RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 18: ATATÜRK MASON MUYDU?
RESMİ TARİHE SORUYORUZ-18: ATATÜRK MASON MUYDU? :
Bismillah arkadaşlar. Herkese hayırlı akşamlar. Bu gece resmi tarihe soruyoruz. Atatürk
mason muydu? Bu sorunun cevabı resmi tarihte son derece net. Kesin %100 hayır
değildi. Çünkü ayrıntılarına az sonra geleceğim inşallah.
1930'lu yılların başlarında Atatürk dönemin basını vasıtasıyla benim bütün
ömrüm boyunca masonlukla en küçük bir ilgim, alakam olmamıştır şeklinde
dolaylı da olsa ama içeriği son derece net bir mesaj vermişti.
Şimdi bizzat Atatürk'ün kendisi böyle net bir ifade kullanınca resmi tarihin
zaten Atatürk mason muydu sorusuna verebileceği başka bir cevap olabilmesi
teorik açıdan da mümkün değildir arkadaşlar. Ama
bununla beraber ne yazık ki bizim gibi kafasını böyle belli ideolojik sınırlara
hapsetmemiş her ideolojik ve siyasi
tarafa ait tarih kaynaklarını okumaya, araştırmaya meraklı olan insanların
ister istemez okuduklarına dayalı olarak sordukları sorular var. Bu konuda en azından kafa karışıklığı var ki benim
şahsım adına bir kafa karışıklığım yok bu soruyla ilgili. Evet, masondu.
E o zaman arkadaşlar bunu tabii resmi tarihe sormak gerekiyor. Sen madem 2 kere 2 4 netliğinde hayır zinhar kat
atamız mason değildi diyorsun ama şimdi o zaman da şunlara şunlara şunlara ne
diyorsun diyerek her zamanki gibi kaynak bilgileriyle beraber ortaya koyarak
resmi tarihin söyleminin 180 derece aksine işaret eden tarihi bilgilerin,
belgelerin resmi tarihe sorulması gerekiyor. Öyleyse bunlara ne cevap verirsin diye. ki
bu mesele arkadaşlar tarih metodolojisi açısından aslında üç boyut halinde ele
alınması gerekir ki bunun için yani tarihçi olmanıza gerek yok. Şimdi o üç boyutu söylediğimde
ideolojisi, tercihi ne olursa olsun aklını vicdanını tamamen yitirmemişse
herkesin bana metodoloji noktasında iştirak edeceğine eminim. Şöyle ki bir
Atatürk mason oldu mu? Yani hayatının herhangi bir döneminde
mason oldu denilebilecek şekilde bir mason locasına kaydını yaptırdı mı? Kurumsal bir bağ
kurdu mu? 2. Peki Atatürk hayatının geneli boyunca aktif bir mason muydu?
Çünkü arkadaşlar özellikle mason locaları ve masonluk söz konusu olduğunda bu sorulması gereken bir
sorudur. Zira mason localarında o gün de günümüzde de masonluk siyaseti eee
ideolojisiyle felsefesiyle kendine has dini anlayışıyla
aslında çok da alakası olmayıp tamamen çıkar amaçlı olarak kariyer amaçlı
olarak ya da mesela iş adamıdır diyelim ki maddi menfaat iş bağlama falan amaçlı
olarak mason hocalarına kaydını yaptırmış bir dünya insan vardır. Dolayısıyla masonların
tamamını da kendi içinde ikiye ayırmak lazım. Bir aktif mason, militan mason,
gerçek mason, artık siz ne derseniz deyin. İki, görünüşte mason, çıkar
masonu falan diyebiliriz bunlara. E şimdi hadisenin kendisinde zorunlu
böyle bir kategorik ayrım olduğuna göre o zaman bunu Atatürk açısından da soru
konusu yapmak gerekir. Yani Atatürk eğer mason olduysa o gruba mı dahildi yoksa
bu gruba mı dahildi? irdelenmesi gerekiyor. 3.
Atatürk'ün ideolojisi, siyasi anlayışı, felsefesi,
düşünce yapısı hatta inanç anlayışı ile
masonik değerler arasındaki ilişki nedir? Bu üçüncü boyut şu açıdan önemlidir
arkadaşlar. Şimdi bir insan düşünün ki ikinci boyut olarak işaret ettiğim türde
fakat çıkar amaçlı olarak mason locasına kayıt yaptırmıştır. Ama
masonluğun felsefesiyle, inanç sistemiyle, ideolojisiyle çok da alakası yoktur. Eyyamcıdır.
E bu insana mason diyoruz gene de her şeye rağmen. Çünkü kurumsal olarak bir doğrudan ilişki kurmuş. X mason
locasının kayıt defterine ismini yazmış, imzasını atmış. Öyleyse mason.
Ama bir de şimdi şöyle bir insan tipi varsayalım ki bunların da sayısı çoktur dünya genelinde.
Mason olmamıştır. Yani herhangi bir mason locasına kayıt yaptırmamıştır da.
Ama az önce işaret ettiğim noktalarda yani ideolojisi, düşünce biçimi, felsefesi,
itikadi anlayışı itibariyle hatta temel masonik değerlerle arasında bir kıl
kadar bile fark yoktur. Şimdi bu iki tipi karşılaştırdığımızı varsayarsak
ben size sormuş olayım. Bunlardan hangisine mason dersiniz? Yada kaydı
olup onun ötesinde masonlukla hiçbir alakası olmayan kariyeristlere, çıkaraca
adamlara mı yoksa hayatı boyunca hiçbir mason locasına kayıt yaptırmadığı halde
ama dört dörtlük mason ruhuna, kafasına sahip olan insanlara mı mason dersiniz?
Evet, zannederim bana hak verirseniz bu da sorulması son derece yerinde olan, araştırılması, merak edilmesi son derece
anlamlı ve gerekli olan 3üncü boyutumuzu oluşturur. Şimdi biz gene mümkün mertebe
1 saatlik standart süremizi aşmamaya gayret ederek hızla bu üç farklı boyut
üzerinden Atatürk'ün masonluğunu sorgulamaya başlayalım.
Madde 1.
Harold Armstrong'un meşhur Bozkurt kitabı. Yani bunu Atatürk biyografilerine, yakın tarih
literatürüne meraklı olan herkes çok çok iyi bilir. Önemli klasiklerden bir tanesidir arkadaşlar. Şöyle gösterelim.
Bir İngiliz subayının cumhuriyetin ilk yıllarında yazmış olduğu ve dünya çapında da şöhrete ulaşmış olan bir
Atatürk biyografisidir bu. Yani Lord Kimros'tan mesela yaklaşık 30 sene önce falan yazılmıştır.
En ünlülerden bir tanesidir. Şimdi bu kitabın
Türkçe çevirisinin 16. sayfasından okuyorum Atatürk'ün masonluğu konusu
hakkında. Armstrong bakın ne diyor. İçlerinde Makedonyalı fethi nin de
bulunduğu Fethi Okyar. Mustafa Kemal'in çoğunu tanıdığı bir grup subay mason
olmuştu. Henüz daha Abdülhamit dönemi yani ik meşrutiyet öncesi işte 1900 ile
1907 yılları arası Atatürk yeni subay mason loocalarının tüm yöntemlerini
kullanarak ve koruması altına sığınarak İttihat ve Terakkiyi kurmuşlardı. Bu
zaten bütün tarih literatürü tarafından onaylanır. Yahudilerin evlerinde güvenlik içinde
toplanıyor. Niçin Yahudiler? ve planlar hazırlayabiliyorlardı.
Hatırı sayılır bağışlar topluyorlardı. Padişahın ülkeden sürgün ettiği ve yabancı ülkelerde yaşayan önemli siyasi
mülteciler de sıkı bir temas halindeydiler. İttihat ve Terakki Cemiyeti bir süredir
Mustafa Kemal'i izlemekte ve sınamaktaydı. Artık onu da kendilerine katılmaya davet
etmişlerdi. Mustafa Kemal Vedata locasında birader olarak örgüte katıldı. Bu Selanik'te
fakat İtalyan obediyansına bağlı yani İtalyan masonik
sistemine bağlı bir mason locası. Kendisini hoşlanmadığı bir atmosfer
içinde bulmuştu. Katıldığı Loca uluslararası nihilist örgütün bir parçasıydı. üyeleri arasında
Yahudilerin ezildiği Rusya hakkında son derece kötü ama bol kazanmalarına izin
verilen Viyana hakkında Avusturya Macaristan İmparatorluğu iyi sözler söyleyen milliyetsiz kişiler vardı.
Bunlar adeta gizli yaşayan, sağlıksız üstü kapalı sözlerle konuşan sırlarla dolu kişilerdi.
Mustafa Kemal uluslararası finans ve uluslararası yıkıcı yeraltı örgütlerinin ağına yakalanmış olduğunun
bilincindeydi. Ama bunların tam olarak ne tür insanlar olduklarının tümüyle
olduklarını tümüyle anlayabilmiş değildi." diyor.
