RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 16 : 1935... MASON LOCALARI GERÇEKTEN KAPATILDI MI?

RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 16 / 1935... MASON LOCALARI GERÇEKTEN KAPATILDI MI? :

    Bismillah arkadaşlar herkese hayırlı akşamlar. Bu akşam bu hafta resmi tarihe geçen hafta başlamış olduğumuz dizinin ikinci sorusunu soruyoruz. Mason hocaları gerçekten kapatıldı mı? 

    Hafızaları tazeleyelim. Geçen hafta işlediğimiz konuydu. Resmi tarihin iddiasına göre 1935 senesinde Atatürk'ün gayri resmi baskısına dayalı olarak mason hocaları kendi kendilerini kapattılar, fesettiler. Resmi tarihin iddiasına göre bunun sebebi mason localarının kökünün dışarıda oluşuydu. Doğrudur. Atatürk'ün de son derece bağımsızlıkçı, ulusalcı olduğundan ötürü böyle bir kuruluşa tahammül edememesi artı olarak zaten masonluk karşıtı oluşuydu. işte hem masonluğa karşı olduğu için hem fazladan masonluk kökü dışarıda bir kuruluş olduğu için diğer taraftan kurucu devlet başkanı Atatürk son derece ulusal onura, bağımsızlığa düşkün bir cumhurbaşkanı olduğu için mason localarına kapanma yolunu gösterdi dedik. Bunun üzerinde geçen hafta durduk. Dedik ki acaba gerçekten öyle miydi? Şimdi değildi kısmına girmeyeceğim. Kıymetli vaktimizi harcamayalım. Gereksiz bir tekrar yapmayalım. Bu hafta şu andan itibaren resmi tarihe ilave ilkinin devamı olan ikinci bir soru soruyoruz. Mason locaları gerçekten kapatıldı mı? 

    Şimdi tahmin ederim resmi tarih ve onun savunucuları böyle bir soruyu bile garipseyecekler. Diyecekler ki yani işte 1935 senesinde bizzat kendi yetkili hukuki kurullarının almış olduğu hem yazılı kararlar var tabii ki kapatıldı. Ama sıkıntılı gözüküyor arkadaşlar bu iddiada. Yani resmi tarihin ileri sürmüş olduğu aşağı yukarı her şey gibi. Bunun da öyle iddia ettikleri gibi olmadığı, gerçekte o şekilde olmadığı düşüncesine şahsen beni sürükleyen ve benimle beraber daha çok sayıda bu dönemi okuyan, araştıran, düşünen, insanı sürükleyen arkadaşlar şu gibi hususlar var ki bunların hepsini bu noktada resmi tarihe birer soru ve itiraz cümlesi olarak dile getiriyoruz. başlayalım. 

    Mesela bir Aydoğan Vatandaş 'ın Monşer Saklı Seçilmişler. Bu kitabı tavsiye ederim. Kitabının 56. sayfasında paylaştığı üzere sene 2007 Türkiye'de masonların bilinen ve en önemli en üst düzeylerinden birisi olan Celil Layıktez 'in Türk basına vermiş olduğu bir röportajda geçen cümleyi aynen alıntılıyorum. 1935 uykuya yatma olayı hakkında yani mason jargonunda öyle denilir. Kapatmadı. O olay başka türlü gelişti diyor ama başka türlü gelişti derken ne türlü gelişti? Bununla ne demek istedi? Onun ayrıntısına girmiyor. Dolayısıyla burada bizler için iki tane ilginç ve önemli nokta oluşuyor. Başka türlü gelişme ne demek? Yani kapatmadı dedikten sonra ya da yani cümleyi nasıl isterseniz öyle kurun. Masonlar kendi localarını kapatmadı. Atatürk mason localarını kapatmadı ve benzeri ve benzeri sonuçta hepsi aynı kapıya çıkacak. Bir kapanma olmadı ama resmi tarih oldu diyor. Hukuki boyutuna bakarsak işin işte yetkili kurulları toplandılar resmi karar aldılar. Bunu da yazılı metne döktüler. Altını imzaladılar kapandı. Ama yani şimdi ortadan bir isim de değil. Hani böyle işte ulusalcıların her zamanki yumuşaklığı karşı taraftan Müslümanlardan birisi. E zaten bu çağ dışıdır, yobazdır falan. Atatürk düşmanıdır, cumhuriyet düşmanıdır. O yüzden öyle diyor. Şimdi denilemeyecek bir isim. Ortadan bir isim de değil arkadaşlar. Celil Layiktez 2007 gibi daha dün denilebilecek bir geçmişte hem de masonluğun göbeğinden ve tepesinden konuşan bir isim olarak kapanmadı derken ne demek istiyor? O olay başka türlü gelişti derken ne demek istiyor? Ve ikinci soru. Yani o başka türlü nasıl bir türlüdür? Bunun içeriği nedir? Ayrıntısı nedire geldiğinde de hiçbir şey söylemiyor. İşte size kapı gibi bir soru arkadaşlar. varsa buna cevap verebilecek olan öyle kafadan sallamadan, afaki spekülasyonlar yapmadan, anama bacıma küfür etmeden insan gibi hani biliyorum gene ulusalcılar için çok zor bir şart ileri sürdük de artık söylemesi bizden. Buna insan gibi cevap verebilecek, açıklama getirebilecek biri varsa hodire meydan diyoruz. 

