RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 19 : İNÖNÜ AMERİKAN HAYRANI MIYDI ?

RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 19 İNÖNÜ AMERİKAN HAYRANI MIYDI ?    

    Bismillah. Allah'a hamd, Allah'ın resulüne salat ve selam olsun arkadaşlar. Hayırlı akşamlar.

    Bu akşam resmi tarihe şu soruyu soruyoruz. İnönü Amerikan hayranımıydı? Şimdi bizim bu sorumuzun doğrudan muhattabı olan resmi ideoloji yanlı sorunun cevabı son derece net. Kesin. Herhangi bir araştırma yapmayı, okumayı bile gerek görmezler. zannediyorum şunun gibi bir cevap verirler.Yani canım böyle de soru mu olur? Bütün zamanların en büyük, en iri 2 numaralı milli kahramanı olan bir insan yani İsmet İnönü olmuş oluyor.E o kimliğinden ötürü Türkiye'nin bağımsızlığına, ulusal onuruna hani öyle böyle değil de adeta hastalık derecesinde, saplantı derecesinde düşkün bir insan.Adı ister Amerika olsun, ister Fransa olsun, ister İngiltere olsun, ister Botswana olsun, ister Papua Yenigine olsun, başka herhangi bir devletin, ülkenin, milletin hayranı mı olurmuş? Yani bu da laf mı? Bu da soru mu? Falan gibi bir cevap verirler. Bu sorunun arkadaşlar esas itibarıyla ben ve benim gibi düşünen, tarihe benim gibi bakanlar nezdinde de gene aynı şekilde cevabı net. Net de biz sahip olduğumuz nezaket ölçüleri nedeniyle burada hayranı mıydı diye soruyoruz. 

    Evet hayranıydı.Yani cevap net derken bu nezaketimizden hayranıydı diyoruz arkadaşlar. İnönü'nün Amerikancılığına baktığınız vakit bu durumu hayranlık kelimesiyle, kavramıyla değil de burada dile getiremeyeceğimiz çok daha sert kelimelerle aslında nitelendirmek, meselenin hakkını vermek olur idi.Öyle olunca evet kendi cevabımızı, tavrımızı baştan belli etmiş olduk bu soru karşısında.Şimdi tabii sıra her zamanki gibi ve tarihe öyle bir abur cubur masal yığını değil de ciddi bir ilim olarak yaklaştığınız takdirde mutlaka yapılması gerektiği üzere bu cevabın ve bu iddianın altını somut bilgilerle argümanlarla doldurmaya beni şu an izlemekte olan arkadaşlarımızın vicdanını aklını da bu konuda nihai hükmü verecek olan hakem yapmaya başlayabiliriz.1. Kolektif yayın 80. yılında 2003 penceresinden Lozan Sempozyumu. Bu arkadaşlar onlara ait bir yayındır yani.Bakayım hemen yayıncısına. Evet, Türk Tarih Kurumu yayınları. Bu yayının 223. sayfasında Lozan Konferansının devam ettiği günlerde orada ne işleri varsa Amerikalı misyonerlerle Türkiye delegesi İsmet Paşa arasındaki samimiyete bakın okuyorum. Barton'a gösterdiği İsmet Paşa'ya ait sözler şöyledir. Yani iki Amerikalı arasındaki konuşma ya da yazışma burada bahsediliyor. Ama bu Amerikan misyoner teşkilatının arşivinden alınmış. da American Board merkezine yazdığı rapor diyor. Evet.Amerikalıların Türkiye'deki eğitim ve insani amaçlı ama ne demezsiniz siz ona?Eğitim ve insani amaçlı kuruluşlarının geleceği için endişelenmeyeceklerini umuyorum. Onların kalmalarını istiyoruz. Söz konusu faaliyetleri durdurmaya yönelik bir kanun çıkarmayı da düşünmüyoruz." diyor İsmet Lozan'daki Amerikan misyonerlerine. Bu beyanat Barton'u yani Amerika merkezdeki misyoner teşkilatının merkezindeki yöneticiyi çok memnun eder.Aynı mevzunun devamı sayfa 227. Misyonerler gene Amerikan bord teşkilatının, misyoner teşkilatının arşivinden alınmış bir belgeden çıkartıyoruz bunu. Misyonerler İsmet Paşa'dan ayrıldıktan sonra Türk heyetinden Şükrü ile karşılaşırlar. Şükrü Saraçoğlu o sırada danışman statüsünde orada İsmet Paşa'nın kendisine misyonerlerin Türkiye'ye samimi olarak yardım etme arzularından çok etkilendiğini söylediğini naklederler.

    Yani şimdi meselenin bu kısmını devam ettirelim, deşelim desek aslında söylenecek daha çok ilginç şeyler var da ama tahmin ediyorum bu haftaya sığdıramayacağız biz bu programın. Önümüzdeki hafta cumartesi akşamı Allah izin verirse ikincisini de yapmak zorunda kalacağımız için çok dağıtmıyorum. Sadece şu kadarı bundan bir ik sene sonra Türkiye'de görevli bazı Amerikan misyonerleri ABD'deki merkezlerine ironi değil ciddi niyetli olarak Türkiye'de bize yüklenmiş olan stratejik görev şu an bizzat Türk hükümetinin kendisi tarafından yapıldığı için bizim bu ülkedeki varlığımız artık gereksiz hale geldi. Eee insan ve para kaynaklarımızı teşkilatımızın israf etmeyelim. O yüzden bizleri alın lütfen. Dünyanın başka yerlerine İncil'in ışığına muhtaç olan yerlerine tayin edin diye ciddi ciddi dilekçeler gönderiyorlar. Yani bu derecede arkadaşlar, şimdi bu derecede olduğunu belgeleyen ikinci bir alıntı. Alıntının sahibi yani yazarın, kitabın yazarı Cengiz Özakıncı deyince herhalde başka bir şey söylemeye gerek yok. Kitap Lozan, sayfa 452. sene 1924 yani Lozan'dan bir sene sonra Amerikan misyoneri diyor ki İsmet Paşa'nın kardeşi bizim öğrencimiz. Bunu iftiharla söyleyebiliriz. İsmet Paşa kendi küçük kardeşini kendi eliyle götürmüş. Türkiye'deki Amerikan misyoner okullarına yazdırmış.Orada okutuyor deyince bilmiyorum yani buna şimdi ana meseleyi unutmayalım.Hayranımıydı değil miydi? Bize göre hayranlık ne kelime? Yani başka şeyler söylememiz lazım da o bu programda olmaz tabii. Siz serbestsiniz evlerinizden. E işte buyurun bu oradan yakın yani. Arkadaşlar sonra geçtik ana ekseni unutmayın. Hayranlık diye nitelendirilebilir mi yoksa bu başka bir şey midir?Bu soru aklınızdan çıkmasın 3. Joseph Grev. Bu arkadaşlar Türkiye'de tek parti döneminde görev yapmış olan Amerikan büyükelçisi. Yeni Türkiye ismindeki hatıratı Türkçeyede çevrildi. Yayınlandı. Sayfa 239'dan naklediyorum. Sene 1932.Joseph Grev'in Türkiye'deki görev süresi dolmuş. İlk büyükelçidir bu. 1927'de ilk büyük elçiler karşılıklı görevlendirildi. Diyor ki Başbakan İnönü bizi vedalarken, bizi uğurlarken bizim hanımla beraber diyor. Yani Joseph Grev'in hanımıyla, Amerikan büyükelçisinin hanımıyla beraber ağlaştılar. Şimdi Amerikan büyükelçisinin hanımı onun nerede ne yaptığı bizi alakadar etmiyor. Milli konumumuz itibariyla da bu akşamki konumuz itibariyla da. Ama lütfen arkadaşlar hani becerebiliyorsanız gözünüzle canlandırın. Herif anlı şanlı koskoca yaşını başını da almış. Öyle genç delikanlı da değil artık. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Türkiye'den tayini çıkmış giden Amerikan büyükelçisi ve onun ailesiyle evet yani diplomatik protokol gereği vedalaşıyor. Vedalaşırken Amerikan büyükelçisinin karısına bakarak ağlıyor. Yani şimdi biz bunu nasıl nitelendirelim? Hani dedik ya hayranlık ne kelime başka şeyler söylemek lazım. E buyurun işte. Yani şunu tasavvur edebiliyor musunuz? Karşılaştıralım. Şimdi Halep orada,Arşin burada. Şu an görev yapmakta olan Amerikan Büyükelçisinin süresi doldu,ayrılıyor. Gene aynı diplomatik tahammül icabı. Hanımıyla beraber cumhurbaşkanına veda ziyaretine gitmişler. Cumhurbaşkanı da bu veda sırasında çok duygulanmış.Kendisini tutamamış, üngür hüngür ağlamış. Bu da gazetelere, basına, sosyal medyaya, konvansiyonel medyaya geçmiş. Evet. Tahmin ettiğiniz gibi böyle bir olay yaşanmış olsa yani şu Tayyip'in Amerikancılığını görüyor musun diyerek motto bu ana cümle şu an Türkiye'de ulusalcı diye bildiğimiz kitlenin hepsi uluyarak ayağa kalkacak. Yani tepki gösterecek, eleştirecek demiyorum arkadaşlar. Bu tepki ve eleştiri kavramlarının sınırlarını öylesine geçen bir tepki olacak ki o yüzden uluyarak ayağa kalkacaklar. Diyecekler ki işte Tayyip'in satılmışlığının Amerikancılığının ispatı belgesi. E aynısını İsmet yapınca ne diyoruz biz buna?