Armstrong tabiri caizse
açılış gongunu yapıyor. Sonra bu kitap arkadaşlar yayınlanır yayınlanmaz
1930'ların başı 32 senesi falan gibi. Türkiye'de de çok ciddi bir yankıya yol
açtı. Yani kitap İngilizce, Londra'da, İngiltere'de yayınlandı ama doğal olarak
Türkiye'nin kurucu ve halihazır cumhurbaşkanına ait bir biyografi olduğu için Türkiye'de ciddi bir yankıya yol
açtı. Hatta şunu söyleyebilirim. Bu tarihte 6 sene önce ki 7 sene önce
kendisinden boşanmış olduğu eşi Latife Hanım bir şekilde el altından haber
göndererek Atatürk'ü ikaz etti. Dedi ki bak Harold Armstrong isimli bir İngiliz
subayı seninle ilgili böyle böyle bir kitap yayınlamış İngilizce haberin olsun. Yani bu hoşuna gidecek taraflar
da var, gitmeyecek taraflar da var. Geçerken hemen söyleyelim. kitabın geneli, genel bakışı son derece Atatürk
sempatizanı bir yaklaşıma sahip. Bu önemli bilgi. Ama başka şeylerle beraber Atatürk bu
kitapta kendisine 1907 senesinde, seneyi ben söyledim başka kaynaklara dayanarak
mason olmuştu şeklindeki iddiasına bu kitabın fevkalade kızdı, sinirlendi.
Başta başka kızdığı ve itiraz ettiği taraflar da vardı. Ve hemen o sıradaki
meşhur kalem şörlerinden gazete yazarı Necmettin Sadaka Emir Verdi. Akşam
Gazetesinde Bozkurt'a cevap ya da Bozkurt'un
yalanları falan ona yakın isimde yazı dizisi halinde bir reddiye yayınlanmaya
başladı. Ama arkadaşlar şimdi alıntılayacağım eee neydi o herifin adı? Sinan Meydan'ın
Panzehir kitabında da geçtiği gibi yani onun tarafından da tasdik edildiği gibi o gündür bugündür herkes biliyor ki
bunlar Necmettin Sadak imzasıyla yayınlanırken dizinin tamamı aslında
Kemal Paşa'nın diktesiydi. Yani ya Necmettin Sadak kendi yazmış, gelmiş Çankaya'da okumuş, tamam bu
yayınlanabilir diye olurunu almış. O zaman yani gene Kemal Paşa'nın diktesi
sayılıyor yahut doğrudan doğruya Kemal Paşa'nın imzası kalemiyle yazılmış.
Necmettin Sadaka verilmiş. O altına kendi ismini imzasını koymuş. şöyle
cevaplandırmış idi. Bu dizinin
Akşam Gazetesi'e yayınlanan bu dizinin arkadaşlar söyleyeyim 11 Aralık 1932
tarihli Akşam Gazetesi nüshasında başlık şu. O günkü bölümün başlığı şu:
Gazi'nin gençlik ve öğrenim hayatı hakkında yazarın kindar yalanları.
Mustafa Kemal hiçbir zaman farmason olmamıştır. Yani mason farmason aynı şeyler.
Metnin içinden Gazi'nin subay arkadaşlarının bu arada Fethi Bey'in mason olduklarını ve Gazi'nin de Vedata locasına girdiğini yazıyor. Az önce okudum. Bu sayfadaki sözler
baştan aşağı saçmadır. Mustafa Kemal hayatında hiçbir suret ve vesile ile
mason locasına girmemiştir ve farmason olmamıştır. İşte bence sıkıntılı,
kritik, problemli cümle bu arkadaşlar. Çünkü bu cümle başka türlü yorumlanması,
başka tarafa lafın çekilmesi mümkün olmayacak şekilde çok kesin bir ifade.
Ve arz ettiğim arka plan nedeniyle bu altında. Her ne kadar Necmettin Sadak'ın
imzası gözüküyor olsa da aslında doğrudan doğruya Kemal Paşa'nın bizzat
kendisine ait olan bir ifade. Bizim bu akşamki aslında bütün kurgumuz, bütün
tartışmamız ve bütün itirazımız aslında bu cümleye yönelik. O yüzden bir
daha okuyacağım. diyor ki Mustafa Kemal hayatında hiçbir suret ve vesile ile
mason locasına girmemiştir ve farmason olmamıştır. Yazarın bir loca ismi dahi uydurarak
ortaya attığı yalan çok açıktır diyor. Loca ismi uydurulmuş değildir. Onu az
sonra masonik özgün kaynaklardan da göreceğiz. Gerçekten
o yıllarda Selanik'te bu isimde ama Vedata bu ismin kısaltılmış hali yani
özgün şekli biraz daha uzundur. Bir mason locası mevcuttur.
Evet. Şimdi yani kendi tezimize kuvvet kazandırdığı için devamında bizzat Sinan
Meydan'ın yazdığını da okuyayım. diyor ki Armstrong'a verilen bu cevap
Necmettin Sadaka dikte ettirilmek suretiyle bizzat Atatürk tarafından verilmiştir.
Yani Atatürk kendi ağzından çok kesin bir dille hiçbir zaman mason olmadığını
söylemiştir. Yani bu Atatürk açısından baktığınız vakit arkadaşlar çok akıllı
isabetli bir söylem olmadı. Çünkü yalanlanabilir söylemler. böyle 2 kere 2
4 kesinliğiyle dile getirilmemeliydi. Ama tabii işte ne kadar zeki olursa olsun
sonuçta o da bir beşer. Biliyorsunuz beşer dediğimiz ara sıra şaşırıyor. Bunu
teyit eden bir kaynağımız daha var. Özgün Fahrettin Altay'ın meşhur 10 Yıl Savaş ve Sonrası kitabının 392.
sayfasında diyor ki 1925 senesinde Kemal Paşa eskiden beni mason yapmak istediler
fakat kabul etmedim dedi bize. Yani şimdi burada Akşam Gazetesi'e Necmettin
Sadak imzasıyla çıkan söylemine o tarihten 7 sene öncesine ait destek
veren, teyit eden bir söylem daha. Belki biraz daha ayrıntılı. Kesinlikle mason
olmadım demekle kalmıyor. Diyor ki yani bir tarihlerde istediler. Diyelim ki işte 1907'de
Selanik Vedata locasına üye olduğu tarihte ama ben kabul etmedim.
Şimdi sorumuz neydi arkadaşlar? Atatürk mason muydu? Bunu üç boyut halinde ele
alalım dedik. Buna karşılık üç boyutun üçünü de aslında içerecek şekilde resmi
tarihin değil bizzat resmi tarihin temeli olan Atatürk'ün net cevabı hayır
zinhar katiyen. Ben hiçbir şekilde mason olmadım.
Yani böyle bir şey. Şimdi bunu ben ekliyorum tabii. Rüyama bile girmedi. E peki ama o zaman şunlara ne diyeceğiz?
İşte şimdi geldik bu zemin üzerinden ve devamında resmi tarihe sorduğumuz sorulara. Bunu
Atatürk'ün bizzat kendi hani artık aramızda değil ya maddi anlamda
manevi şahsiyetine yani onlar manevi kelimesini çok az etmeyebilirler. Tüzel
kişiliğine sorulmuş. Sorular olarak da anlayabilirsiniz arkadaşlar.
İkinci alt başlığın kapağını kaldırıyoruz. Bu alt başlığımız Kemal Atatürk bir masondu iddiasında bulunan
yabancı kaynaklar. Niçin yabancı kaynaklar? Çünkü şimdi olay daha patladığı sırada Atatürk bu kadar kesin
bir ifade kullandığında yani düşünelim onu takip eden Atatürk'ün hayatta olduğu
32 den 38 e 6 sene boyunca CHP Tek parti faşist rejiminin Atatürk döneminin kalan
yılları içerisinde herhangi bir yerli yazarın Türkiye'de ister kitap ister
gazete ister dergi Atatürk masondu şeklinde bir yayın yapabilmesi mümkün
müdür? Peki Atatürk öldükten sonra böyle bir
yayın yapılabilmesi mümkün müdür günümüzde? Mümkün müdür? Günümüzde eh yani şöyle böyle ama gene de çok
marjinal kalır bizim yayınlar gibi. Çünkü günümüz dediğimiz şu anki tarihte
bile e yani bu sene galiba ara yıl tatiline denk geldiği için mekteplerde 10 Kasım
töreni yapılamayacak diye geçiyor medyada haberler. Ama düşünün ki arkadaşlar arkada
bıraktığımız seneye varıncaya kadar her 10 Kasım'da öyle mecazi anlamda değil
maddi gerçek anlamda Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı'na ait birçok okulda ki
özel de olsa Milli Eğitimin denetimi altındadır. Orta yara bir Atatürk posteri ya da
büstü konuluyor. İlkokul öğrencileri mesela resmen aynen benzetmek olmasın.
Biz Müslümanların namazdaki secdesi gibi önünde secde ettiriliyor.