    Geçiyoruz. Şimdi Celil Layıktez gibi içeriden ve üst düzey bir isim tarafından dile getirilmiş olan bu iddiaya somut bir örnek delil arkadaşlar. Kaynağımız Ömer Özcan'ın yazdığı Dr.H. Tahsin Tola isimli biyografi çalışmasının 87. sayfası okuyorum. Bu gelişme üzerine yani locaların kapanması üzerine basında masonluk aleyhinde en ağır yazılar bu teşkilata mensup olanlar tarafından yazılmıştır. Şimdi devam edeceğim de burada bile noktayı koyduğumuzda doğal olarak haklı olarak ya bu iş acaba bir göz boyamaca mıdır? Bir çeşit provokasyon mudur diye şüphelenmez mi insan? Devam. Bu tür yazıları neşredenlerden gazeteci Nurettin Ertan o yıllarda da takip eden milli şef yıllarında da el üstündedir. Milletvekilidir. Rejimin değerli gazetecilerindendir. Mason mahfillerinde sık sık konferanslar veren kapanma öncesi kıdemli ve sözü geçen büyük üstatlardandı. Yani 33 dereceli masonlardandı. 1948'de localar yeniden faaliyete geçtiğinde Ankara'da ilk loca açanlardan biri olmuştur. Ama kapanma yani sözüm ona kapanma kararına müteakip gazetelerde masonluk hakkında en ağır aleyhte yazıları yazan da mesela gene Nurettin Ertan olmuştu. Şimdi yani çok safsanız burada düz mantıkla şöyle diyebilirsiniz. Ya işte kapanınca o da hakikati gördü, ışığa uyandı. Samimi olarak mason alehtarı oldu. Dolayısıyla masonken kendi samimiydi. Sonra fikir değiştirdi. Olabilir. Yani insanlar fikir değiştirebilir. Sonra gene aynı samimiyetle mason alehtarı oldu. Hayır bunu diyemiyoruz arkadaşlar. Çünkü 1948 senesinde İnönü döneminde ve bizzat onun emriyle onun himayesi altında localar resmen yeniden açık açılırken bu Allah izin verirse önümüzdeki haftanın sorusu ve konusu olacak. Nurettin Ertan Ankara'daki ilk mason locasını açan kişi oldu. Demek ki öyle bir değişim dönüşüm yani bir nevi ışığa uyanma, hidayete erme yaşanmamış. E o zaman burada biz de haklı olarak bir bit yeniyi ararız. Deriz ki yani bu kapanma ciddi miydi? 

