfasında bizzat Atatürk'ün
ağzından çıkmış olarak bakın bize ne anlatıyor. Hüsrev Gerede
Tarcan o sıralarda gazetelere bu konuda yazılar yazıyor.
Dinde devrim yapılması gereğini sık sık dile getiriyor. 1930'lu yıllar bir gün
Atatürk kendisini Ankara'ya çağırıyor. Selim Sırrlı Bey Çankaya'ya çıkıp sofradaki yerini alıyor.
Fakat içki içmiyor. sporcudur çünkü kendisi. Gaziden de bu konuda bir zorlama
olmuyor. Yemekler yenilip içkiler içilirken Atatürk Selim Sırrı'ya bir soru yöneltiyor.
Sen dinde devrim yapılması hakkında yazılar yazıyormuşsun. Amacın nedir?
Tarcan bu konudaki görüş ve düşüncelerini açıklayarak hükümetin din işinde de öncülük yapması
gerektiğini yoksa dinin yok olup gideceğini söylüyor. Yani meselenin özü şu. Mesela 1928
senesinde İstanbul Edebiyat Fakültesi'e işte dini ıslah projesi hazırlandığı gibi o yıllarda bu bayağı
modadır. İslam'ı reforme edelim.
Hani başarılı olsalar da ortaya çıkacak olan şey sizin bildiğiniz İslam'la bir
alakası olmayacaktı. İşin ayrı bir tarafı bu bağlamda konuşuluyor.
Tarcan evet yok olup gideceğini söylüyor. Bunun üzerine Atatürk bu din
batacak. İleride yeni bir din çıkacaktır. Sen bu konularda yazı yazmayacaksın. Anladın mı
diye kesin emir veriyor. O da kalemini kırıp atıyor. Şimdi bunu nasıl yorumlarsınız?
Yani kaynakların ideolojik anlamda mensubiyeti, güvenilirliği açısından bir
şüphe hiç kimse ileriye süremeyeceğine göre bizzat Atatürk'ün ağzından çıkmış olan bu ifadeleri ister
Müslüman olun ister ulusalcı olun.
Bu sorum herkese arkadaşlar. Nasıl yorumlarsınız? Kendi yorumunuzu kendiniz yapın. Mesela
meşhur Milli Eğitim Bakanı 7 sene, 7 ay, 7 gün yaptı diye adeta böyle yani
lautilik yüklemeye çalışırlar. Doğru değildir. Ama Cumhuriyet tarihinin en
uzun süreli Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel. Günümüzde belli bir kesimin
efsanesi biliyorsunuz. Kaynağı paylaşalım. Payza ve Bayıldıran soy isimli iki
yazarın ortak çalışması. Ulusal Türk şiiri üzerinden resmi ideoloji tartışması.
Sayfa 179. Hasan Ali Yücel diyor arkadaşlar, "Atatürk'e yaranmak için Mehmet Emin'in
meşhur şiirinden din ifadesini çıkarttı. Yani ben bir Türküm. Dinim cinsim uludur.
Üzüm sinem ateş ile doludur diye başlayan o dönemde çok meşhur. 1897
Osmanlı Yunan Harbi üzerine yazılmış bir şiirdir. Hasan Ali Yücel yani Milli Eğitim Bakanı
ya oldu ya olmak üzere Atatürk'ün gözüne girmek için Hasan Ali
Yücel gibi işte sıfırın tanımından hatırlarsınız kendinizi yaptığı şu icraata bakın.
Dinim uludurdan o mısradan dinim ifadesini çıkart diyor. Soyum cinsim
uludur diyor. Ben bir Türküm dinim cinsim uludur
değil. Ben bir Türküm soyum cinsim uludur. İşte özüm sinem ateş ile doludur falan.
Evet. Gene yorumunuzu siz kendiniz yapıyorsunuz tabii artık alıştınız.
Şimdi bu bağlamda arkadaşlar savunmacıların çok kullandığı bir argüman vardır. Atatürk din düşmanı
değildi. İslam karşıtı değildi. Bizim de zaten herhangi bir iddiamız yok. Biz konuyla ilgili tarihi
malzemeyi, tarih metodolojisinin kurallarına uygun bir şekilde ortaya koyuyoruz. Hüküm
vermiyoruz. Ama şimdi bu konuda çok rahat hüküm vermeye gönüllü genelde yani bunlara resmi tarihçi
dediğimiz resmilikleri kesin de tarihçiliklere esasen çok su götürür.
tiplerin biliyorsunuz bayağı bir zamandan beridir. Yani çok geriye gidersek aslında 12 Eylül'den
beridir ama 2010'larla beraber başlamış olan bu neokemalist kabarma içerisinde
ve günümüzde çok daha şiddetli bir şekilde işledikleri bir argüman nedir?
Yani din düşmanı olmayı bir tarafa bırak. Dine laka olmayı bir tarafa bırak. Fevkalade dindar bir insandı
diyorlar. Bundan önceki programda da durduk. Yani kafayı kırmışsa Namık Kemal Zeybek gibi
içki içen evliyaydı diyor. Hepten keçileri kaçırmışsa Haydar Baş gibi işte ana tarafından seyitti. Baba
tarafından şerifti. 6 yaşındayken Kur'an hafızı oldu falan diyor. Daha bunlara nazaran
daha normallerine gelirsek örnek Hulki Cevizoğlu'nun Türkiye Günlüğü
kitabının 33. sayfasında Sinan Meydan yani o iki isme göre bu normal sayılır.
2009 senesinde zannediyorum Hki Cevizoğlu'nun moderatörlüğünü yaptığı televizyonda bir açık
oturuma katıldığında diyor ki Atatürk ilk dindar cumhurbaşkanıdır.