Bu detayı niçin paylaştım? E şimdi bugün bile Türkiye'de Atatürk böyle bir
konumda ise çıkıp rahat rahat Atatürk'ün kesin olarak aksini ilan ve iddia ettiği
bir meseleyile ilgili yani sonunda söylem bazında da olsa ister istemez onu
yalanlar bir şekilde hayır Atatürk masondu diyebilir mi bir yerli Türk
yazar? Çok zor bu. Geçmiş ara dönemde imkansız.
Günümüzde çok zor dese de sesi fevkalade kısık kalacağı belli. O zaman arkadaşlar
bu sorunun cevabını ararken demek ki yabancı kaynaklar normalde taşımaları gerekenden daha
fazla önem taşıyorlar. Çünkü yabancı kaynakların böyle bir korku çekincesi yok. Yani böyle bir konuda Atatürk'ün
iddiasının 180 derece zıtdına konuşursam acaba baba benim başıma ne gelir? İyi
saatte olsunlar benim hakkımda ne düşünürler falan cinsinden bir korku.
Yabancı yazarın ister mason olsun ister olmasın haliyle aklının ucuna bile
gelmiyor.
E şimdi bu sahip oldukları hür zemin
nedeniyle onların yazdıkları dediğim gibi daha fazla önem kazanmış oluyor deyince
Atatürk masondu iddiasını dile getiren yabancı yazarlardan olabildiğince hızlı
size bir derleme getireyim arkadaşlar. Madde 1. J.Benoist Mechin isimli ünlü bir Fransız
tarihçi gazetecinin Mustafa Kemal isimli biyografisi Türkçeye çevrilmiş.
Yani kitap genel olarak Kemal Paşa'nın lehine mi aleyhinle mi? Kitabın Türkçe
çevirisinin yayıncısı Bilgi Yayınevi. Yani şöyle söyleyeyim.
Şu çılgın Türkleri Basan Yayınevi. Ankara merkezli Tevfik Ahmet Tevfik Küstün'ün Küftün'ün fevkalade fanatik
derecede Kemalist. Buraya dikkat. Yani neymiş?
Tırnak içinde kitap bizimkilerin ürünü mü? Onların ürünü mü? Onların
ürünü. Sayfa 82'den okuyalım. Mustafa Kemal'in
sık görüştüğü grupta bulunan Makedonyalı fethi mason locasına girmişti. Armstrong'u tasdik ediyor. Laların
sayesinde İttihat ve Terakki Cemiyetini kurmuşlardı. Bu zaten kimsenin itiraz
etmediği tarihi gerçek. Toplantılarını Yahudilerin evlerinde yapıyorlardı ve
onlardan kaynağı bilinmeyen mali yardımlar alıyorlardı. Dikkat. Ayrıca sultanın
mahkum ettiği ya da sürgüne gönderdiği bütün siyasi kişilerle de 20 yıldır sıkı
ilişkiler sürdürüyorlardı. Tavsiyeleri üzerine Mustafa Kemal Vedata Locasına girdi ama orada karşılaştığı havadan hiç hoşnud olmadı. Evet
gördüğünüz gibi bu J.Benoist Mechin'in en azından bu meseleyile ilgili
söyleminde bir Armstrong etkisi var.
Devam ediyoruz.
Mark David Bayer. Selanikli dönmeler, sayfa 129.
Şimdi kitap ve yazarı hakkında kısa bilgi vereyim. Çünkü yani Marx'ın dediği gibi tarihlerden önce tarihçileri
inceleyin. Arka plan hakkında bize çok net fikir verir. Bu kitap arkadaşlar
Türkçe çevirisi Doğan kitaptan yayınlandı. Yani bildiğiniz Aydın Doğan. Hani şu arkada bıraktığımız yıllarda şu
an Hürriyetin genel yayın yönetmeni olan var ya neydi adı onun ( Ahmet Hakan ) işte.
Allah Allah bu gece nedense bende de isim hafızası zafiyeti yaşanıyor
le Hikmetin bunu yat seyahatinde. Hadi gel bakalım bize bir sakelik yap. şarap ( viski ) garsonluğu
yap da görelim senin gerçekten İslamcılıktan döndüğünden emin olalım falan diyen Aydın Doğan deyince yani bu
Atatürk'ün yanında olanlardan mıdır karşısında olanlardan mıdır herhalde her
Türk insanı bunu iyi takdir eder. Mark David Bayern'in kendisi arkadaşlar
bildiğim kadarıyla hala hayatta olan Amerikalı bir tarihçi.
Selanikli Dönmeler Kitabı bu literatürü yani sabahist araştırmalarını onunla
ilgili literatürü iyi bilen herkesin bildiği gibi bu konuda yayınlanmış iki
en nitelikli araştırmadan biridir.
Diğeri arkadaşlar Cengiz Şişman isminde bir Türk prof. Kanada'da bir üniversitede öğretim üyesi. Tamamen
batıcı, liberal bir isim. Diğeri de onun yazmış olduğu kitaptır.
Şimdi bu kitabın 129. sayfasında Bayer demiş ki, "Mustafa Kemal'in kurduğu
Vatan ve Hürriyet Cemiyeti mensuplarının tamamı masondu." Yani doğrudan Mustafa Kemal'in
kendisiyle ilgili burada bir ifade var diye de kabul edebilirsiniz, yok diye de
kabul edebilirsiniz. Bu biraz size kalmış ama hani ifade şu. E öyleyse
Mustafa Kemal de masondu. Veyahut yani çok klasik bir ulusalcıysanız şunu
söyleyeceksiniz. Eğer bu bilgi doğruysa diyeceksiniz arkadaşlar.
Onun tarafından kurulmuş. Sonra İttihat Terakkiye iltihak etmiş olan bu yeraltı
darbe örgütünün bütün üyeleri masondu ama kurucu gizli başkan Kemal Paşa mason
değildi. Ya isterseniz böyle de diyebilirsiniz. Dediğim gibi ben opsiyonlu konuşuyorum.
Ulusalcıysanız tabii öyle diyeceksiniz.
Sonra Mustafa Kemal ve Selanik yaşamı Hristos
Hristodulu bunu bugüne kadar ben bir vesileyle çok tavsiye ettim. Göstereyim sahaflarda
bulursunuz eğer hala kaldıysa. Yunanlı bir yazarın içeriği isminden
anlaşılıyor. Yani Atatürk'ün hayatının ilk dönemini kona alan, ilk yıllarını, doğumu, çocukluğu,
gençliği, Selanik yaşamı dediğine göre konu alan ama çok yetkin bir inceleme
eseridir. Bunu kitabı okuyanlar anlayacaklar. 123. sayfasında arkadaşlar
konumuzla ilgili Hristodulu da şunu söylüyor. Biz de soruyoruz resmi tarihe.
Yani şimdi masonlukla hiç alakası olmadı diyorsunuz ama bunlara ne diyorsunuz? Bu
durumda dönme İsmail Fazıl'ın sayesinde kurtulmuştu. Üst kısmını okumuyorum.
Yani çok da hoş şeyler değil. Gençlik yıllarında Kemal Paşa'nın Harbiye'de
öğrenciyken İstanbul'da böyle son derece alemci bir hayat sürdüğünden işte kadın erkek ilişkileri,
ilişkilerin de en özel kısımları falan konularına girip çıkıyor. Sonra
devamında direkt konumuzla ilgili dönme İsmail Fazıl'ın sayesinde kurtulmuştu.
Bu Ali Fuat Paşa'nın babası Paşa. Eee bu ifadeden onların da sabetist olduğunu
görüyoruz. Ali Fuat Paşa Harbiye'de arkadaşı ve yani yediği içtiği ayrı gitmeyen
arkadaşı. Hatta hafta sonları ev iznini genellikle bu İsmail Fazıl Paşa'nın
Üsküdar'daki konağında geçiriyorlar. Hani oğlu ve oğlunun arkadaşı olarak.
Ali Fuat'ın bu yılları anlattığı bir anı kitabı da vardır. Sınıf arkadaşım Atatürk olması lazım adım. diyor ki:
"Akl, şansı ve de bir hayli mason ve dönme."
Dikkat parantez açmış yazar ki hayatı boyunca onu asla bırakmayacaklardı.
Destekçilerinin sayesinde kurtuldu demek daha doğru olacaktır.
Yani harbiyede öğrenciyken işte içkiydi, kumardı, kadındı falan konularıyla çok
fazla içli dışlı. E bir harbi öğrencisinin böyle alışkanlıkları, böyle
bir hayatı olması tepki çeker. Hatta okuldan atılmasına kadar gidebilir.
Gitmedi. Niçin gitmedi? Çünkü bir Ali Fuat Paşa'nın babası kendisi de dönme
olan İsmail Fazıl Paşa himaye etti diyor Hristodulu. İki aklı, şansı
ve de bir hayli mason ve dönme
destekçilerinin sayesinde tırnak içinde kurtuldu demek daha doğru
olacaktır. Derken parantez açmış.
hayatı boyunca onu asla bırakmayacak olan mason ve dönme destekçileri diyor.