    Ulusalcılar uyumayın size soruyorum. 3 üncü soruyu gündeme getiriyoruz. Kolektif bir çalışma. Yakın dönem Türk politik tarihi sayfa 60. Bu argümanın üstünde geçen hafta da durmuştuk. Şimdi konu gereği tekrar ediyorum. Localar kapandı ama siyasi elitte ve bürokratik elitte yani üst düzey bürokratlar arasında mevcut olan bütün masonlar görevlerine devam etti. Burada iki tane isim arkadaşlar özellikle öne çıkar. İçişleri bakanı, dışişleri bakanı. Yani şimdi muhatap ulusalcı bile olsa herhangi bir devlette, hükümette, ülkede içişleri bakanıyla dışişleri bakanının önemi nedir, işlevi nedir? Herhalde bunun hakkında konuşmaya gerek yok. Bunların ikisi de hem de üst düzey masondu. İçişleri Bakanı Şükrükaya 33 dereceli mason. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüşta Araz hafızam beni yanıltmıyorsa o da 33 dereceli mason. Yani şimdi masonlu ulusalcıların ve resmi tarih ile ideolojinin ileri sürmeye çalıştığı gibi Atatürk gerçekten masonluk karşıtı olduğundan ötürü kapattıysa bu ikisi de birbirinden kritik bakanlıkta niçin iki tane hem de yani üstadı muhterem ve azam rütbelerine 33 dereye ulaşm ulaşmış dereceye ulaşmış iki tane masonu hala niçin görevde tutmaya devam etti işte alın size kapı gibi bir soru daha. Sonra mesela Deniz Güner, Sansür ve iktidar kitabı sayfa 104. Kapanma kararından sonra da arkadaşlar masonluk karşıtı yayınlar sürekli yasaklandı. Şimdi burada gene resmi tarih ve ideolojinin konuyla ilgili tezinde kocaman çelişki oluşturan bir olguya geldik. Mason localarını masonluk karşıtı olduğundan ötürü kapatan irade şahıs devlet başkanı e masonluk karşıtı ya yani adı üstünde mason alehtarı yayınları yasaklamaz. Bilakis kendisi destekler, sahip çıkar, yazdırır, yayınlattırır. Hayatın doğal akışı budur. Aklın gereği budur. Normali budur. Ama tam aksi oluyor. Somut örnek verelim. Celil Bozkurt'un Cevat Rıfat Atilan kitabı sayfa 87, 89, 93, 132 ve 135'te göreceğiniz üzere 1936 senesinde burada tarihe dikkat arkadaşlar. Mason locarı 1935'in başlarında kapatıldı. Bahsini edeceğim bakanlar kuruluna ait yasaklama kararı bundan 1,5 sene kadar sonra. Yani önce olmuş olsaydı burada meseleyi yuvarlamak bir şekilde kılıfına uydurmak kolay olurdu da ama localar kapatıldıktan yani sözüm ona mason karşıtlığı bu kadar büyük ve radikal bir kararla ortaya konulup ispat edildikten 1 bu 5 sene sonra dünya nazarında Yahudilik ve masonluk isimli yani adından da anlaşılıyor. Siyonizm ve Masonluk Karşıtı Kitap Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. Yani şimdi Siyonizm Karşıtlığı meselesine girmiyorum. Çünkü onu pazar perşembe programlarında hemen geride bıraktığımız programlarda işledik biliyorsunuz. Gene iki program halinde. Yani tek parti döneminin İsrail ve Siyonizm sevgisi dedik. ( video 1 ) ( video 2 )İşte buyurun. Yani bir tane daha bu geceki konumuzu ilgilendiren boyutuyla arkadaşlar hani masonluk karşıtıydınız o zaman masonluk karşıtı kitapları niçin yasaklıyorsunuz? Ya sizde hiç akıl fikir yok mu? Sizde hiç iç tutarlılık denilen şey yok mu? Yani böyle kendi ayağınıza mı sıkarsınız diye sorası geliyor insanın. 