Yani zaten ilk cumhurbaşkanıdır tarihsel olarak. O günden bugüne dinler diye
nitelendirilebilecek cumhurbaşkanları gelmiş midir? Evet. Turgut Özal'la başlar. İşte bunların içinde de
ilk olandır demiş. Aynen. Ağzından çıkan ifade.
Ama tabii her iddianın arkadaşlar kendine göre bir delili, destekleyicisi olmak mecburiyeti vardır.
Atatürk yani bildiğiniz gibi değil aslında çok dindar bir müslümandı iddiasına delil olarak
işte sık sık hatta yani bakış açısına göre o periyodu nasıl yorumladığınıza göre değişir.
Hocaları çağırıp bulunduğu meclislerde Kur'an-ı Kerim okutmuş olmasını örnek veriyorlar.
Şimdi meseleye soyut olarak Atatürk hocaları bizzat kendisi çağırtıp
bulunduğu meclislerde Kur'an-ı Kerim okutmuş mudur şeklinde sorarsak evet
burada benim de herhangi bir şüphem, tereddüdüm, itirazım yok. Ama şimdi
bunun ötesinde detayına girersek yani o meşhur Bektaşi fıkrası gibi davranmazsak
hani biliyorsunuz ya Bektaşi'ye soruyorlar niçin namaz kılmıyorsun?
ayeti gösteriyor. Diyor ki Kur'an bak namaza yaklaşmayın diyor. Parmağıyla kapatmış. Çek lan diyorlar
parmağını oradan. Ayetin bütününü oku. İçkiliyken ne söylediğinizi bilecek hale gelinceye
kadar namaza yaklaşmayın. O zaman Bektaşi'nin cevabı, "E ben hafız değilim o kadarını" diyor.
Bilmem yani. Şimdi bu mantıkta değilseniz Atatürk'ün hocaları çağırtıp meclisinde Kur'an-ı Kerim
okutma meselesi. Peki yani nasıl olmuş bu iş? Şöyle biraz şöyle ayrıntısına, somutuna bakalım derseniz
karşımıza arkadaşlar şu gibi örnekler çıkıyor. Kazım Erbil, Bahriye'de
gördüklerim, duyduklarım. Bu bir deniz subayının hatıratı arkadaşlar. Yani
40'lı 50'li yıllarda Türk Deniz Kuvvetlerinde görev yapmış bir subayın hatıratı olunca yani
zannediyorum işte bu adam çağdaşlık Atatürk düşmanı mıydı Atatürkçü müydü falan diye ya
ulusalcılara bakmayın onlar işlerine öyle geleceği için söyleyebilirler de normal insanlardan
bahsediyorum ben.
Herhalde kimsenin bir şüphesi olmaz. 206. sayfadan Bahriye'de gördüklerim,
duyduklarım isimli anı kitabının 206. sayfasından aktarıyorum.
Atatürk'ün bulunduğu meclislerde Kur'an okutması ve Kur'an'a bakışı, Kur'an'la
ilişkisi konusunda bakalım ne demiş. Irak heyetinin misafir olduğu bir
yemekte Atatürk'ün sofrasında çok bulunmuş Mahmut Baler, Ahmudiyer Bal Mahmut da vardı. Bu işte
çok şakacı, espiritüel falan birisi diye bir sürü hikayeler anlattı. Hep beraber
güldük. Anlattıklarının bir tanesi de Atatürk'e aitti. Mahmut Baler anlatıyor.
Bir gün Atatürk sofrasında bulunan bir hocaya yemekten önce Kur'an'dan bir sure sormuş. Adamcağız
kem küm etmiş.
Sonra hoca oturmuş. hocayı oturtmuş. "Mahmut
sen oku." demiş. Hemen Bal Mahmut ayağa kalktı. Önünü ilikleyip palavradan
ayınları çatlatarak o zaman nasıl okuduysa o sureyi okumaya başladı.
Yani güya sure okuyor ama öyle kafasından uydurduğu, Arapçaya benzettiği anlamsız bazı kelimeler
telaffuz ediyor, sesler çıkartıyor. Ama masada soğuk bir hava esti.
Iraklılar hikayeyi de Kur'an'ın okunuşuna, okunuşunu da beğenmemişlerdi. O gün yemek kısa sürdüydü.
Yani şimdi siz bir Müslümansınız. Şu an beni burada dinlemekte olan şahıs. Size sorayım empati yapın.
Bulunduğunuz bir mecliste Kur'an-ı Kerim'in bu şekilde okutulmasını bir talep eder misiniz? İki,
diyelim ki okuduk. Halkta birisi böyle yani Kur'an'la açık açık dalga geçti. Bunu nasıl karşılarsınız?
Nasıl yorumlarsınız? Temellerin duruşması. Ahmet Kabaklı, sayfa 226.
saz eşliğinde Kur'an okutuyor.
Kemal Ulusu Atatürk'ün yanı başında kütüphanecisinin oğlu Nuri Ulusu'nun oğlu.
Atatürk'ün yanı başında sayfa 142 içki masasında Kur'an okutuyor.
Yani bir taraftan kendisi masada bulunan diğer zavan rakıyı çekiyorlar. Bir diğer
taraftan da pür dikkat Kur'an'ı dinliyorlar. Yani şimdi bu Sinan Meydan'ın iddia ettiği, dile getirdiği
Atatürk ilk dindar cumhurbaşkanıydı iddiasını sizce de destekler.