Dikkat edin Atatürk daha 18 19 20 yaşlarında genç bir delikanlı.
Şimdi bu yaşta mason locasına kaydı yapıldı şeklinde bir bilgi yok. Bizim de öyle bir iddiamız yok. Ama bu bilgi
konumuz itibariyla şuraya oturuyor. Henüz daha mason locasına kaydının
yapılmadığı ve yani herhalde kayıt kurallarına göre yapılamayacak kadar
yaşının küçük olduğu dönemde bile üzerinde sürekli bütün hayatı boyunca
devam edecek çok ciddi, çok yakın bir dönme ve mason himayesi var diyor
Yunanlı yazar. Buyurun.
Şimdi bu bağlamda hemen geldik
Kont Carlo Sforza ilişkisine.Sforza kimdir arkadaşlar? 1. Dünya harbinin sonunda mütareke
döneminde bizi yenmiş olan itilaf grubundan İtalyan devletinin İstanbul'da
görevlendirmiş olduğu siyasi komiser yani işgal sorumlusu,
temsilci, büyükelçi karışımı bir şey. En üst düzey işgal sırasında İstanbul'da
görevli olan İtalyan yetkili. Şimdi burada önemli bir detay karşımıza çıkıyor.
Atatürk 13 Kasım 1918'de Yıldırım Ordular Grup Komutanlığı'ı bıraktı.
Çünkü bir işlevi kalmamıştı. İstanbul'a adımını attı. 13 Kasım 1918'den
16 Mayıs 1919'a kadar yaklaşık olarak 6 ay boyunca İstanbul'da ikamet etti. Bu 6
aylık süreçte eğer doğruysa şimdi onu tartışmıyorum ben konumuz değil. bir iki
defa İtalyan ve İngiliz birlikleri tarafından tutuklanma tehlikesi atlattı.
Bu olaylar yaşandığında devreye hep bu en üst düzey İtalyan temsilci girdi. Kont Sforza ya da Sforza nasıl okunuyorsa. O hemen kendi himayesini üzerine serdi,
gerdi, kurtardı ve hatta şu teminatı verdiğini Kemalist
kaynaklarda görüyoruz. telefon numarasını falan veriyor. Yani yarın öbür gün de diyor tekrar benzeri ama
bizimkilerden artık o tarihten sonra Sforza nedeniyle İtalyanların gelip
evine baskın düzenlemesi çok gerçekçi olmaz. Ama daha Yunanlılar düzeltiyorum
Fransızlar var, İngilizler var bunlardan falan diyor sana bir taciz gelirse hemen
diyor beni ara hallederiz. Gerekeni yaparız. Hatta hatta ihtiyaç duyarsa
İstanbul'daki İtalyan elçiliğine diyelim. hani o günkü resmi ifadesiyle
İtalyan siyasi komiserliği binasına sığınabileceği açık çekini de veriyor
Atatürk'ün. Yani Sforzayla arkadaşlar Atatürk
arasında bu kadar açık net kesin bir
ilişki var. Bir yakın ilişki var. Bir himaye ilişkisi var. Sonra Mussolini iktidar olduğunda Sforzada üst düzey bir mason olduğu için sürgün edilecek İtalya dışına.
1945'te harp bitip Mussolini infaz edilip İtalya'da müttefiklerin
kontrolünde yeniden hükümet yapısı oluşturulurken bu Sforza Dışişleri
Bakanlığı'na getirilecek. Yani İtalyan siyasi elitindeki konumu
itibarıyla Sforza'nın ne kadar önemli biri olduğunu anlamak için sadece bu bilgi kafi. E aynı zamanda üst düzey bir
mason.
Şimdi
Mozai'yi tamamlayalım. Nereden tamamlayalım? Orhan Koloğlu Yani kendisi
herhalde locya üyedir tahmin ediyorum. Çünkü masonlukla ilgili 3 d tane kitabı var.
Hani bu kitaplardan bir tanesini bile okuduğunuzda Koloğlu'nun nasıl bir mason aşığı olduğunu görüyorsunuz. Bizi
ilgilendirmez ama yani durduğu yer orası. Bu kitaplardan arkadaşlar İslam Aleminde
Masonluk kitabının 203. sayfasından naklediyorum. Sforza Atatürk ilişkisini.
Evet 204. sayfadan düzeltiyorum. İtalya'daki faşist rejimden kaçıp
İsviçre'ya sığınmış olan eski İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza ki Mustafa
Kemal Paşa'yı mütareke sırasında İstanbul'da şahsen tanımış ve konuşmuştur.
Modern Avrupa'nın kurucuları adlı kitabında Atatürk'ü Atatürk'ten büyük saygıyla bahseder ve mason olduğunu
yazar. Şimdi bunu tamamlıyoruz.
Daniel Ligou'nun
Mason Ansiklopedisinde Atatürk'ün mason olduğu hakkındaki kaydın herkes tarafından benimsenmesi sonucu batının
bunu tartışmasız kabul ettiğini de ekliyor. Burada Makedonya Rizorta ve
Veritas locasında teklis edildiği yani masonluğa kabul töreninin yapıldığı
belirtiliyormuş diyor. Biz mevzuyu şuraya getiriyoruz arkadaşlar.
Şimdi Atatürk'ün 1907 senesinde Selanik'te kaydının yapıldığı locanın Makedonya
Veritas'ın bir İtalyan locası olduğunu zaten daha önce söyledik. Bu yaygın olarak
biliniyor. Yani Makedonya'da o isimde İtalyan obediyansına bağlı bir mason
hocası olduğu. Şimdi bu noktada bunu isterseniz komplo teoriciliğine
verin. İsterseniz haklı bir hipotez olarak kabul edin. O da size kalmış. Ben şu soruyu soruyorum. Acaba Sforza ile
aynı mason locasının mensubu oldukları yani genel anlamda mason birader olmanın
ötesinde bir de doğrudan doğruya Loca biraderi olduklarından ötürü mü bu açık
kesin etkili destek kendisine verildi? Dikkat edin bak ulusalcılar gibi işimize öylesi
gelir falan diyerek atlamıyorum. Öyleyse budur demiyorum. Bütün samimiyetimle bunu da soru olarak
gündeme getiriyorum. Çünkü Sforza nin üst düzey mason olduğunu biliyoruz da ama hangi İtalyan mason
locasının mensubu olduğunu bilmiyoruz. Eğer alakasız başka bir locaysa deriz ki
buradaki himaye öyleyse locaları farklı olsa bile ama her ikisi de sonuçta İtalyan sistemine bağlı. Genel bir mason
biraderliğinden kaynaklı bir birbirini tutma, himaye etmedir. Veyahut da soru
doğrudan aynı hocanın mensubu oldukları içindir.
Şimdi bu bağlamda o zaman şu bilgiyi de paylaşmamız gerekir.
Yine bildiğiniz
doğanın yani Aydın Doğan'ın yayınlamış olduğu eski meşhur maocu Nuri Çolakoğlu'nun
editörlüğünü yaptığı Kasım 1938 Dünya Basınında Atatürk isminde bir prestij
kitap vardır. Yani ister inanın ister inanmayın kitabın boyu şöyle falan vardır rahatlıkla böyle anca iki
elinizle birden kaldırabilirsiniz. Hatta kitabın doğrudan himayesini Aydın
Doğan'ın kızlarından birinin üstlendiği işte girişte böyle iftiharla
yazılıyor. İş kadını olan kızlarından birinin. Prestij kitap yani tam böyle bir Atatürk
adanmışlığının ifadesi. Kitabın içeriği isminden anlaşılıyordur.
Kasım 1938 Dünya Basınında Atatürk ölümünü müteakip günlerde çeşitli
ülkelerin çeşitli gazetelerinde, dergilerinde Atatürk'le ilgili çıkmış olan haberler, yorumlar falan. Bunların
Türkçe çevirisi. Bu kitabın arkadaşlar 232. sayfasinda Yugoslav Gazetesi Politika 13 Kasım 1938 tarihli nüsrasında
diyor ki 1907 sonrası Selanik'te İtalyan mason
localarına girdi ve sonra bunu gizledi. Sunumun başına geri döndük
hatırlatıyorum. Bozkurt kitabına iftiralara cevap diyerekten dendi ki
bizzat Atatürk tarafından böyle bir olay kesinlikle olmadı. Hayatımın hiçbir
döneminde hiçbir şekilde hiçbir mason loocasıyla hiçbir alakam olmadı.
kullandığı ifade oydu. Ama bak İtalyan gazetesi politika fevkalade kemalist bir
yorumda işte taziye mahiyetinde 3 gün sonra bize konumuzla ilgili böyle bir
detay bilgi vermiş. Takdirlerinizi arz ettim.
Sonra sonra arkadaşlar bu babta gene tarih
metodolojisi açısından son derece önemsenmesi gereken bir kaynağa geldik.