    Tabii yani bu perspektiften baktığımızda iş tutarlılık var. Çünkü locaların kapatılması samimi değildi. Dolayısıyla gerçek ve ciddi bir mason karşıtlığı da söz konusu değil idi. Peki niçin sorusuna girmiyorum. Çünkü geçen hafta özel olarak onun üzerinde durduk. Şimdi geçen hafta sadece konu başlığı olarak zikredip kaynağından ayrıntısıyla okumayı bu ikinci soruya dahil olduğundan ötürü bu haftaya bıraktığımız ve şahsen bana göre son derece ilginç, çarpıcı hatta heyecan verici bir somut detay vardı arkadaşlar, bilgi vardı. Sıra ona geldi. Hüseyin Şeyhanlıoğlu'nun Demokrat Parti kitabının 94. sayfasından size okuyorum. Aynen. Özgün metni Türkiye Büyük Millet Meclisi binası mason sembolleriyle dolduruldu. Eğer temizlenmediyse yani kampüs hala aynı kampüs. Biliyorsunuz 39 senesinde yanılmıyorsam 38 senesinde projesi kabul edilmiş. Hem de bizzat doğal olarak Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk tarafından kabul edilmiş. 38 ya da 39'da da fiilen inşası başlamış olan, halihazırda kullanılmakta olan Türkiye Büyük Millet Meclisi binası arkadaşlar mimarı tarafından Avusturyalı bir mimar. Belli ki çok samimi bir mason. İçi dışı her tarafı mason sembolleriyle dolduruldu. Yani son 23 sene içerisinde AK Parti hükümeti buna dair bir yeni uygulama yapmadıysa onları temizlemediyse hala öyledir derken Millet Meclisi kampüsünü iyi bilen, oraya girip çıkabilen mesela hani başta akla milletvekilleri gelir ya da bir başka sebepten bir başka işlevle şu an beni dinlemekte olan bütün arkadaşlarımın dikkatini çekmiş olayım. Bu konuda güncel tespit olanlar yani hala duruyor ya da hayır bunlar artık kazmış kaldırılmış. Benimle paylaşırlarsa çok sevinirim. Ben öyle meclise giden yani çok gidebilecek birisi de değilim. İstanbul'dayım her şeyden önce. Ben de merak ediyorum. Geldik sadede. Diyor ki arkadaşlar Hüseyin Şeyhanlıoğlu Demokrat Parti sayfa 94'te bir dipnot bu. Aynen okuyorum. Mustafa Yılmaz Dul Kadın'ın oğulları. Yazar ve kitabın ismi. Kişisel Yayınlar İstanbul 2010. Yazar kitabında 1938 yılında bizzat Mustafa Kemal tarafından projesi kabul edilen Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne çok sayıda masonik işaret yerleştirilmiştir. Yılmaz kitabında konuyu şöyle açıklar. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde dikkatimi çeken bu işaretlerin izini sürdüm. Üsken, Üskgen içinde göz. Malumunuz 1 dolarlık banknotların arkasında da vardır. Piramit kutsal kadeh gibi masonik sembollerden çok sayıda sembol bulunuyor. Üskinde üç nokta en önemli masonik sembollerdendir. M harfi de yine en önemli masonik işaretlerdendir. Yine kulis girişinde yani meclis binasının ana binanın kulis girişi diyor. Yer alan esrarengiz işaretler arasında yer alan M harfi masonların kutsal kadın kabul ettiği Magdalenalı Marya'yı simgeliyor. Zeminde yine masonların kutsal kabul ettiği kadeh ve Davud'un D harfi de M harfinin hemen yanında yer alıyor. İşte buyurun. Yani şimdi bu nasıl iş? hem localarını kapatacak kadar masonla, onun bağlantılarına, kurumsal yapısına, felsefesine, her şeyine karşısınız. Hani sözüm ona. Hem de yani öteveri bir şey değil arkadaşlar. Sembolik değeriyle de, gerçek işlevsel değeriyle de herhangi bir ülkenin parlamento binası ne demektir? O binanın ana kısmını, genel kurul salonunun bulunduğu ana binayı tepeden tırnağa kadar örneklerini okuduk. Mason sembolleriyle donatıyorlar. Yani donatıyorlar ve siz bunu görmezden geliyorsunuz. Ne önemi var falan durumunda kalıyorsunuz. E böyle olunca tabii işte biz de bu soruyu soruyoruz. Yani mason locaları gerçekten kapatıldı mı? kapatıldıysa gerçektense  şu gafleti nasıl izah edeceksiniz?Gerçekten ve samimi olarak kapattık, faaliyetlerini engelledik dediğiniz masonlar bu tarihten 3 sene sonra yani alay eder gibi adeta küfür eder gibi gelmişler. Sizin yeni inşa etmeye başladığınız parlamento binanızın her tarafını en bilinen mason sembolleriyle don atmışlar. Yani burada söyleyecek söz kalmıyor arkadaşlar. Esasen var da yani ahlaki ve kanuni engeller engel oluyor. Sizin takdirinize havale. 