Nitelikte olaylar örneklerse benim söyleyebileceğim bir şey yok. Geldik bir
diğer başlık. Abdullah Cevdet. Abdullah Cevdet'in kim olduğu hakkında zannediyorum bugün artık
genelin bir fikri, bilgisi vardır. En çok işte İstiklal Harbi bitiminde arka arkaya
devam eden yaklaşık 10 yıllık harpler silsilesinden çıktıktan sonra Türk toplumunda doğal olarak
demografik oran bozulmuş. Kadın çok, erkek az. Bu bir sıkıntı. Bu demografik dengesizliği gidermek
için aynen ismiyle Macaristan ve İtalya gibi diyor medeni milletlerden damızlık erkek ithal edelim. İşte
bizimkileri aşılasınlar. Dolayısıyla o harplerden kaynaklı erkek eksikliğini de giderelim
diyen din düşmanlığı, İslam düşmanlığı konusunda hiç kimsenin en küçük bir
itirazda bulunamayacağı isim. Yani hatta İslam karşıtlığını bu noktaya kadar da
getirmiş. Yani bunu ciddi ciddi teklif etmiş adam. Abdullah Cevdet böyle birisi.
Şimdi Fahri Güzel bir dönüşümün serencamı sayfa 304. 1924 aralığında
Mustafa Kemal Abdullah Cevdet'e hep yazdıklarınızı, söylediklerinizi yaptım
diyor. Yanlış anlamayın. Burada bir imada bulunmuyorum. Çünkü Abdullah Cevdet'in o Macaristan'dan
İtalya'dan damızlık erkek ithal uçukluğu kağıt üzerinde kaldı. herhangi bir şekilde
tatbikata geçilmedi. Yani onunla Atatürk'ün bu söylediği arasında gizli bir bağlantı ima ediyor değilim.
Ama fakat onun dışında da Abdullah Cevdet ne yaptı mesela? Yani İslam düşmanlığı
adına ünlü İtalyan müsteşrik Leon Kayitan'in yazmış olduğu İslam tarihi ki yani
ağırlıklı olarak asrı saadet tarihidir. Bu Türkçe bu tuttu bunu Türkçeye çevirdi
ve yayınladı. Şöyle diyeyim arkadaşlar. 19. yüzyıldan bu tarafa
oryantalistler tarafından yazılmış olan ve sadece İslam düşmanlığına dayalı olan
İslam tarihi çalışmaları içerisinde açık ara farkla birincidir. Kayeten yani
o konuyu ve o literatürü bilenler ne demek istediğimi iyi anladılar. Hatta rahmetli Mustafa Asım
Köksal'ın meşhur 23 ciltlik İslam tarihi kitabı Kayetninin o iftiralarla dolu İslam
tarihine reddiye olarak yazılmıştır. Bundan daha gözü dönmüş bir İslam tarihi bugüne kadar tarih alemi
kaydetmiş değildir arkadaşlar. Yani mesela Hollandalı doktor Dozi gelir. Reynard Dozi. O bile ikinci
sıradadır. Ancak Kayetani İtalyan açık ara farkla İslam düşmanlığı tandanslı İslam tarihi
teliflerinin şampiyonudur. O gündür bugündür. Bunu da Abdullah Cevdet yayınladı ama
daha ayrıntıya dair bağlantı var. Fahri Güzel bir dönüşümün Serencamı
sayfa 299. Şimdi sık sık bahsediyoruz ya bizzat Atatürk tarafından yazılmış ya da onun
redaktesinden geçmiş dört ciltlik lise tarih kitapları vardır. Bunlardan ikinci
cilt yani lise 2'lerde okutulmak üzere hazırlanmış olan tarih kitabı büyük ölçüde Kaytan'nin İslam
tarihinden birebir alıntılardan oluşmuştur.
Gürbüz Tüfekçi Türk Tarih Kurumu yayını Kemalist Çalışma. Atatürk'ün okuduğu
kitaplar. Sayfa 330 340 Kayetani'yi ( leone caetani )okumuş Atatürk. Yani o Abdullah Cevdett'in
yayınladığı ki çok ciltidir. O da takımdır.
Bazı pasajları hemen hemen aynen ders kitaplarına koydurttu diyor. İşte demin söylediğim şey tarih
2'ye. Gürbüz Tüfekçi nin de kendi kitabında altını çizdiği üzere Kayetenden aynen pasaj
olarak alıp koyulmuştur. Şimdi o zaman soruyu şöyle düzenleyebiliriz.
Yani Atatürk mesela dindar idiyse veyahut da hani ondan da vazgeçtik ama din karşısında yorumsuz,
tepkisiz, dindar da değil işte dinsiz de değil, din karşıtı da değil, din destekçisi de değil falan
gibi bir duruşu var idi ise Lise Tarih kitabı dizisinin İslam tarihine ait olan bölümünü niçin Kayetani
gibi birisinin kitabından aynen Aynen. Pasajları alarak hem de yani
böyle işte mefhumen değil, genel olarak falan değil. Aynen. Kelime kelime,
paragraf paragraf. Neden? Bu bir vaka mı? Evet. Karşılaştırabilirsiniz de hani
inanmayanlar varsa metinler ortadan. Peki bunu o zaman nasıl itiraz ederiz?
İzah ederiz. Edemezsiniz arkadaşlar. Uğraşmayın. Çünkü bak bu konuda Sinan Meydan bile ne
demiş? Yani böyle bir konuda Sinan Meydan bile dediğimizde herhalde takdir edersiniz ki
ispat gücüne sahiptir. Kitabın adı Panzehir 54 55 80 sayfalar.