1920 Türkiye Durum Raporu İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na ait. Bu bütün ülkelerde halihazırda da devam eden
genel bir hariciye uygulamasıdır. Yani şöyle diyelim mesela Türkiye'nin çeşitli
ülkelerdeki diplomatik misyonları, elçilikleri
yeni sene girdiğinde arkada bırakılmış olan sene ile ilgili o
ülkeye ait bir genel değerlendirme raporu hazırlarlar. kendi başkentlerine
gönderirler. Bu resmi belgedir, devlet evrakıdır ve tabii basına verilmez. Yani
gizli belgedir. İşte bu anlamda İngiltere'nin Türkiye'deki diplomatik
misyonları da daha Osmanlı devrinden biridir. Bütün ciddi diyebileceğiniz hani Afrika'nın yeni bağımsızlığını
kazanmış olan belki ülkemeri hariç dünyada her ülkenin yaptığı bu rutin
uygulamayı sürekli yapıyorlar. her sene bir Türkiye raporu yayınlanıyor.
Şimdi bu kaynağın önemi şuradan kaynaklanıyor arkadaşlar. Bu mesela diyelim ki o yıllarda İngiliz Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü tarafından basına verilen bir demeç, bir bildiri, bir açıklama değil. Çünkü öyle olsa
tarih metodolojisi açısından bu birazcık şüpheli kabul edilebilir. Yani bu
manipülatif mi, gerçek mi, ciddi mi, samimi mi? Çünkü basına veriliyor. Halka
aktarılması istenilen bir bilgi. E yani bu durumda devletler çıkar hesabı
yaparak yalan uydurabilir, çarpıtabilir, yönlendirebilir her şeyi yapabilir.
Ama bu kaynağın kritik değeri şuradan kaynaklanıyor. Bakanlık içi yazışma.
30 sene müddetle en az yani İngiliz kanunlarına göre 30 sene, 50 sene, 100
sene şeklinde limitler koymuşlar. Devlet evrakı halka açıklanamıyor. Yani
onlara göre en sıradan, en basit, en zararsız olanı bile ancak 30 sene sonra açıklanabiliyor.
Bu 30 yıllık mıdır, 50 yıllık mıdır bilmiyorum. Azını alırsak 30 sene.
Dolayısıyla yani burada yer alan bilgi yanlıştır. Uydurmadır. Belli bir kasta
yöneliktir. Şimdi geldik Atatürk'ün masonluğu iddiasına. Yani klasik ulusalcı yaklaşımı. İngilizler zaten
Atatürk'ü hiç sevmezlerdi arkadaşlar. O yüzden Atatürk'ü kötülemek için ona
iftira olsun. Yani Türkiye'de de her yerde de masonluğun çok iyi bir imajı
yoktur ya büyük halk kitleleri arasında haklı olarak. İşte o yüzden yani Atatürk'ü kötülemek
için, ona çamur atmış olmak için Atatürk masu diye bir iftira uydurdular.
Savunmasını bu kaynakla ilgili hiç kimse yapamaz. Çünkü yazışma bakanlık içi
yazışma. Ya o zaman iş şöyle çok uçuk saçma bir noktaya gelir.
İstanbul'daki İngiliz siyasi diplomatik misyonu Londra'daki kendi bakanlık
merkezini kandırmaya, belli bir konuda onu yanlış yönlendirmeye çalışıyor.
Şimdi bundan sonra kaynağın kendisinden okuyalım. Şöyle gösterelim de bak. İngiliz yıllık raporlarında Türkiye 1920
derleyen Ali Satan Çeviren Türkçe çevirinin 157. sayfasından
okuyorum arkadaşlar. İstiklal Harbi yeni başlamış. Yani Mustafa Kemal artık yazışmalarda konu
ediliyor zaten. 1 bir bu 5 sene öncesinden beri kurmay subaylığa hak
kazanmasından sonra 1907'de Selanik'e atanmış ve aynı yıl içerisinde İttihat
ve Terakki Cemiyeti'ne girmek suretiyle Farmasonlar arasına katılmış. 1922 Ekim ünlü Amerikalı edebiyatçı Ernest Hemingway İstanbul'da
Amerikan ordusunda askerliğini yapıyor. Yedek subay olarak işte bir gemide görevli. İstanbul'a
gelmiş. Bir müddet kalmış. İstanbul'da kaldığı sıradaki gözlemlerini daha sonra kitaplarını
aktarmış. Şimdi paylaşacağım kaynak Kim Fortuny isimli gene bir Amerikalı yazarın
Amerikalı yazarlar İstanbul'da isimli kitabının Türkçe çevirisinin 113 sayfası. Ernest Hemingway diyor ki Ekim 1922 yani İstiklal Harbi henüz
kazanılmış. Daha Lozan başlamamış. Çanakkale olayının yaşandığı
dönem ekimin başları. diyor ki: "Türk yöneticiler batılıların zannettiğinin aksine İslamcı değil,
ateist masonlar." Yani şimdi burada derseniz Atatürk'ün
adı Kemal Paşa falan açıkça tasrih edilmiş mi? Hayır. Onu bütün dürüstlüğümüzle paylaşıyoruz ama bu
bütünün içinde düşünün. İki, e, Türk yöneticiler dediğine göre
burada Atatürk otomatikman kastedilmiyordur gibi bir mana çıkartabilirsiniz. çıkartabilir misiniz?
Ya ulusalcıysanız tabii kesinlikle de ben normal insanlardan bahsediyorum. E
hayır Türk yöneticiler dendiğinde hele Ekim 1922 gibi bir
tarihte akla gelecek olan ister istemez ilk isim Kemal Atatürk'tür. Çünkü Türk
yöneticiler kategorisinin bir numarası
Ankara'da devlet başkanlığına denk gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve
aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı.
Yani siyasi anlamda da askeri anlamda da resmen hiyerarşi piramidinin tepesinde duran
isim. Buna destek. Bizzat Hemingway'in kendi kitabından
aktarıyorum. Aslında ikisi de aynı metne aittir. Kitabın adı Savaş Üzerine, sayfa
424, Türkçe çevirisi. Orada daha açık söylemiş.
Kemal Atatürk ve ekibi yani Mustafa Kemal Paşa diyor tabii o gün için. Ve
ekibi ateist, mason, İslam düşmanı. Müslüman halklar onun gerçek yüzünü
anlamaya başladı. Tepki büyüyor. Yani şimdi şunu biz söylesek kafadan
5816. Ernest Demingway böyle yazmış. Günah
vebal de onun üstüne arkadaşlar.
Bu bapta 10 sene atladık. 1932'ye
geldik. Gene çarpıcı bir belge ve bilgi. Günümüzün hızlı Atatürkçülerinden
birinin kitabı. Yaşar Gürsoy, Atatürk'ün katilleri ve o doktor. Yani kitabın
isminden de anlayacağınız üzere kitabın temel özü temel tezi Atatürk'ün
ölümünün normal doğal sebeplere dayalı bir ölüm olmadığı işte hastalık görünümü
altında öldürüldüğü ve işte bir doktorun ya da bazı doktorların da
Atatürk'ün katili olduğu falan şeklinde son devrin en çok iç gıcıklayan, en çok
müşteri bulan ulusalcı tezlerinden bir tanesi bu. Tabii bütünüyle uydurma
ama konumuzla ilgili olan kısmı kitabın 34. sayfasından okuyorum. 2
Haziran 1932. Yani işte girerken de anlattık. Bu
mesele ile ilgili tartışmaların en hararetli şekilde başladığı Armstrong'un
Bozkurt kitabı üzerine tarihler ya da başlamak üzere olduğu
tarihler. Diyor ki Amerika Birleşik Devletleri'nden
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya hitaben yazıdan yazılan bir mektup
ulaştı. Mektup New York'ta bulunan Masonic Symbol Club Siracuza üyesi
yani Siracuza Tapınağı Kulübü, Masonik
Siracuza Tapınağı Kulübü doğru çevirdiysem üyesi
John A. Deering tarafından kaleme alınmıştı. Deering kendisinin masonlukta
32. dereceye ulaştığını yani çok üst düzey 33'te bitiyor zaten
ulaştığını bunu tescil etmek üzere kendisine verilen sertifikanın üzerinde
beş Amerikan başkanı ve eşlerinin yanı sıra Amerika ve Avrupa'nın önde gelen
meşhur şahsiyetlerinin imzalarının yer aldığını, Mustafa Kemal Paşa'nın imzasının da 32.
derece mason sertifikasının üzerinde bulunmasının kendisine büyük bir şeref
katacağını söylüyor. Şimdi göstereyim. Yani ekrandan
anlaşılmayacağı kesin de 35. sayfada arkadaşlar şu altında
parmağım olan şu fotoğraf bahsini ettiğimiz 32 dereceli Amerikalı
mason tarafından bu içerikte Kemal Paşa'ya gönderilmiş olan İngilizce
metnin özgün metnin fotoğrafı. Şimdi o zaman şunu diyoruz.
Doğrudan doğruya Kemal Paşa'nın kendisinden kaynaklanan çok kesin net ifadeyle masonlukla hiçbir alakası yok.