    Şimdi geldik bildiğim kadarıyla kendisi de mason olan ama fanatik bir Kemalist olduğunda hiç kimsenin en küçük şüphesi, tereddüdü olmayan gazeteci yazar Orhan Koloğlu'nun Cumhuriyet döneminde Masonlar isimli kitabının 103. sayfasına ki bu yani içeriden bir kitaptır. Öyle masonluk alehtarı değil. Bilakis yani rahatlıkla bir masonluk propagandası diyebileceğimiz kadar masonluğa karşı duruşu sempatik bir kitaptır. İşte gerçekten kapatıldı mı sorusuna cevap teşkil edebilecek mahiyette. Bakın bu kitabın 103 ve 104. sayfalarında hem de Orhan Koloğlu gibi bir isim bize ne diyor? Bu kapatma ya da kapanma değil uykuya yatma sayıldı. Yani uygun zamanı gelince uyanılacaktı. Çeltikçi alıntıladığı yazar mason. 1930'ların sonunda sözü geçen masonlardan hiçbirinin fesih hususunda kamu önünde sebepleri açıklayıcı, aydınlatıcı ve ayrıntılı beyanatta bulunmamış olmasına dikkatleri çekiyor. Ayrıca fesih emrini verdirtenlerin yani bu tanım doğrudan Kemal Atatürk'ü işaret eder. Akıllarına gelmeyen bir örgüt yapısı devam ediyordu. Yani akıllarına geldi mi, gelmedi mi bilirler miydi, bilmezler miydi? Bence orada çok da emin olmamak lazım da. Yani bir masonun kaleminden çıkan kitap bu. Neymiş o? Kapatılan Yüksek Mason Cemiyeti büyük doğu idi. Yani ismi o. Oysa bundan ayrı bir de Yüksek Şura yani Süprem Konsey vardı. Yani masonik kuruluşun, kurumun bir kısmı kapatıldı. Öyle diyelim daha rahat anlaşılır ama asıl zirveyi oluşturan, beyin takımını oluşturan yüksek konsey konsey buna dokunulmadı. Orhan Koloğlu gibi bir isim diyor ki yani kapatanların bundan haberi yoktu. E demeye getiriyor ki bilseydi onu da kapatırlardı canım. Yani şimdi bu kapatanlar sarı çizmeli Mehmet Ağ mı? yönetmekte oldukları devlet yani bir sene önce Afrika'da kurulmuş bir muz cumhuriyeti mi bu kadar mı gafil? Bu kadar mı istihbarat imkanlarından, devlet aklından, devlet tecrübesinden bir haber bilmiyorlardı. Bilselerdi Süprem Konseyi de kapatırlardı canım benim. Türk devlet geleneği aklı dediğiniz vakit arkadaşlar yani 2200 senelik geçmişi olan bir şeyden bahsediyoruz. Dolayısıyla haberleri yoktu. O yüzden dokunmadılar kısmını ben bir an için bile kale almam. Geriye kalır şu gerçekçi ciddi ihtimal işte her şey görüntüden ibaret. 

    Şimdi bunun böyle olduğu arkadaşlar 1942 senesine ait Alman Dışişleri Bakanlığı raporlarına, diplomatik raporlara bile geçmiş. Bakın nasıl. Alman Lawrence ile Müslüman. 2. cilt Serdar Dinçer. Sayfa 463'ten okuyorum. Özgün belge. 7 Mayıs 1942'de Schimit'ten Dumonta'a demiş. Büyükelçilik notu yani Alman büyükelçiliğinin dönemin Alman Dışişleri Bakanlığı'na Berlin'e göndermiş olduğu bir Türkiye raporundan konumuzla ilgili alıntı. Diyor ki masonluk bugün yasakmış ancak göstermelikmiş. Ruh kalmış ve makamlar dosttan dosta ve hep eskiden masonlukla sıkı ilişkili olanlara devrediliyormuş.  Yani sadece varlığını mı devam ettiriyor? Sadece ayakta mı kapanmış görüntüsü altında? Değil arkadaşlar. Devlet ve hükümet politikalarında son derece aktif, etkili, güçlü. Örnek İsmail Kara Cumhuriyet Türkiye'sinde bir mesele olarak İslam. Bunu herkese tavsiye ederim. ik ciltlik çok yetkin ve üzgün bir çalışmadır. 