    Sonra bizzat kendi mahdumu Erdal İnönü'nün anılar ve düşünceler isimli yani belli işte anı kitabı 1. cildi sayfa 14 diyor ki: "Parlar baskını üzerine babam Madam Butterfly operasının sahnelenmesini durdurttu." Şimdi ne demek istedik? Sene 1941 arkadaşlar.7 Aralık 1941 Pazar günü sabah 8e 10 kala Japonlar Amerika'nın Pasifik'teki anaüssü Pearl Harlboru'u uçaklarıyla bastılar. Belli bir ciddi zayyat Amerika'ya verdiler. İşte bununla Amerika'da Dünya harbine girmiş oldu. Olay bu. O sıralarda Ankara Devlet Opera Balesi Madame Butterfly isminde bir Amerikan operasını sergiliyor. İnönü de bunun galasına gitmiş, fevkalade memnun kalmış falan.Madame Butterfly operasının arkadaşlar konusu bir Japon geyşanın, genç kızın kendisini kandırıp bir müddet gönlünü eğlendirmiş olan bir Amerikan deniz subayına aşık olması. Bu hain Amerikalının bir süre sonra bu kızcağızı yüzü üstü bırakıp çekip gitmesi üzerine de bu genç kızın üzüntüsünden ve herhalde başka sebeplerden kaynaklı o yakınlaşmadan kinaya utancından ötürü dayanamayıp intihar etmesi olayı üzerine kurgulanmış bir opera. Yani burada çapkın ama vefası zim bir Amerikan subayı var.Bir de çok masum, çok kırılgan, çok naif, aldatılmış, mağdur edilmiş bir Japon genç kız var. Ama şimdi pörler burada Japonlar kendi halinde yatmakta olan Amerikalılara saldırdı. Hani roller, kimlikler böyle 180 derece değişti gibi olunca İnanüyor ki artık Madam Butterfly sahnelenmesin.Sene 1943 arkadaşlar meşhur Kaire konferansı toplandı. Kaire konferansı 1943 sonunda Kasım sonu Aralık'ın ilk günlerinde konferansın üc tane devlet başkanı var. Winston Churchill İngiltere, Franklin Delano Roosevelt ABD, İsmet İnönü Türkiye. Bunlar bu 34 gün boyunca ikisi, biri böyle çok hararetli bir şekilde, biri yarım ağızla Türkiye'yi Müttefikler Cephesinde I. Dünya Harbine sokmak için ısrarda bulundular. İsmet de esasen bunu kabul etti ama döndükten sonra Türkiye'ye karşılaştığı özellikle Genelkurmay Başkanı Maraşal Fevzi Çakmak kaynaklı üst düzey devlet tepkisi nedeniyle bu söz yerine getirilemedi falan. Yani konumuzu ilgilendiren kısmı bu. Bu konferans sırasında arkadaşlar İnönü'nün ABD Devlet Başkanı Roosevelt karşısındaki tavrı ben okuyayım Devlet Yayınından. Yani hayranlık olarak nitelendirilir mi yoksa hayranlık dışında başka türlü kavramlarla mı adlandırılmak gerekir? Bunun kararını siz verin. 