Atatürk'ün birçok İslami yorumunun birebir kaynağı diyor Kayetid'ir. ( leone caetani )
Yani bu tabii Sinan Meydan denilen tip açısından izahı mümkün olmayacak bir çelişki. Şimdi bir
taraftan diyor ki aynı adam dindar cumhurbaşkanlarının ilkidir. E ne güzel biz de herkesin dindar
Müslüman olmasını isteyen İslamcılarız zaten. Yani bütün dünya Müslüman olsa sevinçten
ölürüz. Atatürk de Müslüman olsun bir itirazımız yok. Dinler olsun. Şimdi bu tespiti aynen tartışmasız
doğru kabul edelim. Ama aynen bu tespitin sahibi olan isim bizzat gene kendisi diyor ki
Atatürk'ün birçok İslami yorumunun birebir kaynağı Kayetidir. Kayetani de yani bu konuyla ilgilenen
bütün dünyadaki insanların bildiği gibi batıdaki İslam düşmanlarının en gözü
dönük olanıdır. Şimdi bu ikisini nasıl yan yana getiriyorsunuz? Yani anladınız siz onu
arkadaşlar. Top sizden. Sonra Mahmut Esad Bozkurt. Kim bu? Bunun Hüsnü Bozkurt. Bir adamı da
vardı. CHP'de bile tutmadılar onu. Konya milletvekiliydi. Son seçimde attılar. Şimdi Atatürkçü
Düşünce Derneği'nin başkanı torun Bozkurt.
Bu onun dedesi Atatürk'ün meşhur adalet bakanı. Toplu eserler 3. cilt sayfa 644.
Sene 1922. İzmir'den Yunanlılar bir şekilde işte vapurlara binip gitmiş. Urla ve çeşme
iskelelerinden. Atatürk de Muzaffer komandan olarak Ankara'ya dönmüş. Büyük
yani böyle doğal olarak o ortamda yer yerinden oynadı diyeceğimiz bir karşılama töreni. 1922 Ekim
falan gibidir. Meclis binasından içeri girerken diyor bir hoca çıktı. Yani o güne kadar yüzlerce senelik
Osmanlı Devlet geleneğine uygun biçimde ellerini açıp dua etmek ve herkesi de amin dedirtmek istedi.
Atatürk diyor, "İmamı meclisten kovdu." Şimdi mesela bunu ben söylemiş olsam doğrudan kendi
fikrim, bilgim, yorumum, iddiam olarak falan hatta belki hani şu anki Şanlı AK Parti iktidarı
sırasında sıkıntı bile olabilir hukuki açıdan da ama bunu Bozkurt söylüyor. Yani Mahmut Esad kovdu
diyor imamı.
Bu bir. 2. Kemal Arıburnu Atatürk'ten anılar.
Kemalist kitap aynı olayı anlatıyor. Sayfa 261 289'da
kovarken yani bu yüzlerce kişinin gözü önünde oluyor arkadaşlar. Hem de şunu söyledi diyor imama.
Biz savaşı duayla kazanmadık. Bu olaydan 2 sene sonra Ekim 1924 yeni meclis binasının açılış töreni
yapılıyor. Yani hızla bugün yanadır onlar. İstiklal Harbi sırasındaki meclis binası aslında İttihat
Terakki'nin Ankara kulüp binası olarak yapılmış yarım inşaat. İstiklal harbinde o meclis binası
olarak kullanıldı. Ama çok küçük yetersiz olduğu için art biter bitmez hemen hızla asıl yeni bir meclis
binası inşaatına girildi. Bugün bunların ikisi de yanadır. Ulus meydanında müze.
İşte 1924 Ekiminde de ikinci meclis binasının açılışı yapılıyor. Kolektif
Cumhuriyetin ilk yılı. Sayfa 339. Açılış töreninde Atatürk diyor dua edilmesine izin vermedi. Anonim
çalışma Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın sonbahar gezileri. Bu resmi devlet yayını o
sırada yayınlanmış.
Sayfa 142. 1924 senesinde Kayseri'de bir hastane açılışına katılmış. Gene açılış
töreninde hocanın biri dua etmek istemiş, yaptırmamış. Yani şimdi örneklerini paylaştığımız kesinliği
konusunda herhalde kimse bir şüphe tereddüt ileri sürmez. Bu olaylarla ilk dindar cumhurbaşkanıdır
iddiasını nasıl yan yana getireceğiz? Yani bu sorunun tatminkar cevabına sahip olan varsa bana lütfen
yazsın. Beni bir büyük sıkıntıdan kurtarmış olsun. Sonra Nilüfer Öndin. Cumhuriyetin kültür politikası
ve sanat. 1923-1950 sayfa 126. 1929 senesinde diyor Atatürk çıplak bir
tablonun yani nü tablo diyorlar ona biliyorsunuz çıplak kadın resmi bir din kuruluşu tarafından satın
alınmasını istemiş. Yani bu dindarlık gereği mi oluyor? Şimdi şu vaziyette Reşat Nuri Güntekin'in
meşhur Yeşilgece Romanı sonraki yıllarda 50'lerde ölümüne yakın Reşat Nuri birçok ortamda benim tek
ideolojik romanımdır ve şu an yazmış olduğumdan ötürü onu çok pişmanım dediği roman yeşil gece
arkadaşlar İslam'ı sembolize eder. Yeşil malum gece İslam'ın karanlığı aşan
okuyanlar bilirler işte medreseden çıkmış sonra ilkokul öğretmenliğine başlamış bir hoca Roma'nın
kahramanı medrese mezunu olduğu için önce dindar hocan ama zeki birisi. Okuyarak falan ateist oluyor
işte. Sonra ona uygun bir hocalık yapıyor. Yani roman bu. Baştan aşağı arkadaşlar çok da böyle
bayağı bir İslam düşmanlığı vardır. Hani İslam düşmanlığının bile rafine oranı vardır. Daha kaba saba
olanı vardır. Bu çok kaba saba. Çok göze batırırcasını.
Kaynağı paylaşalım. Mehmet RTE. Erken Cumhuriyet dönemi Türk romanında dinsel tipolojiler.
Sayfa 125.
Reşat Nuri diyor ki, "Yeşil geceyi Atatürk'ün emriyle yazdım." Hani keşke olsa şimdi burada biz de
Sinan Meydan'a sorsak yani böyle kaba saba ateist romanlar yazdırmak dindarlık gereği mi oluyor?