O zaman resmi tarihte de öyle. Şimdi o zaman burada mantık problemi oluşuyor.
Hayatı boyunca masonlukla hiç alakası olmamış olan birine 32. dereceye ulaşmış olan elin Amerikalı
masonu bu 32. derece sertifikasını bağlı bulunduğu mason locası tarafından
kendisine verilmiş olan bu terfi sertifikasını
onurlanmak maksadıyla sizin de imzanız bulunsun diye
masonlukla hayatı boyunca hiç alakası olmamış olan Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanına niçin gönderir?
Bak gördünüz mü? Ulusalcı olmak ne kadar sıkıntılı bir şey. Çünkü şimdi bu soruya
hani tam atıcıyla yamacı fıkrasına yakışır layık bir cevap vermeniz lazım.
Diyeceksiniz ki evet yani bizzat iddia ona ait olduğuna göre zaten hani bizim
için Kur'an aiti, ulusalcılar için Atatürk'ün bizzat kendisine ait bir sözü aynı şey.
Dolayısıyla yalan yanlış olabilmesi mümkün değil. Kesinlikle masonlukla alakası yoktur. Ama o zaman bu soruya
cevap vermeniz lazım. Hani vereceğiniz cevabın da bu memleketin özgür
düşünceli, huyür ruhlu insanları tarafından yani sizin arkanızdan
teneke çalınmasını gerektirecek cinsten bir cevap olmaması lazım. Hadi lan oradan dedirtecek cinsten bir cevap
olması olmaması lazım. Yani şöyle az buçuk.
Elhamdülillah. Tutarlı şöyle akılla, mantıkla bağlaştırılabilir
bir cevap olması lazım. Yani inanın ben bugün hazırlıkları yaparken düşündüm kendi kendime. Hani böyle bir durumda
ulusalcı olsam ben hafizen Allah yani bunu nasıl yamarız, nasıl cevap veririz?
Size de sormuş olayım varsa aklınıza gelen bir şey.
Yabancı kaynaklarda
Atatürk'ün masonluğuna dair bilgi. Bir tane daha.
Kitap Dünyayı kimler yönetiyor? Mahir Kaynak, Ömer Lütfi Mete arasında bir
nehir röportaj anladığım kadarıyla. Konumuzu ilgilendiren kısmı kitabın 28.
sayfası. diyor ki: "Jasper Ridley yani isimden anlaşıldığına göre ya Amerikalı
ya İngiliz. Free Masons, Farmasonlar isimli kitabında
Atatürk'ün mason olduğunu ve genç bir subayken Makedonya'daki locaya kayıtlı olduğunu söylüyor.
Sonra rahmetli Kadir Mısıroğlu,
Tahrif Hareketleri 2. cilt,
sayfa 479. Şöyle gösterelim özgün belgeyi okuyayım.
Yani benim İngilizcem bile kötü. Fransızcamı hiç sormayın. O yüzden yanlış okursam arkadaşlar hakkınızı
helal edin. Gülmeyin bir de bana yani. Dictionnaire universel de la Franc
Maçonnerie. Yani bunu yanlış okuduğum kesin de neyse.
Ama yarım yamalak frençe bilgimle anladığım şu evrensel uluslararası
mason sözlüğü. Bu bir Fransız yayını.
Uluslararası Fransızca yayınlanmış Uluslararası Mason Sözlüğü kitabının
Atatürk maddesinde diyor ki L italyan Makedonya
Resort et Veritas Rivista Masone
yani kayıtlı olduğu mason locasının adını veriyor. Zaten mason sözlüğünde
bir madde olarak yer aldığına göre durum bu arkadaşlar. Yani şimdi
birileri kalkıp şunu diyemez ya. Bunu Kadir Mısıroğlu icat etmiş, uydurmuş. Hani Atatürk düşmanı falan ya
diyorlardı. Adam bunu salah
eylesin. Merhum üstat bunu safi bilgi olarak paylaşmıyor ki. Bak parmağımla
vuruyorum. Fransızca uluslararası mason sözlüğünün
bu bilginin yer aldığı sayfanın fotoğrafını veriyor. Hadi şimdi buyurun buna cevap verin.
Sonra 1998 senesinde yani daha dün New York
büyük Locası diyor ki Atatürk masonlu kaynağından okuyalım. Bu kitapta fevkalade Kemalist, fevkalade masonik.
Yeni yayın bu. Belki kitapçılarda hala vardır. Yoksa bile sahaflarda rahat
bulursunuz. Kitap doğrudan konumuzla ilgili bir inceleme. Anladığım yazar da
mason. Çünkü Atatürk'ü de yere göğe sığdıramamış. Masonluğu da yere göğe
sığdıramamış. Tamer Ayan. Atatürk ve masonluk isimli kitap.Sayfa 21. ABD New York Büyük Locası tarafından yayınlanan Ünlü Masonlar
kitabının içinde Atatürk'ün dünya masonlarının arasında ilk sırada gösterilmesi
dünyada olduğu kadar Türk kamuoyu için de çok ilginç bir irdeleyici bilgi
olmuştu. Amenna. Evet, öyle oldu. Doğru. En azından benim üstümde öyle bir etki
meydana getirdi.
Bu yabancı kaynakların Atatürk'te masondu
şeklindeki iddia, bilgi, belge, yorum ve paylaşımları alt başlığına şununla
noktayı koyuyoruz. Hani tam batılıların tabiriyle bingo dedirtecek bir şey. Aleister Crowley
kimdir arkadaşlar?Aleister Crowley satanizmle ve
masonluk literatürüyle meşgul olanların bildiği bir isim ama bütün herkesin bildiği böyle yani
kamuoyunun bütününe mal olmuş bir isim değil. Aleister Crowley 20. yüzyılın en ünlü satanisti. Dünya
çapında en ünlü satanisti aynı zamanda mason. Üst düzey bir mason zaten. Yani başka türlü olabilmesi eşyanın tabiatına
aykırı olur. Düşünsenize dünyanın en ünlü, en büyük büyücüsü ve şeytan tapıcısı olacaksınız ve aynı zamanda
hiçbir mason hocasında kaydınız olmayacak. Ya o zaman üç kağıtçısın sen. Dolandırıcısın. Şeytanı da dolandırmaya
çalışıyorsun falan anlama çıkar. Şimdi derseniz buraya neden atladın? Konumuzla
alakası ne? Oğlunun adını Atatürk koymuş adam.
Kemal Özer'in Gülen Şeytanlar Tarihi kitabı sayfa 468'den görüyoruz. Torunu
da Gezi olaylarında İstanbul'daymış. Ayrıca Erdoğan alehtarı bir film yapmış.
Yani tam tencere kapak. Eba en der bizim eskiler atadan dededen bu tarafa
adamın kendisi yani hanedanın kurucusu bu Aleister Crowley 20. yüzyılın dünyada
en meşhur, en ünlü satanisti masonu. Bunun bir oğlu olmuş. Adını Atatürk
koymuş. Şimdi bunu yorumlayın. Bunu izah edin. Bunu bağdaştırın. Bak bunu da soruyorum
ben bütün resmi tarih yorumcularına, savunucularına.
Böyle bir adam oğluna niçin Atatürk ismi koyar?
Hani Namık Kemal Zeybe'ye soracak olsak Atatürk böyle satanistlerin, masonların
falan sevip evlatlarına isim olarak koymak bir tarafa içki içen bir
evliyaydı diyor. Bunu ironik bir kasıtla, mecazi bir manayla falan söylemiyor.
Yani gerçek, maddi aynen anladığınız gibi. Evet. İçki içerdi ama aynı zamanda
diyor evliyaydı. gazeteciler nasıl falan deyince
kızdırmayın diyor. Peygamber de derim. Yani şimdi bizdeki belli bir ulusalcı
kesime göre satanistlikle alakası, masonlukla hatta bizzat kendi ifadesine
göre alakası olmasına bir tarafa koy evliya.
Namık Kemal Zeybey'in sinir derecesine göre peygamber hani söylememiş de ben
onun doğal devamında şunu çıkartıyorum. Demek ki Namık Kemal hocanın sinirlerini
tap yaptırırsanız diyecek ki ilah da hani ötesi de yok ki ilahın da üstünde verebileceği bir unvan yok. Ama
evliyayı, peygamberi bizzat zaten kendisi layık görmüş. Veyahut da işte o kadiri şeyhi olduğunu
iddia eden Abdülkadir Geylani Hazretlerini de bütün hakiki kadirileri de tenzih ederim. Alınmasınlar.