    Okuyacağım ifade arkadaşlar 1973 senesinde yayınlanmış. Türkiye Dış politikasında 50 yıl Dünya Savaşı yılları isimli Dışişleri Bakanlığı yayınından alındı. Yani adıyla sanıyla aslan gibi devlet yayını Dışişleri Bakanlığı da bunu kendi arşivlerine dayanarak yazdı deyince yani şu anki ulusalcı tayfasının en uçuk ve en manyak kısmından değilseniz siz bile Evet. Yani burada böyle bir kaynakta zikredilen bilginin doğruluğu, güvenilirliği hakkında artık şüphe duyulmaz diyeceksiniz Diyor ki karşılıklı konuşma uzun bir metin. Ben bizim konumuzu ilgilendiren kısmını okuyorum. İnönü konuşuyor Roosevelt'e yönelik. Sizin şahsiyetinizin bana ve Türk milletine telkin ettiği sevgiden ve hayranlıktan dolayıdır ki neymiş lan? Devlet yayınına göre bizzat İsmet Paşa'mızın ağzından çıkmış olan kelimenin bizzat kendisi. Bir daha okuyayım dert olsun bütün ulusalcıları. Sizin şahsiyetinizin bana ve Türk milletine telkin ettiği sevgiden ve hayranlıktan dolayıdır ki ben buraya geldim. Ümit ederim bizi bırakmazsınız. Şimdi Rosevelt'in cevabına geçmeden burada bir parantez daha açalım. Yani bu ulusalcı sersemlerin zannettiği gibi arkadaşlar bütün zamanlar boyunca Türkiye'nin bağımsızlığına onuruna en fazla düşkün olan iki numaralı milli kahraman etiketi yapıştırılmış bir insanın kim olursa olsun bir yabancı devlet başkanına söyleyeceği sözmüdür bunlar? hayranınızım diyor. Şimdi bunu söyleyen sarı çizmeli Mehmet ağ değil. Kendisinden başkasını temsil etme durumunda olmayan sıradan birisi olsa ya deriz. Ne aşağılık herifmiş bu. Bir yabancıya böyle der mi bir Türk olarak falan. Yani hani biz millet olarak gerçekten düşkünüz ya bağımsızlığımızı, onurumuzu. Evet. Öyle değerlendiririz. E şimdi bu sıradan Lalettin birisi de değil. Türkiye'nin cumhurbaşkanı. Öyle böyle bir cumhurbaşkanı da değil.Görünürde cumhurbaşkanı, kayda hayat şartıyla milli şef, anıyla sanıyla faşist bir diktatör. "Senin hatırın için geldim" diyor. Son cümleye dikkat. Ümit derim bizi bırakmazsınız.Yani şimdi bir yabancı devlete, o da ABD, açık açık devlet başkanının ağzından bunu söylemiş olan bir devlet otomatikman ve aynı zamanda kendi ipini kendi eliyle onun eline teslim etmiş oluyor mu olmuyor mu? Roosevelt'in cevabı. Yani ne desin adam? Tahmin edin siz. Rosevelt olun bir an için empati yapın. Ne dersiniz şimdi? Hani bu derecesi karşısında sözüm ona hayranlığın. Hayır asla. Nasıl büyük babam sözünü tutarak Yunanlılara bir harp gemisi göndererek Theodore Roosevelt'i yani 34 önceki 56 önceki Amerikan başkanını kastediyor yardım ettiyse Osmanlı son devre Yunanlılara gönderilen harp gemisi Osmanlı'ya karşıydı. Burada da Roosevelt salağa mı yatıyor? Ironi mi yapıyor? İnönüyü iğneliyor mu? Yani anlamak zor. Böyle bir örnek verirken ben de sizi bırakmayacağım. Ne olursun beni bırakma. Diyen birine karşı zaten bir parça hamiyet duygusuna sahip olan herkes merak etme ben de seni bırakmam der. E şimdi böyle açık çeki alınca İsmet tabii durur mu? Kaynak Nuri Karakaş Türk Amerikan siyasi ilişkileri 1939-1952 sayfa 112. Şimdi bu tarihten ne kadar sonra? Yani bu Aralık ayı başında olmuş olsa Temmuz 1944. Demek ki 7-8 ay sonra İnönü'nün Rosevelt'e çekmiş olduğu telgraf ya da göndermiş olduğu bir mesajdan alıntı okuyorum. ihtiyaç duyulduğunda sizden yardım istemek bizleri mutlu edecektir. Yani şunların yarısını şu an Tayyip Erdoğan Trump'a söylese ve bu duyurulsa halka, millete arkadaşlar deminki mesele bütün bir ulusalcı kesimi uluya uluya ayağa kalkacaklar. Böylelikle ulusalcı olduklarını ulumak suretiyle ayrıca sanki biz bilmiyormuşuz gibi bir kere daha da aynı zamanda teyit buyuracaklar. E birebir aynısını milli şefleri yaptığında hani meşhur Nasrettin Hoca fıkrası yakışıyor aspaya durumuna dönmüş oluyor iş. Başka ne diyelim? Sonra editör Haydar Çakmak, Türk Dış Politikası 1919-2012 sayfa 383 1945'in nisleşmiş Milletleri ortaya çıkartacak olan San Francisco milletlerarası konferansı toplanıyor.Türkiye'den giden heyete İnönü'nün son görüşmelerinde vermiş olduğu talimat. Orada birçok konular yeni dünya düzeni ile ilgili ARP sonrası gündeme gelecek. O birçok konularla ilgili yani Türkiye nasıl bir tutum takip etsin, nasıl oy kullansın falan eee o günkü iletişim haberleşme şartlarını da göz önünde bulundurduğumuz vakit yani önceden bu işin iyi ve ayrıntılı bir şekilde planlanmış olması lazım. Doğru. Yani bu bilginin orijinal kaynağı arkadaşlar Ferudun Cemal Erkin'in o heyette bulunan üst düzey zevattandır. Yani gidildiği sırada zaten Dışişleri Bakanlığı bürokrasisinin başında bugünkü müsteşarın karşılığı o zaman genel sekreter diye geçiyor. Onun bizzat Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmış çok önemli bir kaynaktır. Üç ciltlik.Dışişlerinde 34 yıl isimli anılarından alınmıştır. Özgün kaynak orası.İnönü'nün San Francisco heyetine verdiği stratejik talimata bakın. Amerikalılar ne yaparsa siz de onu yapın. Gene aynı karşılaştırmayı yapacağım.Yani böyle uluslararası çok önemli bir konferans toplandığını düşünün. Buraya Türkiye giderken üst düzey Dışişleri Bakanı başta Hasan Saka. Bugün için kim olur o? İşte Hakan Fidan.Tayyip Erdoğan Hakan Fidan'a diyor ki arkadaşlar son görüşmelerinde Amerikalılar hangi konuda nasıl oy kullanırsa siz de öyle kullanın. Evet gene aynı şeyi söylerim tabii hakkım benim. Hepsi uluya uluya ayağa kalkacaklar. Tayyip Türkiye'nin bağımsızlığını berhava etti. Bak nasıl sattı 3.30'a falan diye.Aynısınıİsmetiniz yaptı. Sonra Derin Tarih Dergisi Nisan 2021 109 sayı 77. sayfa meşhur Amerikan zırhlısı Missuri İstanbul'a geldi. Yani muhtemelen diyeyim İnönü'nün emriyle örtülü ödenekten Missuri gemicilerinin, denizcilerinin İstanbul genel evindeki faaliyetleri ücretsiz hale getirildi. Fahişelere özür diliyorum bunu söylediğim için ama tabii olayın çarpıcı boyutu.Eee işte o işin ücreti bizim devlet tarafından örtülü ödenekten ödendi. Bütün genel evlere sıkı emir verildi, takip edildi. O misafir kaldıkları üst gün boyunca Johnny'ler gelip sizinle yakınlaşmak isterlerse istenilen bütün hizmet servis verilecek. Karşılığında zerre ödeme alınmayacak. Onu sonra biz artık valilik kanalıyla mı bilemiyorum orasını ama olayın ücretsiz hale getirildiği Ankara'dan gelen emirler kesin.

    Hani burada bizzat İnönü ismi geçmiyor ama şimdi yan yana koyduğumuz vakit taşları böylesine dramatik hatta trajik bir kararın ondan habersiz alınmış olabileceğine de çok ben ihtimal vermiyorum. Onu belirteyim. Şimdi bu Missuri zırhlısı ziyaretinde denizciler de azbuz değildi arkadaşlar. Yani 2000'e yakın personeli vardı Missuri'nin. Doğal olarak hepsi genç erkek. Yani sıkıntılı bir durum oldu demek ki orada Bayağı para gitmiştir bizim örtülü ödenekten. Neyse işte bu Missuri ile gelen Amerikan denizcilerinden tabii gemi komutanı falan böyle üst düzey rütbeli bir zevat Ankara'da bizzat İnönü de gidip bir nezaket ziyareti yapıyorlar. O görüşmede İnönlü Missuri süvarisine kaptanına İstanbul'u kastederek sorduğu soru:"Bizim köyü nasıl buldunuz?" Yani şimdi bu bana göre bilmem katılır mısınız siz de çok ciddi aşağılık kompleksi kokan bir ifade. Ya İstanbul köy mü arkadaşlar yani farz et ki hakikaten köy gibi bu Heriflerin zannettiği gibi bütün zamanların iki numaralı milli kahramanı, bağımsızlığımızın ve milli onurumuzun hastalık derecesinde düşkünü olan birisi devlet başkanı üstüne üstlük yabancı bir heyete kendi ülkesinin en büyük şehrini kastederek orası bir köy mi? Artık tekrar Tayyip Erdoğan karşılaştırmasını yapmayacağım. Araya denden koyun onu siz yapın.Aradan bir sene geçti. Yani şimdi biraz espri yapalım, gülelim. Missuri tabii böyle herhalde Amerika'da ve Navy'de, Amerikan deniz kuvvetlerinde de tahmin ediyorum büyük şöhret ve şaşkınlığa yol açacak bir olağanüstü ilgiyle karşılaşınca hani ilginin olağanüstülük derecesine dair az önce bir fikir verdim. Eee, yani şimdi bu durumda gene özür dileyerek bunları devam edeyim ben. Yani o sırada Navy'de Amerikan deniz kuvvetlerinde görevli olan herhalde her asker yani bir denk gelse, bir fırsat çıksa biz de gemiyle bir Türkiye ziyareti yapsak diye herhalde düşünüyorlardır. O sebepten hemen bir sene sonra İstanbul'a gene bir uçak gemisi merkezli bu sefer Amerikan donanma heyeti yani bir Amerikan filosu geliyor. Bir uçak gemisi yanında bir iki kruvazör destroyerlar falan yani Missouri iki gemi olarak gelmişlerdi. Kendisi zırhlı bir destroyer yanında. Bunlar daha kalabalık bir gemi topluluğu halinde geliyorlar.Yani bu 1947 ziyaretinde İstanbul'a gelen Amerikan denizcilerinin toplamı Missuri'den bir sene öncekinden çok daha fazladır. Ha yani şimdi merak ettiniz tabii doğal olarak. Hani bunlara da Karaköy Melek Girmez Sokağıyla ve Abanoz Sokağıyla orada mukin bulunan evlerle ilgili böyle bir emir verildi mi? Böyle bir uygulama yapıldı mı? Vallahi onu bilmiyorum. O konuda bende herhangi bir bilgi yok. O yüzden işin o tarafında değiliz. Yani yapılmadıysa tabii bu 1947'de gelen Filonun denizcileri mutlaka büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardır. Yani Missuri'nin coni yerine niçin öyle bize niçin böyle coni Bahşiş falan demiştir aynı ekip falan. 