Çünkü olgu bu. İddia da o. İlk dindar cumhurbaşkanı kabul ama olgu da bu.
Şimdi bu olguyla dindarlık nasıl bir araya getiriliyor?
Doğu Perinçek. Din ve Allah. Kemalist Devrim dizisinin ikinci cildi.
Şimdi buradan okuyacağız arkadaşlar. Çeşitli isimlere ait ama yani Atatürk
şahidi işte demin paylaştığımız Karabekir örneğinde olduğu gibi almış.
Mesela Tahsin Bangoğlu. Kim bu? İnönü Devrinde Milli Eğitim Bakanı.
Akademisyen. Meşrutiyette yaygın bir dinsizlik havası
esmiştir. Mustafa Kemal o hava içinde yetişir. Tevfik Fikretten esas dinsizlik fikirlerini almıştır. Allah
öyle nasip etmiştir ki bu milleti dinsizlere kurtartmış. Bu Atatürkçülerin Mustafa Kemal'i
Müslüman yapma gayretleri de bir sahtekarlık. Özgün kaynak. Necmettin Şahiner Yeni
Nesil Gazetesi 13 Mart 1989. Ama mülakatta bu ifadeleri kullanan CHP tek parti hükümetlerinde
bakanlık yapmış olan bir isim. Enver Behnan Şapolo. Bunu bundan önceki programda okumuştuk
zannediyorum. Gereksiz tekrar olmasın. Evet bakıyorum. Bu kadar.
Atila Oral. Atatürk'ün sansürlenen mektubu. Sayfa 1213. Hüsrev Gerede'den
Atatürk'ün deist olduğu, Kur'an'ın müzikalitesi nedeniyle okuttuğunun itirafı var.
Kara Defter. İhsan Eravuz. Sayfa 328. İhsan Eravuz arkadaşlar meşhur topçu
İhsan. Atatürk'ün denizcilik bakanı. 1924 Mart başında Osmanlı hanedanının
yurt dışına ebediyen sürgünü Türk vatandaşlığından çıkartılması,
hilafetin kaldırılması müzakerelerinde mecliste Atatürk'ün gözüne girebilmek
için diye herhalde ben tahmin ediyorum. Şu an hayatta olan Osmanlı hanedan
mensuplarının yurt dışını ebediyen kovulmaları yetmez. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde
mezarlarda yatmakta olan Osmanlı padişahlarının da mezarlarını açalım, onların da kemiklerini yurt
dışına atalım diyebilmiş olan birisidir. Yani hani şimdi İhsan Yavuz günümüz insanının
genel olarak bilmediği bir isim. Dolayısıyla soracaksınız yani kim bu adam? Atatürkçü mü, İslamcı mı,
ondan mı, bundan mı falan işte böyle birisi. Hatta aynı müzakerelerde bazı nispeten
daha insaflı milletvekilleri diyorlar ki bu sürgün kararı verilen bazı kadın
hanedan mensupları hamile birkaç tanesi doğumları yaklaşmış. O günün ulaşım
şartlarında kara tren yani bu sıhhatleri açısından tehlikeli. Kanuna
geçici madde koyalım. Onlar doğursunlar işte bir 23 ay çocukla beraber
yolculuğa tahammül edebilir hale gelsinler. Ondan sonra onları da yurt dışı yapalım falan diyenlere
mesela itiraz ediyor. İhsan Eravuz ister inanın ister inanmayın aynen meclis zabıtlarına
geçmiş ifade ki beklenir. Yani Kanuni'nin, Fatih'in, Yavuz'un, Murat Hüdaveng Digar'ın kemiklerini
atalım demiş bir adamdan bahsediyoruz. Hayır diyor.
O hamile olan prensesleri karınlarındaki diyor piçleriyle beraber atalım.
Yani şimdi bunları söyleyince bir de Atatürk'ün bakanı deyince
yani İhsaner Yavuz tandansı duruşu dolayısıyla mevzuyla
ilgili naklettiğinin güvenilirliği herhalde herkesin kafasında oturdu.
demiş ki hem de kitabın son sayfasında sondan 3ün paragraf yalnız bu dahi yani
bu dahi dediği Atatürk ilhamını vahiy suretiyle ilahi bir
canipten alamıyordu. Onu biliyoruz zaten. 1 Kasım 1937 Meclis açış
konuşmasında önceki programda da tekrar ettik. Biz ilhamımızı gökten indiği farz
edilen kitaplardan almıyoruz diyor bizzat kendisi. O da onu söylemiş. O bunu muhitten almayı yani
çevreden almayı düşünmüştü. Ve zaten Mustafa Kemal Paşa peygamberlerin dahi ilhamlarını içinde
bulundukları hadiselerden ve muhitlerden aldıklarına inanmış idi. Yani sizin anlayacağınız diyor ki
Mustafa Kemal Paşa ateistti.
Çünkü bir Müslümanın bu konudaki duruşu nettir. Peygamberler Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla
Cenabı Hak'tan vahiy alırlar. İhsaner Yavuz'un aktardığına göre vahiy diye bir olay zaten yok. Onun
yerine ilham var. İlham da peygamberlerde. Aynen sende ve bende olduğu gibi. Hani biz sıradan
insanlar ilhamlarımızı, düşüncelerimizi çevremizden Evet. yaşadıklarımızdan, gördüklerimizden alırız.