Müteşeyih vardı ya bir tane korona salgınında öldü. Şimdi oğlu vaziyeti
götürmeye çalışıyor baş. Hani o da diyordu hem Seyitti hem Şerif de 6 yaşında Kur'an hafızı olmuştu falan. Ya
bunları bir an için doğru kabul edelim. Eğlenceli şeyler arkadaşlar. Yani tavsiye ederim. Bu gibi iddiaları bir
sebepten farz edin ki canınız çok sıkkın, çok üzgünsünüz. Moraliniz fevkalade bozuk. Şimdi internet diye bir
imkan var. Oturun bilgisayarın başına açın bunları bulun. Rahat bulunur. İşte
bütün üzüntünü, sıkıntını, gamını, kederini dağıtacaksın. Biri diyecek evliyaydı. Biraz daha sıkarsak yalvaçtı
diyor peygamber di. Öteki diyecek 6 yaşında hafızı Kur'an oldu. Ana tarafından seyitti. Baba tarafından
şeriftti. Yani daha da yamışlarına giderseniz işte şu an bulunduğu arşı
aladan yarın öbür gün Konya'da Mevlana türbesinin üstüne bir nur üzmesi inecek.
O da arşı aladan hani Hazreti İsa Aleyhisselam gibi aşağı canlıymış ölmemiş. tutuna tutuna o nur üzmesine
inecek Konya'da Mevlana türbesine. Ondan sonra başta Tayyip olmak üzere bu düşman
olanların hepsini önüne katarlayıp yeniden İzmir sahillerinden denize
dökecek. İkinci olarak değil de ilk olarak. Çünkü Yunan dökülmedi. Çeşme Urlahtımından Paşa Paşa gemilere binip
öyle gittiler. Bu sefer dökecek. Yani tabii ben şimdi farkındayım. Konuya biraz dağıttım da eğlencelik olsun diye.
Ama bunların hepsini adamlar ciddi söylüyor. Şimdi nasıl eğlencelik yapmazsın? Yani size sorayım.
Hani hep şunu düşünüyorum ben. Ulan Arşı hala Konya şehir merkezi kim bilir kaç
trilyon kilometre yani nasıl tutuna tutuna inecek. Yani bir insan en hızlı en çevik olsa diyelim bir saatte öyle
bir nurdan halatta kaç metre aşağıya inebilir ya bu kaç trilyon sene sürer
falan. Kainatın ömrü 13.7 milyar sene gibi tabii sıkıntılar karşımıza çıkıyor
arkadaşlar bu arada.
Neyse biz mevzumuza geri döndük.
Erol Mütercimler, isyanlar, ihtilaller, darbeler. Şimdiki alt başlığımız. Peki
yerli masonlar bu konuda ne diyor? Yani önemli nokta şu. Atatürk'ün bizzat
kendisi 11 Aralık 1932 tarihinde Akşam Gazetesi'nde kendisine ait olacak
şekilde yayınlanmış olan nüssa, "Benim bütün hayatım boyunca hiçbir şekilde,
hiçbir surette, hiçbir zaman hiçbir mason locasıyla hiçbir alakam olmadı."
dediğine göre o günden bugüne kadar Türkiye'de bütün masonların doğal olarak
Evet. Atatürk'ün yani bizim localarımızla masonlukla hiçbir zaman hiçbir şekilde alakası olmamıştır
demeleri gerekir. Yani normal kanon bunu gerektirir. Peki
ama fiiliyatta ne demiş bu adamlar? Nerede o? Şurada. Erol Mütercimler,
isyanlar, ihtilaller, darbeler. Sayfa 481'den alıntılayacağım ama tabii
özgün kaynak bu değil. O da alıntılamış. Özgün kaynak büyük üstat Mim Kemal Öke nin
ordinaryus profesör tıpçı Atatürk'e siros teşhisini koyan, sonra ölünceye
kadar yakından tedavisiyle meşgul olan birkaç tane doktordan biridir
arkadaşlar. Mim Kemal Öke öyle yabana atılacak rastgele bir adam değil. Aynı zamanda üstadı Azam. 33 dereceli mason.
Büyük üstat Mim Kemal Öke'nin Mason Derneği'nin 1949 yılındaki büyük kongresinde yaptığı ve Türk Mason
dergisinin 1. sayısının 12 ve 14. sayfalarında yayınlanan konuşmasında bu
konuyla ilgili olarak söyledikleridir." diyor. "Bu derecede yetkin bir insanın."
Yani Atatürk'e bu kadar yakın öldüğü sırada baş ucunda duran üç
kişiden birisi miim? Kemal öke yanılmıyorsam çenesini bağlayan hani
ölünce bağlıyorlar ya çenesini bağlayan isim
ve aynı zamanda 33 dereceli mason Türkiye masonlarının başı üstadı Azam
diyor ki Atatürk mason teşekkülü için çok büyük iltifatta bulunmuş. Ankara'daki binaya
her yıl her yıl 3.000 Lira yardım etmişlerdir. Yani Atatürk döneminde Cumhuriyet
bugün başımızdakiler de aynı yardımda bulunmuşlardır. Yani İsmet de dolayısıyla izinden. Atatürk
memleketimizi ziyarete gelen tanınmış şahsiyetleri bu bu lokalde kabul ve
ziyaret etmiştir. Şimdi Atatürk mason değil idi
Ankara'daki mason locasına her sene 3.000 lira gibi yani yabana atılamayacak
bir para yardımını nasıl izah edeceğiz? O locaın binasını, kulübünü böyle bu
kadar ve üst düzey diplomatik amaçlı olarak kullanmasını nasıl izah edeceğiz?
Derin Tarih Dergisi Haziran 2015 tarih 39. sayı 62. sayfada
konuyla ilgili yazısında Mustafa Armağan'dan şunu görüyoruz. Ama
bu benim alıntıladığım tarih özgün e kaynak. Özgün kaynağı okuyayım.
1951 tarihli 8 mason biraderin ortak olarak hazırladıkları Türkiye'de hür
masonluk tarihi adlı kitabın 112 ve 113. sayfaları arkadaşlar. Yani resmi mason
yayını. diyor ki şimdi Mustafa Armağan'ın yazdığı kısmı
okuyorum. Bu belirsizliğin ancak laik cumhuriyetin kurulması ile giderilebildiğini masonik
kaynaklar kadar 1923-24 döneminde serbestçe açılma ve
devletliler katında yeniden örgütlenebilme, yayılma imkanını bulan mason
loocalarının aleni faaliyetleri de açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim daha
1925 gibi erken bir tarihte Cumhuriyet hükümetinin zaten mason prensiplerini
kabul ve tatbikinden bahsedilip Cumhurisi Mustafa Kemal Paşa'ya 33.
derecenin tevcihinin münasip olacağının teklif edilmesi cevabın şimdilik kalsın
kendinizi gösteriniz sonra görüşürüz şeklinde geldiğini 1951 tarihli 8 mason
biraderin ortak olarak hazırladıkları Türkiye'de hür masonluk adlı kitap da okuyabiliyoruz.
Evet. Şimdi bana deyin ki buradaki ifadeye göre yani Atatürk demek ki o
tarihte mason değil.
Programa girerken arkadaşlar metodoloji
üzerinde durduk. Dedik ki bu meseleyi üç boyut üzerinden ele almamız lazım. Bir
Akşam Gazetesi'nde yayınlanmış olan kesim beyanının aksine Atatürk'ün
hayatının herhangi bir döneminde herhangi bir mason locasına üye olduğu, kayıt yaptırdığı konusundaki iddialar
doğru mudur, vaki midir? Şimdi doğru mudur, değil midir? 1907
İtalya'nın Selanik'teki localarından biri. Ben elimdekileri paylaştım. Kararı siz
verin kendi vicdanınızda. İki, eğer yaptırdıysa
benzer durumlara, örneklere baktığımızda sormak mecburiyetini duyduğumuz soru. Yani takip eden yıllar süreç boyunca da
böyle aktif gerçekten işte localara giden, toplantılara, ayinlere katılan,
oradan vazife alan, onu yerine getiren yani gerçek, ciddi samimi, aktif militan
bir mason muydu? Yoksa sadece kayıt defterinde adı kalmış olan bir mason
muydu? Bu ikinci boyutu oluşturuyor. İkinci boyutla ilgili arkadaşlar şimdi
benim de kanaatim hayır. Bu anlamda militan, aktif, faal bir mason değildi.
Öyle olduğundan ötürü 1925 senesinde yeniden
bir kayıt teklifiyle karşı karşıya gelmiş. Hatta tabii yani
iki senelik cumhurbaşkanı rejimin kurucu devlet başkanına gel seni birinci
dereceden biraderlerin arasına katılalım demek olmaz. İltifat da yapılıyor.
Deniliyor ki hani paraşütle tepeden hemen size 33 derece rütbesini verelim. O diyor ki
bir kurun hocanızı çalışın görelim faaliyetlerinizi. İleride düşünürüz falan.
Ben bu teklifin ve bu cevabın genel fotoğrafa oturduğu büyük ihtimalle
doğru olduğu kanaatindeyim. O zaman otomatikman ikinci boyutla ilgili değerlendirmemiz diyoruz ki hayır. Yani
devamında sürekli faal aktif bir mason olmamıştır.
Ulusalcılar sevinsin ama fazla da sevinmesinler.