    Şimdi olayın İnönü'ye ait olan doğrudan kısmı şu. Kaynak Cemil Hasan'la Türk Sovyet İlişkileri 1939-1953 sayfa 401. Bu yeni gelmiş olan Amerikan filosunun komuta heyetini İnönü Çankaya'da karşılamıyor. Onların ayağına gidiyor İstanbul'a. Ve bu o günün faşizman, baskıcı, hemen hemen hiçbir itiraz ve eleştiriye müsaade etmeyen neredeyse yani 46 seçimleri falan olmuş da hala aynı hava Türkiye'de büyük ölçüde devam ediyor. Siyasi atmosferinde bile eleştiri konusu oluyor. Yani CHP'nin içinden bile öyle diyeyim. Bunların sonuçta hepsi de aynı tip adam değil ya. Ya diyorlar koskoca bir reis-i cumhur devlet reisi yani gelen filonun en yüksek rütbeli komutanı da bir tüm amiral. Büm amiralin ayağına gider mi onu karşılamak için? Gidiyor. Şimdi ana ekseni unutmayalım. Ayranlık falan diyorduk. Hani dedim ya ayranlık aslında çok bu konuda hafif kalacak bir ifadedir bana göre.İşte buyur şekil bu. Ne diyeceksiniz buna? Siz karar verin. 

    Buraya kadar saydıklarımızdan arkadaşlar çok daha ağırına geldik.Yani ders derseniz ki ya melek girmez sokağa, abanoz sokağı muhimlerinin o muamelesine rağmen bunun da daha ağırı olur mu? Evet ne yazık ki var.Bunun biraz ayrıntısına gireceğim. birkaç farklı kaynaktan önemli ve kritik olduğu için meselenin özü arkadaşlar şu: Türk ordusunun gizli savaş planları Amerikalıların öyle bir talebi olmadığı halde dönemin Genelkurmay Başkanı ve bütün kuvvet komutanları İnönü'ye şiddetle itiraz etmelerine rağmen en sonunda İnönü'nün zorlamasıyla Amerikalılara açılıyor, teslim ediliyor. Tamam.Kozmik oda. O günün kozmik odası. Şimdi özü bu. Ayrıntılarına girelim. Birinci kitabımız Türk ordusunda batı etkisi Erhan Çiftçi.Bu nitelikli bir çalışma. Yani kitabın ismi içeriğini ifade ediyor. Eğer ilgiliyseniz tavsiye ederim. Ciddi nitelikli bir çalışma. Sayfa 278'den okuyorum. Amerikan Dışişleri Arşivinden çıkmış olan bir bilgiye dayalı. Yani dipnot da belirtmiş. 62 nolu dipnot diyor ki bu noktada 5 Temmuz 1947 günü Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün Amerikan inceleme heyetini, askeri inceleme heyetini, Türkiye'nin savunmasını, ordusunu incelemeye gelmişler kabulünde yaptığı konuşma dikkat çekicidir.İnönü Türk ordusunun üst komut akademisinin de hazır bulunduğu bir ortamda heyet üyelerine o döneme değin Türk ordusu hakkında hiç kimseye verilmeyen mahrem bilgilerin Amerikalılara verildiğinin altını çizmiştir. Bu durumda Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın arşivine bir belge olarak girmiştir. 1 2 kesmeyelim. Aynı kitabın 200. sayfasında bunun devamı varmış. Evet. İnceleme heyetinin büyükelçi Wilson'a o sırada görevli olan Türkiye'deki Amerikan büyükelçisine verdiği kapsamlı rapor 15 Temmuz 1947 tarihinde Wilson tarafından Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'na gönderilmiştir.Rapor hakkında genel bir bilgi verirken 4 aylı çalışma grubunun başındaki tüm general Lanceford E. Oliver, Amiral Ernest Herman, tüm general William Paul ve Paul Mcguire'a ismen teşekkür eden Wilson, inceleme heyetinin muhteşem bir iş çıkardığına dikkat çekmiştir. Bu kişilerin Türkiye'deki sivil ve askeri erkanın büyük güven ve saygısını kazandığından bahseden Wilson, inceleme heyetinin üyelerinin Amerikan çıkarları için çok değerli işler yaptıklarının altını çizmiştir. Neymiş? İnceleme heyeti Amerikan çıkarları için Türkiye'de çok değerli işler yaptılar.

     E yani burada mübalaa var mı? Yok. Hem öyle bir baskıları da olmamasına rağmen geldikleri ülkenin bizzat cumhurbaşkanı o ülkenin ordu üst yönetiminin şiddetle itiraz etmesine rağmen çıkarttığı bütün kozmik odayı açtı onların önüne döktü. o günkü Türk ordusunun bütün gizli savaş planlarını onlara teslim etti. Çok iyi bir iş çıkartmış oldu mu Amerikan inceleme heyeti? Evet. Bu işle ilgili o sıradaki Amerikan büyükelçisi Wilson'un yorumu Amerikan çıkarları için diyor çok iyi bir iş çıkardılar. Ah İsmet, bizim Müslümanlık edebimiz müsait olsa, kanuni sıkıntılar olmasa hani hakaret falan filan davaları. Ben şimdi bunlara bakarak senin hakkında öyle şeyler söylerim, öyle yorumlar yaparım ki eminim kıyamet kopup mezarını başından kaldırıncaya kadar kulakların çınlardı.