İşte peygamberler de diyor öyleydi. Atatürk diyor öyleydi. Sonra bunu Allah'tan bana vahiy geldi diye
yutturdu aşağı bizim programların düzenli izleyicisiyeniz Eri ismi şöyle çağrışım yapsın siz de
arkadaşlar. Bu kısa dönemler birkaç sefer o yıllarda Fransa'da başbakanlık yapmış olan Fransız Radikal
Sosyalist Partisinin Genel Başkanı defalarca Fransa'da ve Türkiye'de verdiği konferanslarda
iftihar ile ilan ettiği üzere tam bir Atatürk hayranı. Yani o günün siyasi dengelerinde bir
Fransız başbakanından şahsen benim kolay kolay beklemeyeceğim şekilde yani bunu
tevazuya da verebilirsiniz. Ben onun talebesiyim. hayranıyım falan diyor.
Böyle bir isim. Edouard Herriot bizim programlardan şuradan hatırlarsınız 29 Ekim 23 Cumhuriyeti ilan
edildikten sonra Asamble Nasyonel Fransız Milli Meclisi'nde yaptığı bir konuşmada Türkiye'de yeni
ilan edilmiş olan bu cumhuriyet diyor bizim manevi çocuğumuzdur. İngilizlerin de buna benzer lafları
vardı. O yüzden ben konuyla ilgili programda demiştim ki hani espri tabii ciddiye almayın. Ulan bugüne
kadar yapmadılar ama yarın öbür gün İngilizler bize bir velayet davası açarlarsa Türkiye Cumhuriyeti
olarak yani işimiz gerçekten sakata binecek bir manevi yanlış anlamayın tabii madde olmaz. Çünkü
cumhuriyet soyut bir kavram yani. Ama bir babalık çekişmesi var İngilizlerle Fransızlar arasında. Hani
bilmiyorum bu durumda ulusalcılar hangisini tercih ederler falan. Yani o olaydan belki hatırlarsınız
Edouard Herriot'yu. Şimdi bu Edouard Herriot aslında yabancıların Atatürk ve İslam ilişkisi konusunda
söyledikleri inşallah bizim bu dizinin 3, bölümünü oluşturacak. Yani ne zaman olacak o?
20 Kasım Perşembe akşamı. Ama şimdi bu akşam Atatürk'ün yakın çevresi dedik ya
yani Edouard Herriot'yu ben bu duruşuyla yabancılar kategorisine sokmak
istemedim. bu yakın çevreye girmeyi hak eder. Kendisi. Her ne kadar yabancı pasaport taşıyan hatta bir
yabancı ülkede başbakanlık yapmış biri olsa bile yani bu derecede sıkı bir Atatürkçü,
Atatürk hayranı yabancı kategorisinde değerlendirilmemelidir. O yüzden ve bu anlamda hani kimse bir
çelişki gibi okumasın. Edouard Herriot'yu yakınları ne diyor? Atatürk ve İslam ilişkisi
konusunda bağlamında değerlendirdik.
Diyor ki kaynak Sadi Borak derlemiş. Atatürk'ün Armstrong'a cevabı yani meşhur Harold
Armstrong'un Bozkurt kitabına cevap. Burayı almış. Harold un Türkiye'de yapmış
olduğu bir konferanstan alıntı. diyor ki: "Süleymaniye'nin etrafında toplanmış ve eski Türk hayatının bir
merkezini teşkil eden hayır kurumları ve sonsuz kurumlar kaybolmuş. Bir adam gelip bu görkemli
geçmiş ile bütün ilişkileri kesti, attı. İslamlık İstanbul'dan kayboldu. Yeni bir Türkiye doğdu."
Harold diyor ki, "Bütün bu yükü atmak ve derdi kökünden
kaldırmak için dine hücum etmek, dini yok etmek lazımdır. O İslam dini ki
Ankara'nın 1. anayasasında devlet dini olduğu yazılıydı. 1928 senesinde
kaldırıldı. Bozkurt Güvenç. Atatürk dinsizdi. Yanlış anlamayın. Yani
Bozkurt Güvenç söylüyor bunu. Alıntıladığımız kaynak. Kazım Güleçüz,
Müflis Proje, Kemalizm, sayfa 13. Sinan Meydan,
Bildiğiniz Sinan, Elcevap kitabın adı. Aklı sıra Tayyip Erdoğan'ın bazı
iddialarına, konuşmalarına cevap veriyor. Onların tarihsel açıdan ne kadar tutarsız, yanlış olduğunu
anlatıyor. Yani kitabın genel kurgusu buydur. Adını da el cevap koymuş. Sayfa
705. Zafer Topraktan naklediyor. Diyor ki, "Atatürk dinsizdi.
Zafer Toprak bir iki sene önce ölmüş olan Boğaziçi'nin proflarından,
hocalarından fanatik Kemalist diye nitelendiririm ben. İnanmayan ya da itirazı olan
internet aleminde zafer toprak üzerinden şöyle çok kısa yani fazlasına gitmeye
çünkü gerek kalmayacak. bir dolaşıversin.
Özgür Barış Etli, Profesör Atatürk, sayfa 192. Enver Ziya Karal, Atatürk Ateisti.
Metin Köse Aynadaki Kemalizm. Cemal Kutay. Atatürk şamandı.
Bu hürriyette haber olarak da, röportaj olarak da çıkmıştı. Hatta şu bağlamda veriyor. 1998 senesinde
yayınlanmış bir pazar röportajıdır. Uzun tam sayfa şu bağlamda anlatıyor.
Kuleli Askeri Lisesine beni diyor konferansa davet ettiler. 28 Şubat dönemi. Konferans sırasında
Atatürk Müslüman değildi şamandı dedim. Bütün salon fırladı diyor. Dakikalarca ayakta
alkışladım. Aynen sayfa görüntüsü ile beraber arkadaşlar bu girerseniz Google'da Cemal Kutay Atatürk
şamandı falan diye karşınıza gelecek. Evet. Sinan Meydan Panzehir sayfa 29.