81. sayfada şunu görüyoruz. Sene gene 1942'dir. Demirbaş Diyanet İşleri Başkanı Börekçi vefat etti. yerine Şerafettin Yaltkaya yani akademisyen kariyer itibariyla profesör Şerafettin Yaltkaya'ya getirildi. Bahsini ettiğim kaynak ve sayfada diyor ki masonlar tarafından ve ibadet dilini yani namaz dilini de Türkçeleştirme projesinin bir gereği olarak Diyanet İşleri Başkanlığına getirildi. Önceki yıllarda zaman içinde başka konuların içeriğinde bu konudan bahsetmiştik uzun uzun. Şerafettin Yaltkaya'nın 1942 sonrası yani bu gayretler 1946'lara kadar devam edecek ve büyük ölçüde dönemin meşhur Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'le ele vererek İnönü'nün özel himayesi altında bir yeniden ibadetti. Çünkü bunun ilki 1932'de Atatürk'e aitti. teşebbüsün yarım kalmıştı. İkinci bir kere aynı proje raftan indirildi. İnönü devrinde işte bu saydığımız isimlerin yönetiminde. Şimdi yani konuyu dağıtmamak için ayrıntısına girmiyorum. Belli bir yere kadar getirildi ama bilfiil uygulamaya geçilemedi. Yani start düğmesine basılamadı. İşin bir tarafı. Ama Rıfat Börekçi'nin yerine 1942'de Diyanet İşleri Başkanlığı'na oturtulması Şerafettin Yaltkaya'nın yani ne kadar ilginç gırtlak kanserinden ölecek 3-4 sene sonra. Neyse ibadet dilinin Türkçeleştirilmesiydi. Yani ezanla yetinmeyeceklerdi aynı zamanda işte hani Allah göstermesin namaza başlarken rahman ve Rahim olan tanrının adıyla diyecektiniz. Allahu ekber demeyecektiniz. Tanrı uludur diyecektiniz. Fatiha'yı işte hamt alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur falan diye gidecektiniz. Arkası da böyle gelecekti. Tabii o namaz değil. bir maskaralık olmuş olacaktı. Geçerken söyleyelim. Tarihte bilfiil Türkçe olarak kılınan ilk ve tek inşallah sondur da namaz. Çok ilginç arkadaşlar. Atatürk'ün cenaze namazı olmuştu Dolmabahçe Sarayı'a o gerçekten tanrı uludur diye başladı. Bir kişişi de esselamü aleyküm ve rahmetullah diye değil de iki tarafa esenlikler dilerim ve esenlikler dilerim diye bitti. Yani bu da tabii ayrı böyle hikmet elinin adetaine parmağını sokması manasında. Yani buna ulusalcı bile olsa basit anlamsız bir tesadüf diyebilmesi için insanın akıl getisini bir tarafa koydum da hani o konuda çok fakir olduklarını biliyoruz. Taş gibi de bir vicdanı olması lazım. Parantezi kapattık. Sadede geri döndük. Yani şimdi bu bilgiye dayalı olarak sorumuz şu: Ya nasıl mason loc hocaları kapatıldı? Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğuna hangi proje ile hangi ismin oturtulacağına bile masonlar karar verirken bu yıllarda mason locaları kapatıldı. Dolayısıyla Türkiye'deki masonik faaliyetler durduruldu diyebilmesi için bir insanın ciddi ciddi bunu savunarak, sahip çıkarak yani ben karar veremiyorum. Acaba çok akılsız mı olması lazım? Çok ahlaksız mı olması lazım? Yani hangisinden? Ahlaksızlıktan mı yoksa akılsızlıktan mı daha fazlasına sahip olması lazım? Onun kararına siz verin arkadaşlar. 