    Bu kritik mevzuya arkadaşlar devam ediyoruz. Çünkü bildiğim oy. Ulusalcılar diyecekler ki olur mu canım hiç İsmet Paşa öyle şey yapar mı? Bu uydurmadır,yalandır falan filan. E alın size. Bu da iki kaynak. Cemil Koçak CHP iktidarının sonu. 6. cilt sayfa 303. Evet. Yani CHP iktidarı orada öyle bir son buldu ki aradan geçti 75 sene. Bir daha da iktidar yüzü göremediler. Evet. Sayfa 303 demiştik.Buradaki kaynak arkadaşlar Nihat Terim'in günlükleri cilt 1.Nihat Tererim bu konuda güvenilir sağlam bir kaynak mıdır? Kısa ansiklopedik bilgi vereyim. 30'lu yaşların ortalarında Ankara Siyasal'dan İnönü'nün yakın çevresine alınmış bir siyasi tarih hocası. Prof.Çok parlak birisi. İnönü onu kendi yerine velaht olarak yetiştiriyor. CHP milletvekili, CHP bakanı,İnönü'nün sağ kolu. Öyle ki tam bu tarihlerde İnönü ona şöyle iltifat ediyor hep başkalarının yanında. Nihat 4 saattir neredesin? Seni göremedim. Bu 4 saat bana 4 yıl gibi geldi dediği bir adam. E şimdi bu durumda İnönü ile ilgili Nihat Terim'in hem de o sırada günlüğüne yazmış olduğu bilgi güvenilir midir, değil midir? Artık dediğim gibi yani bu bizim şu anki ulusalcı tayfanın en uçmuş,en manyak yani şöyle diyeyim, cinle votkayı karıştırıp üstüne de esrar çeken takımından değilseniz diyeceksiniz ki evet yani şimdi bunu bizzat biz o ortamdaymış gibi kesin bir bilgi şeklinde kabul edebiliriz. diyor ki, "Amerikalılarla bizim askeri sırlarımızı öğrenip düşmana verecek olmadıktan sonra bence görüşmekte hiçbir mahsuru yoktur." İnönü bu esaslar dahilinde başkanları ve bakanı ikna, tatmin ve temin etmek için 3 saat konuştu.Yoruldu. Sonunda ötekiler anlamış ve kavramış, inanmış göründüler. Yani Amerikalılara onların hem de öyle bir talebi olmadığı halde gizli savaş planlarımızı verelim mi vermeyelim mi? Genelkurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı, kuvvet komutanları diyorlar ki efendim hiç öyle şey olur mu? Yani özü bu tepkinin. Nihat Erim diyor ki onları orada yarım ağız. Evet. Peki kabul ediyoruz verelim. Çünkü hani onu söylettirmeden yapmaya da cesaret edemiyor. Darbe olur, isyan olur falan.Ağızlarından bu lafı alıncaya kadar 3 saat diyor mobing uyguladı. Nihat söylüyor bunu. Nihatım neredesin? 4 saattir seni göremedim diyen bir İnönü'nün neaterimi söylüyor.Sonra aynı Nihat Erım sayfa 345'te diyor ki ABD Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan 26 Mart 1950 tarihli bir görüşme tutanağına göre yani bu İnönü'nün milletin sillesiyle ebediyen yıkılıp iktidardan gitmesinden işte kabaca 2 ay öncesi kendi diktasının son ayları son haftaları İnönü Genelkurmay Başkanı Abdurrahman Gürman ve ford. Bunlar o sırada Türkiye'de görevli olan ABD'li generaller. Mcbridge ve başkaca uzmanların da katıldığı bir toplantı Ankara'da gerçekleşmişti. İnönü Türkiye'nin savunmaya yönelik askeri planlarını ve planlamasını ABD ile paylaşmakta bir mahsur görmediklerini özellikle vurgulamıştı.Türkiye işbirliğine açık olduğu gibi bilgi paylaşımına da açıktı. ABD'den hiçbir şey saklamıyordu. Saklamayacaktı da. 