Kemal Özer'in Gülen Şeytanlar Tarihi kitabının 338. sayfasından şimdi bir
alıntı okuyacağım. Özgün Kaynak arkadaşlar
29 Mart 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi. Yani bu vesile tekrar hatırlatayım.
Kemal Özer'in bu kitabını herkes okusun. Tam bir hazine.
29 Mart 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Kaya Paşakay'ın bir açıklaması çıkmış. Kaya Paşakay o sırada
Türkiye Masonları üstadı azamı Halil Kutpaşa'nın torunu.
Kaya Paşakay, "Hürriyetin Atatürk'ün masonlukla ilgisi var mıydı?" sorusuna ise şöyle cevap
veriyor. Dikkat yani şimdi cevabı veren sarı çizmeli Mehmet Ağa değil. Bu konuda
temsil gücü, kabiliyeti en yüksek düzeyde olan isim. Çünkü bütün Türkiye
masonluğunun başı olan bir adamdan bahsediyoruz.
E fevkalade Atatürkçü olduğuna da hiç şüphemiz yoktur. Yani bunu özel olarak
sorgulamaya bile gerek görmeyiz. diyor ki
buna dair elimizde kesin bilgi yok ama kendi söylevlerini ve ilkelerini düşünecek olursak
ortaya koyduğu tüm bu prensiplerin özünde masonik ilkelerle birebir örtüşen, destekleyen ve tavsiye eden
ifadeler görüyoruz. Atatürk zamanında büyük hocamıza çok
yakın davranmıştır. Faaliyetlerini teşvik etmiştir. Yani sözlü teşvik hadi
aslanım deyip sırtını sıvazlama da yok. O dönemin büyük üstadının ifadesine göre
az önce okuduk. Her sene 3.000 Lira gibi 1930'ların satın
alma gücü itibarıyla ciddi diyebileceğiniz bir para veriyor. Sadece
Ankara'daki locaya. Yani şunu söyleyeyim. Her sene 3.000 Lira mason locasına nakdi
yardımda bulunduğu dönemde Türkiye'de bir memur maaşı 40 lira.
Yakın çevresi de o zamanki meclis başkanımız kendi doktoru işte O Mim Kemal Öke, Başbakanımız Şükrü Kaya vekillerin
çoğu hepsi masondurlar.
Meselenin bu boyutlarının üzerinde
bu gece dördüncüsünü yaptığımız bu masonluk programının ilk 1 ve 2inci
bölümlerinde uzun boylu durduk. Gereksiz tekrar yapmamak için onlara
dönmüyorum. Sadece şunu hatırlatıyorum.
1923 senesi dünya uluslararası senelik mason toplantısı Türkiye'de yapıldı.
1932 senesi yani 9 sene sonra 1932'ye ait aynı toplantı
küresel masonik toplantı Türkiye'de yapıldı. Niçin?
İkinci toplantının açıkça resmen doğrudan Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk'ün himayesi altında yapıldığını da
biliyoruz kaynaklardan. Ama dediğim gibi bu detayların üzerinde
2 ve 3 hafta önce durduğumdan ötürü arkadaşlar tekrarlamıyorum. 3ünc boyuta geliyorum.
1 saat 8 dakika olmuş. Neydi 3ünc boyut? ideolojik anlamda, felsefi anlamda,
hatta dini itikadi anlamda, genel düşünce biçimi itibarıyla, hayata, varlığa, doğaya, dünyaya, her şeye bakış
itibariyla bu saydıklarımın hangisini isterseniz onu seçin. Atatürk'ün
duruşuyla, felsefesiyle, düşünce biçimiyle, ideolojisiyle masonluğunki arasında bir ilişki var mı?
İlgi nedir? Yani bunlar teorik olarak birbirinin zıttı olabilir. Paşa'ın
dediği gibi, Kaya Paşakay'ın dediği gibi yani Atatürk'ün ideolojisiyle masonluk
ideolojisi yakın benzer falan değil. Birbirinin aynı olabilir. Belli ölçüde yakın
olabilir. Belli ölçüde uzak olabilir. Teorik olarak ihtimaller çok.
Bence 3ün sorunun cevabını 2005 senesinde Hürriyete verdiği demeçte Kaya Paşakay çok isabetli olarak dile
getirmiş. Öyle olduğuna dair bizzat Atatürk'ün kendi kaynağından
bir ayrıntıyı paylaşıp müsaadenizi alayım. Nutuk.
Nutukta arkadaşlar o sıralarda dünya çapında çok meşhur tarihçi
İngiliz Herbert George Wells in Kısa Dünya Tarihi isimli bir kitap yayınlıyor ve klasiklerin arasına
giriyor bu. Hemen Atatürk bunu çok önemsiyor. Hatta bir
kişi tarafından çevirisi uzun zaman alacağı için kitabı çevirebilecek 4 be
kişiye parça parça veriyor, forma veriyor. Bir an evvel çevirtiriyor, okuyor. Çok etkileniyor.
O kadar etkileniyor ki bu kitaptan ve yazardan, Wells'ten, Wells İngilizdir. üst düzey bir masondur. Nutukta uzun uzun bahsediyor.
Özellikle etkilendiği nokta arkadaşlar tek dünya devleti ve dini ütopyası.
Yani özü şu Nutuktaki söylemin. Bu mükemmel bir düşünce ama günümüz için
gerçekçi değil. Yani 1920'lerin reel politiğinde
dünyanın tek devlet haline gelebilmesi ve bunun da bir tane dini olabilmesi evet gerçekçi değil. Bunu teslim etmiş
işin bir tarafı. Ama kuramsal anlamda ve uzun vadede
düşünüldüğünde bu diyor mükemmel bir düşünce. Ütopya, insanlık ütopyası.
Bütün insanlık tek kültür, tek din, tek devlet.
Şu kadarını söyleyeyim arkadaşlar. Dünyadaki bütün mason localarının
stratejik hedefidir ve iftar ederek açık açık defalarca tekrarlayarak yüksek
sesle dile getirdikleri bir hedeftir. Yani bu masonluğun hedefidir ama kriptodur, gizlidir, saklıdır değil.
Ve esasen yani masonlara bu projeyi vermiş olan da iblisin bizzat
kendisidir. Bunun üzerinden iblisin bizzat kendisine
göre dünya bütünüyle ve insanlık onun kontrolü altına girmiş olacak falan.
Tabii işin iblis boyutuyla ilgili nutukta bir şey yok. Ben Kemal Paşa'nın olayın o boyutunun farkında olduğunu da
zannetmiyorum, düşünmüyorum. Çünkü hani Bediüzzaman'ın dediği gibi bu asırda demişti. Şeytanın en büyük hilesi
kendisini inkar ettirmesidir. İşin ayrı bir tarafı.
Ama şimdi yani şu an 3üncü boyut derken üstünde olduğumuz ana eksen zihnimizde
kaybolmasın. Meselemiz şu. Bütün masonluğun tarihten bu tarafa
kendisine varlık sebebi hayati hedef olarak kabul ettiği şey Atatürk'ün
nutukta uzun uzun yer verip övme ihtiyacı duyacak kadar yani demek
ki onu o kadar heyecanlandırmış. Başka izahı olmaz.
Aynı şey
3ünc boyuta dair ayrıntı isterseniz. Onur Atalay Türke Tapmak sayfa 156.
Hüseyin Aladağ Doktor İlmi Malik Evrenoğlu'nun Hayatı ve Eserleri sayfa 161.
Toplumsal Tarih Dergisi. Ağustos 2017 tarih 284. sayı sayfa 63. Ve bir de
tabii Nutu'un kendisi yani otantik kaynak.
Buralardan meselenin daha ayrıntılı ve analiz edilmiş halini görebilirsiniz.
Arkadaşlar bu geceki sunum bitti. 8 Kasım Cumartesi akşamı yani Allah izin
verirse önümüzdeki cumartesi resmi tarihe şu soruyu soracağız. İnönü Amerikan hayranimıydı.
Yani sorunun kendisi çok açık net olduğu için izaha gerek yok.
Artı resmi ideolojinin özellikle ulusalcılığın CHP kısmının çünkü hepsi
bir değildir bu noktada böyle bir soru karşısında
tüyleri diken diken olarak haşa ve kella diyerek ayağa kalkacakları da belli. Ne demek? Yani 2 nolu milli kahramanımız
bağımsız Türkiye'nin yani işte temel kurucularından biri Amerika'nın ya da başka yabancı bir
devletin hani sempatizanı dostu falan olmayı bir tarafa bırak hem de hayranı olabilir
miydi derler. Yani şimdi bunu hangi CHP'liye sorsanız vereceği cevap ve tepki bunun
karşısında benim az önce kısaca özetlemeye çalıştığım biçimindedir.
Biz de diyoruz ki eh peki haftaya cumartesi akşamı bu bahse dair
eteğimizdeki taşları bir dökelim bakalım İnönü. Amerikan hayranı mıydı değil miydi neydi arkadaşlar?
O vakte kadar ebeden ve daima sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler
ve hayırlı uykular diliyorum.
Videoyu izlemek için altta ki linke tıklayın