Can Dündar yani bildiğiniz can Almanların canı şu an Atatürk dinsizdir diyorlar. Yani bu adamlar diyor
hakimlerin, savcıların dikkatine şu an hayatta olan, ulaşılabilir durumda olanlarla ilgili
alın. Ben de buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Kafadan 5816 bu Can Dündar
alçağına bir dava da buradan açsınlar Atatürk'e dinsizliğini.
Şimdi ilk dindar cumhurbaşkanı ama fakat şöyle sıkıntılı durumlar var arkadaşlar.
Eşref Edip Fergan. CHP ve din 1948-1960
İstanbul Ayaspaşa Cami Minaresi Atatürk'ün emriyle yıktırıldı diyor birkaç saat içerisinde. Sayfa 271
olay. Yakındaki Park otelle bir gece eğlenirken 20'lerin sonu 30'ların başı gibi yatsı
ezanı okunmaya başlıyor. O okununca orkestra susuyor. Adetmiş hürmeten
böyle yarıda sustuğunu görünce adeti bilmiyor. Atatürk soruyor. Diyor ki, "Hayırdır, ne oldu?" İşte
efendim diyorlar böyle böyle yani ezan okunurken orkestrayı susturuyoruz. Ona diyor tepki gösterdi
kızdı. Öyleyse orkestranın susmaması için ezan okunamasın, ezan okunmaması için minare
olmasın falan gibi herhalde bir akıl yürütülüyor, yıkılıyor. Ama şimdi yani nasıl ilk dindar
cumhurbaşkanı oluyor bu bağlamda? Sıkıntı.
Derin Tarih Ocak 2025 154 sayı 105 ve 110 sayfalar. Bunu 2000'e doğru
dergisinde 80'lerin sonunda Doğu Perinçek hatta kapak dosya konusu yapmıştı.
Heybeli Adada Bahriye Mektebi yani bugünkü Deniz Harb Okulunun eski hali
içinde yerleşkenin içinde cami var. Atatürk'ün emriyle yıktırıldı.
Aynı konuya arkadaşlar merak ediyorsanız NTV Tarih Dergisi Nisan 2009 sayı sayfa
87'de de görebilirsiniz. Şimdi tarihi numarası ezberimde değil ama bunu ilk
bilgi düzeyine getiren işte 1987-88 senelerinde 2000'e doğru dergisi
olmuştu. Yıktırıldı. Hani kimse şunu demesin canım yerine daha güzelini daha
büyüğünü yaptırmak için. Hayır yıktırıldı. öyle kaldı. Yani şimdi onlarla şunları yan yana
getirdiğimizde nasıl bir izah olabilir? Ben gerçekten bilmiyorum. Böyle mantıklı, tatminkar şekilde
bunu yan yana getirip izah edebilecek olanlara da soruyorum. Cami ve minare yıkımlarının yanında
Anadolu ve Kara soy isimli iki yazarın ortak çalışması. Atatürk ve Sanat sayfa
33. Alanya'da eski bir kilisenin yıkılmasına engel oldu. Yani hangi
sebepten bilmiyorum. Eski kullanılmayan artık mübadeleden sonra Alanya'da zaten
Hristiyan da kalmamış. Yıkılacak duyuyor bir şekilde Ankara'da diyor ki, "Hayır
mabettir, kutsaldır, dokunulmasın, yıkılmasın." Sedef Kabaş bu bildiğiniz sedef yani
cumhurbaşkanına ik sene önce öküzlüye hakaret etmiş. Bundan sebep işte ilk
celseye kadar bir iki hafta içeride tutuklu kalmış. Bu sayede de kahraman olmuş olan o dişi gazeteci
Muazzam Muazzez isimli. Yani bu Muazzam Muazzez de bir nehir röportajdır. Muazzez ilmiye çığı
vardı ya arkadaşlar hani bazıları onu cumhurbaşkanı adayı olarak göstermişlerdi 102 yaşında.
E muazz gerçekten muazzamdı. Çünkü dünyanın bir gaz ve toz bulutu olduğu
dönemleri hatırlayan biriydi. Ama işte en sonunda o da gitti. Onunla yapmış olduğu bu nehir röportajda
kitapta sayfa 77'de bu muazzam muazzezden öğreniyoruz.
Konya'da da bir kilisenin yıkılmasına izin vermemiş. Şimdi Varanik önce Alanya'daki
kilise yıkımını durdurdu. Sonra Konya'daki kilise yıkımını durdurdu. Hani bu özel bir araştırma konusu
olsa yapılmamıştır. Bugünkü şartlarda. Yapılabilir mi? O da ayrı soru.
Belki başkaları da çıkacak. E şimdi onun devamında şu mantıklı. Ayşe Hür Mustafa Kemal Atatürk
döneminin öteki tarihi 3. cilt sayfa 216 yılbaşı mesajı yayınlıyor. Derseniz ki bunun yani şimdi konuyla
alakası ne? 1938 bundan 7 sene önce önceki programı hatırlıyor musunuz bilmiyorum izlediyseniz
1931 senesinde Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği imzası titriyle bir tamim yayınlandı.
Bundan sonra cumhurbaşkanına hiç kimse Ramazan ve Kurban Bayramlarında
tebrik, telgrafı, mektubu, mesajı göndermeyecek yasaktır." diye. Cevap da verilmeyecek. Dolayısıyla
şimdi 1931 senesinden itibaren Müslümanların Ramazan ve Kurban bayramları ile ilgili kendisinin
tebrik edilmesine yasak getirmiş. 1938 senesinde Hristiyan yılbaşı ile ilgili kutlama mesajı atmış.