    Aynı mevzu arkadaşlar. Mehmet Saltık 38 - 48 son Büyük Savaş sayfa 591.Biraz farklı bir yönüyle aynı meseleyi anlatıyor. O farklı yönü olduğu için okuyorum.17-19 Aralık 1948'de ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı ile harekat başkanının da bulunduğu bir grup Türkiye'ye gelerek denetlemelerde bulundu. Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak, Milli Savunma Bakanı Hüsnü Çakır ve Cumhurbaşkanı İnönü ile görüştüler. İnönü müşterek askeri harekat planlaması yapılmasını önerdi. Ancak Amerika kendi savaş planlarını Türkiye ile paylaşmak istemiyordu. Yani o Amerika bile olsa evet normal onuruna, güvenliğine düşkün ülkeler bunu yaparlar. Çünkü çerezden bahsetmiyoruz. Yani hangisi olursa olsun o ülkenin adeta namusu mesabesinde diyebileceğimiz en önemli, en büyük sırrından bahsediyoruz. Askeri savaş planları. İnönü Amerikalılar istemediği halde çıkartıyor, veriyor Amerikalılar. Yani demek ki bir muadiliyet durumu söz konusu oldu gibi falan belki konuşmada. E doğal, normal bir ülke olarak diyorlar ki yok yani biz gizli savaş planlarımızı hiç kimseyle paylaşamayız.Yani tahmin ederim bu cümlenin sonunda kusura bakmayın bile dememişlerdir. Çünkü bu zaten emri tabiidir. Olması gereken şeydir. Yani sonunda nezaketen bile olsa bir özür ifadesinin de fazlalık kalacağı bir taleptir.Evet. Sonra arkadaşlar sene 1948 Cemil Koçak CHP iktidarının sonu 6. cilt sayfa 110. İnönü diyor ki Sovyetler barışmak istese bile biz ABD ile ele devam edeceğiz. Yani işte 23 sene önce başlamış olan ve artık bu tarihte bayağı sönümlenmiş olan meşhur Boğazlar ve Doğu Anadolu krizini kastediyor. 45 - 46'lardan yoğun.Sovyetler bizden Doğu Anadolu'da üç vilayeti istediler. Hatta sonra Doğu Karadeniz'i de istedik.Çanakkale, İstanbul Boğazlarında da üsiler. Bir gerilim oluştu.1948'lere gelindiğinde Sovyetler artık böyle bir şeyden bahsetmiyorlar. O gerginlik büyük ölçüde kendiliğinden sönmüş vaziyette iken diyor ki İnönü, "Sovetler barışmak istese bile biz ABD ile ele devam edeceğiz." Cemil Koçak CHP iktidarının sonu 6. cilt, sayfa 304, 1949. Yani gördüğünüz gibi kronolojik akışla geliyorum. ABD Dışişleri Belgesi diyor ki, "İnönü Amerika Birleşik Devletleri ile bir askeri ittifak kurmakta ısrarlı.1951 sonuna kadar Amerikalılar buna yanaşmayacaklar." Cüneyt Arcayürek 1950 İnönü'nün kendi itirafıyla Amerikancılığı demişiz. Niçin öyle demişiz? bizzat Cüneyt Arca Yürek gibi birinin kitabından nakledelim. Collins. Collins kim arkadaşlar? Hemen öncesine bakayım.Bu çünkü bir görüşme tutanağı. Gene Amerikan Dışişleri Arşivinden alınmış olan bir görüşme tutanağı.Evet. Konu Türk savaş planlaması. Toplantıda bulunanlar Cumhurbaşkanı İnönü, Milli Savunma Bakanı Üsnü Çakır, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdurrahman Nafiz Gürman, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İzzet Aksalur, ABD heyeti General Laun Collins diye başlıyor. İşte ABD büyükelçisi falan. Bu toplantıda Collins diyor ki, "General Mcbridge bana, Türkiye'deki ABD askeri irtibat heyetinin başkanıdır. Mcbrid bana Türk savaş planlarını geliştirmek için yapılacak daha pek çok şey olduğunu söyledi. Eğer isterlerse Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanıyla konuyu daha ayrıntılı biçimde görüşmekten memnun olacağım." İnönü general ne kadar öğütte bulunursanız o kadar memnun kalacağım. E tabii kendi eliyle gülü oynaya çıkartıp bütün gizli savaş planlarını teslim etmiş olan bir devlet başkanının onun devamında böyle bir söz söylemesi arkadaşlar son derece normaldir, uyumludur.Hayatın doğal akışına da uygundur. Sonra 1951 senesi artık İnönü iktidar da değil. Yani öyle bir iddiamız yok. Yanlış anlamayın da ama Amerikan hayranlığı devam ediyor. Kaynak Gökhan Ak. Erken Cumhuriyetin inşasından Amerikan uyduculuğuna sayfa 138. 1951 senesinde Türk ekonomisi ile ilgili bir rapor hazırlamış bulunan Barker isimli Amerikalı ekonomi uzmanı kendi iktidarı döneminde bu raporun hazırlanmasında sağladığı kolaylıklardan ötürü İnönü'ye özel olarak teşekkür ediyor. İnönü o sırada ana muhalefet partisi genel başkanı. Rapor İnönü iktidarındayken hazırlanmaya başlamış. 2-3 sene sürüyor çünkü onun çalışması 1951 senesinde tamamlanmış,yazılmış, Washington'a gönderilmiş.Raporun sahibi ki bu anlamda o yıllarda iki tane kritik rapor vardır. İki ayrı Amerikalı uzmana ait. biri 1947 Thornburg raporu. O başlaması, bitişi İnönü'nün iktidarı dönemindedir. Her çeşit ağır sanayi yatırımından vazgeçin. Üreteceğiniz en ağır sanayi ürünü tarla pulluğu falan olsun diyen bir rapordur. Thornburg Barker raporu da arkadaşlar sonraki yıllarda Demirel mesela bunu çok retorik unsuru olarak kullanmıştır. Batılıları bir sebepten eleştirme ihtiyacı duyduğunda Demirel'in dilindedir Barker raporu. Derler ki demiştir ki batının görmek istediği Türkiye yani zayıf, güçsüz, tamamen onun hizmetinde, onun kontrolünde Barker raporu Türkiye'sidir der. Yani buradan Barker raporunun ne menem bir rapor olduğu, Türkiye için nasıl bir ekonomik gelecek vizyon çizdiği herhalde anlaşılır Demirel'in bu anekdotundan. Ya da hani yetmediyse şunu vereyim ezberden. Barker raporuna göre Türkiye'nin bir tane hidroelektrik barajı yapması lazım. Bu kadar diyor yani. Çünkü Türkiye'de ağır sanayiden vazgeçtik. Hafif sanayi bile neredeyse olmayacak. Türkiye Avrupa'nın kasabı olacak, manavı olacak. Bir de işte madenlerini çıkartacak ama hammadde olarak batılı firmalara teslim edecek. Kendi meteoroloji sanayisinde alıp onları batılılar işleyecekler. Türkiye hammadde maden verecek. Sebze meyve işiyle meşgul olacak. Hayvancılık işiyle meşgul olacak. E bu ne demektir? Bir yani büyük şehirler olmayacak. Köylü köyünde kalacak. ki yüksek miktarda elektrik enerjisine ihtiyaç duyan sanayi tesisleri olacak. E kendi mantığı içerisinde tutarlı. O zaman diyor bir baraj bu Türklerin nesine etmez. Bu rapor yazıldıktan sonraki 9 sene içerisinde arkadaşlar 1960 Mayıs darbesine kadar rahmetli Menderes 26 tane barajı inşa etti. O yüzden öldürdüler zaten. Şimdi dağıtmayalım. Bunun İsmeti ilgilendiren tarafını artık iktidar da değil muhalefete geçmiş olmasına rağmen Barker kendini mecbur hissediyor. Diyor ki İsmet Paşa'ya da çok teşekkür ederim. Bana böyle bir rapor hazırlama imkanlarını sunduğundan ötürü. Yani şimdi arkadaşlar bunları üst üste koyduğumuz vakit hep diyorum ya baştan beri hayranlık ifadesi aslında çok naif kalıyor. Çok zavallı, çok masum, çok yetersiz kalıyor. Ya başka bir ülkede aynı bu süreç yaşanmış olsaydı, bu dinamikler söz konusu olsaydı o ülkede bu duruma sebebiyet veren üst düzey siyasi, yetkili, sorumlu kişiye hain der miydiniz, demez miydiniz? Şunu da ilave edeyim geçerken ki bu İnönüyle sınırlı değil. İstiklal Harbi döneminde Türkiye'yi işgal etmiş olan düşman kuvvetlerin arasında biliyorsunuz Yunanlılar var, İngilizler var, Fransızlar var, İtalyanlar var, Amerikalılar da vardı deniz kuvvetleri. Şimdi lütfen şu soruyu sorun kendi kendinize. İlkokul 1'den üniversite sona kadar İstiklal Harbi tarihinin okutulduğu sosyal bilgiler dersinde, tarih dersinde, inkılapçılık, Atatürkçülük ve inkılap tarihi derslerinde İstiklal Harbi dönemlerine ait görsellerin, fotoğrafların içinde hiç Amerika'nın da o tarihlerde Türkiye'de işgalci bir askeri güç olarak bulunduğunu ifade eden fotoğraf gördünüz mü ders kitaplarınızda?Görmediniz. hiçbir dönem yani sadece İnönü döneminde, sadece Atatürk döneminde değil. Bugün var mı bilmiyorum. Yani bugünküler için benim bir incelemem, bilgim yok. E niçin? Yani Amerika bizi işgal eden ülkelerden, ordulardan biri olmadığı için mi? Hayır. İşgal etti. O da geldi askeri kuvvetleriyle, gemileriyle Türk kara sularına girdi. Aynen diğerleri gibi işgalciydi. Neden onun işgalciler arasında yer aldığına dair hiçbir fotoğraf yok, hiçbir görsel yok, hiçbir tarih ders kitabında böyle yazılı bir bilgi de yok. Yani tekrar sizi şahit tutarım. Hatırlayın. Hafızanızı yoklayın. okullarda devletin sizi okutmuş olduğu resmi derslerden İstiklal Harbinde biz Amerika'yla da yani fiilen evet harp etmedik ama ona bakarsan İtalyanlarla da harp etmedik. Düşmandık. Onlar işgalcilerin arasında vardı falan şeklinde böyle yarım satır yarım cümle bile olsa bir ifade geçti mi bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca? Hayır, öyle ki ben 8 - 10 seneden beridir bu işin özel meraklısı, araştırmacısı olduğum halde tabii ders kitaplarında değil başka kaynaklarda Amerikan Bandrasının da yer aldığı daha 10 tane görsel fotoğraf toplayamadım. Sayısı 10u bulmadı daha. Neden biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü 1923 senesinden çok yakın zamanlara kadar Türkiye'yi yönetenler işbirlikçiydi. Bilinçli olarak saklandı bu ülkenin insanları, bu ülkenin düşmanını, gerçek düşmanını dara düştüğü zamandaki gerçek işgalcisini tanıyamasın diye. Bu ülkenin, bu ülkenin yöneticileri Amerika'nın lehine ona hizmet etmek adına kendi insanından, kendi tarihinin gerçeklerini sakladılar. Hani bu bağlamda işbirlikçi deyince takdir ederseniz gene çok nazik bir ifade kullanmış oluyorum. Ötesini sizin hamiyetinize havale ederim. 