    Doğrudan içeriden bir paylaşım bakayım şöyle. Evet eksik kalan kitabımız yok. Orhan Birgit evvel zaman iç evvel zaman içinde isimli cildi sayfa 60. Kimdir Orhan Birgit? 1960'lı yılların başlarında İnönü CHP ağırlıklı hükümetlerde CHP milletvekili olarak bakanlık bile yapacak bir isim. Yani deyince herhalde daha fazla tanıtmaya gerek yok. Yani oran bir git. Çünkü Türkiye'de sokaktaki herhangi bir insanın öyle hemen bilebileceği bir isim değil. O ölçüde kamuya mal olmamıştır. Ama herhalde bu kadarlık bilgi de yeter. Her zamanki o yegane ulusalcı savunma argümanına karşı kim bu adam? İşte yobaz İslamcı, Kadir Mısıroğlu gibi falan. Öyleyse y şunu da benden bonus olsun. Oran Birgit'in hayatının ayrıntılarına baktığınız vakit arkadaşlar çok ciddi olarak militan CHP'li gazeteci kimliğinin yanı sıra bir derin devlet bağlantısı da görüyorsunuz. Bir kısım iddialarda C ile de irtibatlı olduğuna dair bilgiler var, iddialar var. Böyle ilginç bir isim. Orhan Birgit sene 1946 kendisi İstanbul CHP örgütünün aktif elemanlarından. Olayı anlatan da bizzat kendisi. Bu olaydaki itirafı masonlar arkadaşlar blok halde CHP'yi destekliyorlar. Yani şimdi konuyla ilgisi nedir? Buradan nasıl bir soru üretiyoruz? Gene düz mantığımızı çalıştırıyoruz. başa geri döndük. 1935 senesinde Atatürk yani CHP'nin kurucu genel başkanı aynı zamanda CHP Tek parti hükümeti yönetimi esnasında mason hocalarını kapattı. Niçin kapattı? Çünkü masonluğa karşıydı. E şimdi bunu gerçek kabul edersek CHP ile masonlar arasında otomatikman yani adına isterseniz münaferet deyin karşılıklı nefretleşme ya da isterseniz en hafifinden antipati deyin. Oluşmaz mı? Doğal olarak 1946 senesine geldik. Demokrat Parti henüz daha yeni kurulmuş. E bu durumda beklersiniz ki yani masonlar işte malum sebepten ötürü bu lokalle Demokrat Parti'ye gitsinler, onu desteklesinler, ona oy versinler falan ama öyle değil. Yani o zaman gene ortaya çok büyük bir çelişki, tutarsızlık çıkmış oluyor. Buna dikkatimizi çeken de Oran bir git gibi bir isim olmuş oluyor. Buyurun itiraz edin. Buyurun. Bu yalandır deyin. Çarpıtmadır deyin. Uydurmadır deyin. Ya herif sizin hükümetinizin milletvekili bakanı. Hatta ayrıntısında diyor ki ben kendi ifadesi toyluğum gereği Şişli CHP ilçe örgütünün yapmış olduğu kongrede çıktım. Masonluk aleyhinde konuştum. Bunun toyluk gereği olduğunu, kendi cehaletinin ve heyecanının, toyluğunun ifadesi olduğunu aynı kitapta 60. sayfada kendisi de itiraf ediyor. İşte bunlar Demokrat Parti'ye meyillidirler. Ona oy verecekler falan dedim. Bir anda diyor yüzler asıldı salonda. Ben konuşmayı bitirdikten sonra kulağıma fısıldandı. Dendi ki diyor Şişli CHP ilçe örgütünün yönetim kurulunun hepsi mason. Yüzlerin asılması o sebeptenmiş. ilaveten dendi ki diyor o sırada Türkiye'deki mason üstadı muhteremin yani masonların başı Mim Kemal Öke ordinaryus profesör doktor tıpçı Atatürk'e ölüm hastalığının teşhisini koyan ve ölünceye kadar bizzat tedavisini takip eden üç hekimden bir tanesidir. Dendi ki diyor Mim Kemal Öke de bu sırada salondaydı. O da dinledi seni. Yani sonra diyor ki, "Haşlandım başımdan aşağı." Bu kelime olarak yazmıyor da metnin akışında görüyorsunuz. Kaynar sular döküldü. E şimdi böyle bir ismin itirafıyla arkadaşlar sözüm ona kapatıldıktan 11 sene sonra bile orta yerde bir muhalefet partisi zuhur etmiş olmasına rağmen masonların hem de yani ilçe yönetim kurumlarını blok oluşturacak biçimde CHP örgütünün içerisinde aktif olarak mevcut olmalarını nasıl izah edeceksiniz? Diyoruz ki ulusalcılar bu nasıl kapatma? Yani kapatma buysa açma ve destekleme fiilleri nasıl olabilirdi acaba? 