Tabii böyle bir sürecin sonunda şu hak edilmiş sayılıyor arkadaşlar bence. Emrah Sayar yaz Kasım 1938
sayfa 43. Ölümünü müteakip günlerde havralarda, sinagoglarda ve kiliselerde ruhani ayin
düzenlendi. Paris sinagoğunda bile düzenleniyor. O kadar yani. Hani sırf
Türkiye'dekiler deseniz işte yaranmak için ya da hükümetin şerrinden, korkusundan falan gibi kulplar
takılabilir. E Paris Sinagogu için böyle bir şey yok. Koca Paris sinagogu.
Dikkatinizi çekiyorum. Bir durun düşünün yani.
Peki sadece 38 senesinde mi? Hayır. Östen Korucu Soy isimler. Tutku Değişim
ve Zarafet kitabın ismi. Sayfa 370. 10 Kasım 1953. Yani 15. ölüm yıldönümü.
Özelliği nedir? Ankara Etnografya Müzesind'eki geçici yerinden alındı. şu an bulundu. Kalıcı yerine
anıt kabire nakledildi. Büyük dev törenlerle.
Bu nakil töreni esnasında arkadaşlar Türkiye'deki bütün sinagoglarda diyor
dini tören yapıldı. Sayfa 370. Bunlara yorum yapamıyoruz tabii takdir
edeceğiniz sebeplerden ötürü. Son olarak şimdi bu gece noktayı
koyuyoruz. Koyarken konuyla yarım bağlantılı yarım değil. Şunu ilave edelim.
Dindar cumhurbaşkanını yani sıradan bir dindarın da ötesinde aslında ilahi
seçilmiş bir insan. Tabii İslami anlamda yani.
E nereden belli? İşte 19. Bunu artık Türkiye'de herkes biliyor.
Konuya özel ilgisi merakı olanlar diye çerçevelemeyeceğim.
hayatında 19'ların yeri. Gerçekten bu çekici bir şey yani dikkat
çekici bir şey. Çarpıcı, ilginç bir şey. Tesadüfe hamledemeyeceğiniz kadar gene
girerseniz internette Atatürk ve 19 diye çarşaf çarşaf listeler göreceksiniz.
Doğumundan itibaren alın 1881'den ölümüne kadar. Yani düşünün mesela 19
Mayıs 1919 gibi muazzam bir 19 ağırlığı gerçekten var. Bu olgusal bir tespit. Kimse hayır diyemez.
E kolay kolay tesadüfe de yorulamaz. Hani şuna benzer. Hep isabet edene hiç tesadüf denilir mi?
Bu bir. İki, Müddesir suresinde bir ayette arkadaşlar Kur'an'da gerçekten 19
diyor. Diyorlar ki bak Kur'an Allah'ın kitabı. aritmetik kitabı değil bu. Yani 1 2 3 4
5 6 7 8 diye saymıyor. Kur'an'da kaç tane rakam vardır ki bir vesileyle çok
az. Onlardan biri de 19. Kur'an'da 19 var mı? Var. Atatürk'ün
hayatında bu kadar ağırlıklı bir 19 ve katları yani 19 derken onu ilave edelim.
19'un katları var mı? Var. İşte Atatürk Allah'ın seçtiği kul.
Şimdi şu söyleyeceğimin ulusalcılara hiçbir etkisi olmayacağının farkındayım da ben gene de söylemiş
olayım. Bence bu bağlantıyı kurmayın. Bu argümanı dile getirmeyin ulusalcılar.
Çünkü Kur'an'da 19 rakamının geçtiği bağlam çok sizin hoşunuza gidecek şekilde
değil. Cehennem tasvir ediliyor. Birkaç ayet. Sonra devamında
onun üzerinde 19 vardır diyor. Yani akışa baktığınız vakit oradaki o
öznesinin cehennem olduğu net. Cehennemin üzerinde 19 vardır diyor. Ama
onun yani cehennemin üzerindeki 19 hangi bağlamdadır? Kaç yani neyin 19'u falan
onu tasri etmemiş. Kitabullah insanların tefsirine, içtiadına,
anlayışına bırakmış. Şimdi bu bağlamda da İslam tefsir
tarihinin en büyüklerinden biri olarak Fahrüdin Razi Mefatü Gayp isimli
Türkçede 23 cilt halinde yayınlanmış olan tefsirinin 19. cildinin ilginç 66.
sayfasında bu ayeti tefsir ederken diyor ki onun üzerinde 19 vardır. ifadesi cehenneme götüren 19 temel
sebebi işaret eden bir ifadedir. Yani bu bağlamda düşünürseniz ben şahsen
lafı uzatmayayım Atatürkçü olsaydım Atatürk 19 Kur'an-ı Kerim müddessir hiç
bu mevzulara girmezdim arkadaşlar. Kafamı çevirirdim. Yok muamelesi yapardım.
Çünkü herhalde anlaşılmıştır tahmin ediyorum. En azından normal insanlar tarafından.
Yani Atatürk Kur'an 19 üzerinden bir ilişki argümanı geliştirmeye
kalkışırsanız bu çok Atatürk'ün lehine çıkmayacak. Gene siz bilirsiniz tabii. Ben söylemiş
olayım. Arkadaşlar mevzuyu bitirdik çok şükür. 20 Kasım Perşembe akşamı bu dizinin
3üncü ve son bölümü ki alt başlığı yabancılara ve Atatürk karşıtlarına göre
Atatürk ve İslam. Şimdi bu iki programdan sonra yabancılardan da alıntıladıktan sonra herhalde artık
Atatürk karşıtlarının bu konudaki fikirleri nedir? Buna dair ikiü tane sembolik örnek zikretmenin de
zannediyorum tarihçilik, tarih metodolojisi kriterleri açısından eleştirilecek bir
tarafı olmaz. O vakte kadar ebeden ve daima sizleri kendisine emanet
edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı
uykular diliyorum.
Videoyu izlemek için altta ki linke tıklayın
https://www.youtube.com/live/cNwNoexP6Us?si=mKEKTv_p-dy91_bO