    Şimdi geldik hemen 27 Mayıs öncesi döneme. Şubat 1960. İşte darbeden kabaca 2 - 3 ay öncesi. Kaynağımız Mustafa Armağan. Efsaneler ve Gerçekler sayfa 96. Okuyorum. Tarih 25 Şubat 1960'tır. İnönü Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde coşmuştur. Bakın neler döktürmüş. O hararetli tartışmaların yaşandığı günde beraber okuyalım. Dolayısıyla Mustafa Armağan sayfa 96'da esasen meclis tutanaklarından almış. Yani şimdi işte bu ulusalcı serserilerin dediği gibi ya Mustafa Armağan zaten cumhuriyetçi, Atatürk düşmanı falan filan Tutanak meclis tutanağı. İyi dinleyin. Birleşik Amerika NATO'dan evvel yardımcımız. NATO içinde müttefikimiz.Senato içinde ittifakın teşvikçisi ve bunlardan başka iktisadi mali alanda kuvvetli desteğimiz olmuştur. Siyasi partilerin hiçbirinde Amerika münasebetlerini kıymetli tutmayan bir anlayış yoktur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi ise bu yeni münasebetlerin 15 sene evvelki kurucusu ve 15 seneden beri sadık taraftarıyız. Daha da dehşetlisine geldim. Şimdi bu bilgiye geçmeden önce zaman zaman benzeri çok kritik bilgiler fişleri önüme geldiğinde yaptığım bir yorumu, ortaya koyduğum bir hassasiyeti bir kere daha paylaşmak istiyorum arkadaşlar. Dikkatinizi çekmiş olmak için. Şu AK Parti iktidarı arkada bıraktığımız 23 seneyi, bu milletin kendi gerçek yakın tarihini ve bunun içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi denilen beka tehdidinin aslında ne mal olduğunu sergileyebilmek adına elinin altında öyle altın değerinde, öyle kritik malzemeler vardı ve bunlar elinin altında olmasına rağmen süre 23 sene gibi neredeyse çeyrek asırlık bir süre olmasına rağmen ya kafasını çevirip şöyle bakmadı bile. Yani bu sık sık bir vesileyle benim burada dile getirdiğim bu konularla yakın tarih gerçekleri ile ilgili şu an arkadaşlar içimdeki en büyük yangındır. Yani millete hizmet, gerçeklerin öğretilmesi falan gibi ulvi maksatları bir tarafa koyayım. sırf bir parti olarak sırf gelecek seçimlerdeki kendi oy hesabını yapmış olmak itibarıyla bile bu istikamette bir çalışma kendisi için çok kazançlıydı, çok gerekliydi, çok faydalıydı. Ne işin ahlaki boyutu üzerinden baktı, ne işin kendisiyle ilgili pragmatist boyutu üzerinden baktı. resmen kafasını çevirdi. Bu elinin altında duran malzemeyi 23 sene gibi dile kolay bir süre boyunca resmen bir hovarda rahatlığıyla harcadı. Şimdi arkadan gelecek olan malzemeyi bilmediği için belki bazılarımız yani bu derece celallenme, bu derece AK Parti'ye yüklenme.

    Şimdi malzemeyi ben sizin önünüze koyayım da siz hakem olun. Haklı mıyım, haksız mıyım? Kaynak arkadaşlar Cumhuriyet kitapları tarafından basılmış. Yani bildiğiniz Cumhuriyet Gazetesi'nin yayın kolu. Yazarı Cüneyt Akalın gibi. Ulusalcı, fevkalade Kemalist bir tip. Kitabın ismi Askerler ve Dış Güçler. Sayfa 146'dan okuyorum. Türkiye'de görevli ABD büyükelçisi Fletcher Warren'ın 23 Nisan 1960 tarihli Washington'a, Dışişlerine gönderdiği raporundan diyor ki, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin liderleri gelecek konusunda o derecede vehim içindedirler ki ABD elçilik yetkilileri ile Amerikan elçiliğine sığınmayı bile tartıştılar. Bu 27 Mayıs öncesi günlerde haklarında CHP'nin işte tahkikat encümeni meselesidir. Bu meclis soruşturması açılmış. Çünkü CHP aslında bir yeraltı terör örgütü haline dönüştü. Türkiye'de bir iç savaş başlatmaya çalışıyor. Demokrat Parti Menderes iktidarını yıkabilmek adına. Bundan ötürü de hakkında tahkikat açıldı. E yani gerçekte ne marifetleri olduğunu bildikleri için, iş o noktaya da geldiği için kendilerinden korkmaya başladılar. İçlerinden bir heyet seçtiler. Amerikan büyükelçiliğine gönderdiler. Dediler ki yani yarın öbür gün polis bizi tutuklamaya kalkarsa falan gelip Amerikan büyükelçiliğine sığınabilir miyiz? Bize sığınma hakkı verir misiniz? Meselenin özü bu. Ama devamı var. 147. Kronolojik sıradan biraz sapmak bahsın. 10 Mayıs 1960'ta Ankara'daki ABD elçiliğinden ABD Dışişleri Bakanlığı'na giden bir başka telgraf üzerinde de durmak istiyoruz. Bu telgraf yakın tarihimizin henüz açığa çıkmamış bir yönü ile ilgilidir. Şimdi Amerikan dış büyükelçilik telgrafını kendi bakanlığına gönderdiği gizli kripto mesajı okuyorum arkadaşlar. Türkçe çevirisini geçen hafta boyunca elçiliğimiz CHP araştırma bürosunu parantez CHP fikriyatına yakın kişiler temsil eden kişilerle ve CHP'nin düşüncesine önemli ölçüde yön verir görünen CHP milletvekilleri ile uzun uzadıya söyleşilerde bulundu. 4 Mayıs'ta Coşkun Kırca uzun bir söyleşi için elçiliğe geldi ve daha sonra Kırca CHP Genel Sekreteri İsmail Aksal'ın bir başka vesileyle benim adıma konuşuyor diye tanıttığı Osman Okyar ile birlikte siyasal işler danışmanını görmek üzere geri geldi. Her ikisi geçen hafta bir kez daha geldiler. Öte yandan Elçilik, Turgut Yeğenağı, dikkat Bülent Ecevit ve Turan Feyzioğlu ile düzenli temasını korudu. Bu söyleşilerden akılda kalan hususlar aşağıdadır. Şimdi 1 2 3 diye sayacak. Yalnız akılda kalan hususlar aşağıdadır dedikten sonra parantez açmış. Belgenin bir satırdan az bir bölümü açıklanmadı notunu düşmüş. Yani bugün için bile. Şimdi akışa ara veriyorum. Bu konunun kendi içinde ayrıca önemli bir konu. Yani Mayıs 1960'ta yaşanmış bir olay, bir ziyaretle ilgili Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda yer alan bir belgenin içinde bugün için bile açıklanması mahsurlu kabul edilen, yasak kabul edilen, açıklanmayan satırlar niçin olur? Şimdi bunun üstüne istediğiniz varsayımı geliştirebilirsiniz arkadaşlar. Hakkınız olur. Gıybet etmiş olmazsınız. Belgeye geri döndük. Bir CHP önümüzdeki iki haftayı çok kritik görüyor falan diye devam etmiş. Çok uzun. Ben direkt bu sığınma istemesi ile ilgili kısma geliyorum. Sayfa 148. O günlerin, o günlerin gerginliğini, çatışmaları yaşayan, olayların kahramanlarını tanıyan biri olarak bu iddia ne kadar ciddiye alınabilir? Bu yazarın ifadesi. Soru şöyle de sorulabilir. CHP yöneticileri için sığını başka yer, çalınacak başka kapı mı kalmamıştı? Cumhuriyet Gazetesi'nin yayınevi tarafından yayınlanmış kitap. Türkiye'de yakın tarih yazımının en çok bilinen, en ulusalcı ve en Kemalist isimlerinden biri Cüneyt Akalın. Hadi buyurun cevap verin. 