    Allah izin verirse o da önümüzdeki cumartesinin konusu. Sonra sonra bunun daha da ötesi var arkadaşlar. Yani demin hakkında tanıtıcı bilgi verdiğimiz Orhan Koloğlu, mason gazeteci, fanatik Kemalist, Cumhuriyet döneminde masonlar kitabının 106. sayfasında naklediyor. Bu ara dönemde diyor yani sözüm ona kapatılma döneminde Atatürk'ün yerine geçmiş olan milli şef cumhurbaşkanı İnönü masonlara diyor para verdi. Mali destekte bulundu. Buyur buradan yak. Bu nasıl kapatma? Yani para verdiyse, mali destekte bulunduysa açık ya da gizli zaten kurumsal yapısı, varlığı devam ediyor demektir. Yoksa o para masonluğa verilmiş olmaz. Birtım şahıslara verilmiş olur. Böyle bir iddia yok. Bunun mantığı gereği de yok. Masonluğa verildiğine göre açık ya da gizli demek ki masonluk kurumsal varlığını devam ettirmekte. Bir ya parayı veren herhangi birisi değil. Şimdi bu parayı veren o sırada Türkiye'nin işte meşhur olmaya başlamış olan zenginlerinden diyelim Vehbi Koç olmuş olsaydı bile bu gene son derece önemli ve çarpıcı bir ayrıntı olurdu. Derdik ki hani kapatılmıştı ama parayı veren de arkadaşlar ya İsmet Yönü bir numara piramidin sivri ucunda tepesinde oturan isim y hiyerarşi anlamında. Ve son olarak şunu paylaşalım. İsmail Berduk Olgaçay Tasmalı Çekirge isimli anı kitabında İsmail Berdük Olgaçay yani görev yaptığı dönemde Dışişleri Teşkilatında parmakla gösterilebilecek mason loocasına üye olmayan ve büyükelçiliğe kadar tırmanmış isimlerden bir tanesidir. Tasmalı çekirge isimli anı kitabında yani dışişleri teşkilatının monşerlerin masonlukla ilişkilerini de yer yer yer çok tabii içeriden yetkin bir gözle önemli bilgiler vererek paylaşır. Tavsiye ederim. Yani özellikle anı kitaplarına meraklıysanız tasmalı çekirgeyi mutlaka okuyun derim. Şimdi bu geceki konumuzu ilgilendiren mesele şu. Sayfa 322'de diyor ki bütün yabancı mason kaynakları 1935-1948 döneminde de yani sözüm ona mason localarının kapatılmış olduğu dönemde de Türk masonluğunu diyor aktif olarak gösteriyor. Yani şimdi Türkiye sınırları içerisinde kalarak olaya bakıyorsanız resmi anlatım mason hocaları kapandı. kapatıldı falan. Her neyse ama Türkiye sınırları dışına çıktığınızda dünyanın başka hiçbir ülkesindeki hiçbir mason resmi yayını bu dönem içerisinde Türkiye'deki localar kapalıdır şeklinde bir ifade, bir ibare barındırmadığı gibi bir şekilde hani diyelim ki işte dünya envanterini çıkartıyor. Fransa'daki, İngiltere'deki, Amerika'daki bir mason çalışması. Türkiye'de masonluk aktiftir, localar açıktır şeklinde paylaşıyor. O zaman biz de bu detaya bakarak belki bazılarınızın çok safiyane göreceği şu soruyu soruyoruz. Yani bu işin doğrusunu biz mi bilmiyoruz, dünya masonluğu mu bilmiyor? Çarpıcı olan şu ya bir ülkenin masonik yayınlarında bu yıllarda Türkiye'de mason locaları aktifti şeklinde verilmiş olsa hadise. Evet. Buna rahatlıkla diyebilirsiniz ki gene düz mantığı çalıştırarak. Ya belki o ülkeli hocasının masonlarının haberi yoktu. İşte o yüzden de o cehaletten böyle bir hata kaynaklandı. İyi de birader bütün dünya ülkeleri, bütün dünya mason yayınlarında Türkiye'de localar aktif olarak gözüküyorsa yani dünya masonluğu bu kadar cahil, bu kadar kör, bu kadar gaflet içerisinde mi? Ya adı üstünde mason. Yani şeytan iblis bildiğiniz iblis insan haline girdiğinde İngiliz oluyor. Bir de mason oluyor. İnsaf edin. Yapmayın yani. Nokta. 

    Önümüzdeki hafta arkadaşlar bu dizinin 3ün bölümü ve 3ünc sorusunu soracağız. Resmi tarihe soruyoruz diyeceğiz. İnönü Mason localarına niçin açtı? Bütünü gözden kaçırmayalım. Geçen hafta dedik ki 1935 Atatürk masonl localarını niçin kapattı? Bu hafta dedik ki mason locaları gerçekten kapatılmıydı. Haftaya bu gece Allah izin verirse diyeceğiz ki 1948 13 sene sonra İnönü dönemi. İnönü mason localardan niçin açtı? Yani 1948'de hukuki olarak, resmi olarak da yeniden mason locaları açılacak ve o günden bugüne kadar devam etmiş olan kesintisiz, hukuki anlamda meşru kurumsal sürecini başlatmış olacak. Niçin? Arkadaşlar önümüzdeki hafta cumartesiye kadar ama ebeden ve daima sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum.

Videoyu izlemek için altta ki linke  tıklayın