    Yani şimdi şunu anlatan ve bu bağlamda haklı olarak bu soruları soran bir rahmetli üstat Mısıroğlu olmuş olsaydı mesela bir Mustafa Armağan hoca olmuş olsa verilecek cevap belli. Yalan söylüyorlar, iftira ediyorlar, çarpıtıyorlar. Buyur. Az sonra göstereceğim size belgenin kitabın sonuna orijinal ingilizcesinin fotoğrafını da koymuş. Yani gene de güvenmeyen inanmayan olursa diye. Ama yavaş yavaş gidelim. Bu soruya cevap verin. Soru şöyle de sorulabilir. CHP yöneticileri için sığınılacak başka yer, çalınacak başka kapı mı kalmamıştı? İsmet İnönü gibi bir milli kahramanın, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci cumhurbaşkanının ABD elçiliğine sığınması söz konusu olabilir miydi? E olmuş işte. Ecevit'i bile gönderiyor. Diyor ki, "Yer hazırlayın, yatak hazırlayın. Menderes tepemize binerse kapağı oraya atalım." Bu arada parantezi şöyle devam ettireyim. İnönüy'ü Amerikan Büyükelçiliğine sığınma hissettirecek derecede korkutan soruşturma. CHP yeraltı örgütü soruşturması dosyası. O günden bugüne kadar ve bugün halihazırda hala devlet sırrı. Al sana AK Parti'nin kucağına bir ikinci nur topu gibi çocuk daha. Yani şimdi bundan önceki hükümetleri anlarım. Mesela diyelim CHP'nin koalisyon hükümeti büyük ortak o. Yani şimdi bu hükümetten CHP'nin bu çapta bir marifetini açıklamasını bekleyebilir misin? Hayır. AK Parti 23 seneden beri daha önce Yassada programlarında falan üstünden geçtik. 9 no'lu karton. O dosya Yassada mahkemesi'in önüne de gidiyor. O mahkemenin meşhur avukatı Buran Apaydın'ın seneler sonraki ifadesi, "O dosya açıklanıp kamuoyuna duyurulmadıkça 27 Mayıs darbesi ile ilgili" diyor. Gerçek olarak hiçbir şey anlaşılmış olmaz. 27 Mayıs darbesinin gerçek tarihi yazılamaz. O kadar kritik. CHP yeraltı örgütünün terör faaliyetini anlatıyor. Yassı Ada mahkemesi bunu mevzu etmiyor. E tamam etmiyor. Çünkü CHP'nin emrinde esasen darbeyi o yaptırmış. Ondan sonraki hükümetler ya CHP içinde veyahut da CHP'nin devlet üzerindeki ağırlığı sayesinde engelleniyor falan açıklanmıyor. Yassiada mahkemesinin üzerinden bugüne geçmiş 65 sene. Bu 65 senenin son 23 senesi AK Parti iktidarı arkadaşlar insan deli olur. O dosyalar hala açıklanmıyor. 23 senelik AK Parti iktidarı bile adını koyalım. Açıklayamıyor. Yusuf Kaplan hocanın geçenlerde söylediği söz haklı mı? Yerden göğe kadar. 23 senedir bu iktidarın Milli Eğitimi Cumhuriyet Halk Partili militanlar yetiştiriyor. Evet, sayfa 148'den okuyorduk. Aslında Amerikan diplomatik yazışmalarında İnönü adı geçmiyor. Doğru. CHP liderleri deniyor. Ancak kastedilen kişinin İnönü olduğu açıktır. Cüneyt Akıllı'nın değerlendirmesi. Sayfa 149. Amerikan belgelerinde ABD elçiliği ile temas eden kişilerin adları veriliyor. Bunlar Amerikan elçisine göre CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal'ın benim adıma konuşabilir diye tanıttığı Profesör Osman Akyar. CHP'nin yan kuruluşu, araştırma bürosu başkanı, eski başbakanlardan Atatürk'ün sınıf arkadaşı Fethi Okyar'ın oğlu. Yani tarlanın sürülüşü nerelere gidiyor? Herhalde bir fikir verir. Araştırma bürosu çalışanlarından Coşkun Kırca, emekli büyükelçi, eski dışişleri bakanı yazar. Turgut Yenağ eski Adana İl Başkanı, İnönlü'nün damadı Metin Toker, namı diğer milli damat. CHP yöneticileri Turan Feyzioğlu, Bülent Ecevit. 

    Yani şimdi şu tarihi hadise tekerrür eder mi emin değilim. Çünkü bundan 23 ay önce buna benzer bir konuda AK Parti'nin gafletine yönelik olarak ben gene böyle bir iç isyanımı ifade ettim. Bu ekranda konu köyünüze niçin okul yapmadınız diye kendilerine fırça atan CHP parti müfettişini Eskişehir'de bir köy halkının çünkü o devirde köy okullarının inşası para tamamen köylüye ait devlet yapmıyor işte müfettiş ve paramız yok bizim karnımızı zor doyuruyoruz yarı aç yaşıyoruz nasıl okul yapalım cevabı üzerine CHP parti müfettişi. Öyleyse karılarınızı satın. Yani şimdi bu kısmını ben ilave ediyorum haklı olarak. Hani bir kerane kurun, karıları sermaye yapın, para biriktirin, okulu açın cevabını vermesi. Olay buydu. Ulusalcılar heyecanlanmasınlar. Bu rahmetli Kadir Mısıroğlu Mustafa Armağan cinsi bir yazarın kitabından değil. CHP Genel Yönetim Kurulu üyeliği yapmış olan bir kadın profun anlatımı. Kaynak sağlam mı? En üst düzey yani bugünkü MKYK'nın karşılığı 1960'lı yıllarda öyle geçiyor. CHP'nin en üst düzey yönetim birimi. CHP Genel İdare Kurulu anlatan da bu. Bir AK Parti milletvekili benim böyle isyanım falan onları nihayet harekete geçirmiş. Bu bilgiyi paylaştı. Mecliste basın toplantısı düzenledi. Temmuz ayından bahsediyorum. İşte CHP budur. O sıralarda Milli Eğitim Bakanına yükleniyordu CHP hep yaptığı gibi. O da o yüklenmeye cevap olarak dedi ki yani siz bugünkü Yusuf Tekin'le Milli Eğitim Bakanıyla uğraşmayı bırakın. Buyurun kendi marifetiniz ortada. Kerane açın, karıları sermaye yapın, para kazanın, okul inşa edin demiş olan bir partisiniz. Aynı milletvekili arkadaşlar ertesi gün ikinci bir basın toplantısı daha düzenledi. Ben dün böyle bir bilgi paylaştığımdan ötürü dedi, bütün CHP'lilerden özür diliyorum. Yani şimdi bu yakın zamandaki bir diğer bendeki yürek yangını böyle bir çağrışım tetikledi, meydana getirdi. Yani CHP'nin başındaki adam Amerikan büyükelçiliğinden sığınma istemiş. Bu da en az diğeri kadar çarpıcı, kritik bir bilgidir ve yani belgeli bilgidir. Biz bunu burada dile getirdik. Yarın öbür gün bunu kalksa bir AK Partili yetkili bir şekilde kullansa. Benim korkum şu: İster misin? Önceki örnekteki gibi aynı adam ertesi gün gene bir basın toplantısı düzenlesin. Desin ki arkadaşlar ben dün İnönü ve Hempaları 27 Mayıs öncesinde Amerikan büyükelçiliğinden sığınma hakkı istemiş. ispatlı belgeli olsa bile böyle bir şeyi dile getirdiğimden ötürü çok pişme hanım bütün CHP'lilerden özür diliyorum. AK Parti Allah seni bildiği gibi yapsın. Korkuyorum yapacaktım. Korkuyorum samimiyim. AK Parti'den yana bir derdim, beklentim, korkum olsa şu son söylediklerimi söylemezdim. Samimiyetimin ispatı şu Bütün bunlarla beraber ben gene gideceğim oyumu bundan sonraki ilk seçimde hayattaysam, elim tutuyorsa AK Parti'ye vereceğim. Yani bunlardan sonra onu da söylüyorum. AK Parti'yi AK Parti olduğu için ve hak ettiği için vermeyeceğim artık arkadaşlar. Siyasi hesap aritmetik ortada. Allah düşmanları iktidar olamasın diye vereceğim. Yani gafletin, zilletin, ezikliğin bu derecesini bize gösterecek miydi bunlar? Biz Türkiye'deki Müslümanlar olarak bunu hak etmiş miydik? Ama şu an yaşadığımız realite bu. 
    1 saat 5 dakika olmuş. O zaman anlamlı bir yerde keselim arkadaşlar. Biz bunu durduralım. Çünkü kalan bütün mevzuları anlatalım dersek çok anormal uzun bir program olur. Allah izin verirse. Bu gece neydi? Ayın 22'siydi. 29'u cumartesi gecesi saat 22'de inşallah İnönü Amerikan ayranı mıydı? - 2 der kaldığımız yerden ki Küba krizi gözüküyor Fişlerde. 1962 senesi. Alır devam ederiz arkadaşlar. O vakte kadar ebeden ve daima sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Hazreti Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum. 

Videoyu izlemek için altta ki linke tıklayın