RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 17 1948... İNÖNÜ MASON LOCALARINI NİÇİN AÇTI?
RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 17 1948... İNÖNÜ MASON LOCALARINI NİÇİN AÇTI? :
Bismillah arkadaşlar. Herkese hayırlı akşamlar.
Bu hafta 3 diyoruz. Masonluk konusu.Birincisinde dedik ki Atatürk 1935 senesinde mason localarını niçin kapattı?
Geçtiğimiz cumartesi bunun devamı olan ikinci soruyu sorduk. Resmi tarihe Mason locaları gerçekten kapatılmış mıydı? Şimdi de onun devamı olan konu 1948 senesinde dönemin diktatörü, milli şef İnönü mason localarıni niçin açtı?Yani niçin açtığı, neden resmen tekrar açtı şeklinde ifade etmek daha doğru olur. Çünkü geçen hafta üzerinde durduğumuz gibi arkadaşlar mason locaları resmiyette kapatılmış fakat fiiliyatta etkinliklerine devam etmişti.Şimdi kopukluk olmaması için tam da buradan alarak bu akşamki konumuza girelim.
Mesela dedik ki Orhan Koloğlu'nun Cumhuriyet döneminde masonlar kitabı sayfa 106'dan sözüm ona kapalı olduğu dönemde doğrudan İsmet İnönü'den masonlara mali destek yapılmaya devam etti.Bence bundan da daha önemlisi İsmail Kara'nın Cumhuriyet Türkiye'sinde bir mesele olarak İslam kitabından iki cilttir. Bunu bütün meraklılara tavsiye ediyorum. Tekrar 81. sayfada mesela 1942 senesinde Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi'nin vefatı üzerine onun yerine Şerafettin Yaltkaya'nın Diyanet İşleri Başkanlığı'na getirilmesi aslında bir mason eylemiydi. İbadet dilinin Türkçeleştirilmesi projesine yönelik olarak Geçen hafta bunların üzerinde daha ayrıntılı durduğumuz için detayına girmiyorum. Hafızayı tazelemek ve bu haftaki konuya kopukluk olmadan bağlantıyı temin edebilmek için bunları hatırlatıyorum. Ve nihayet bu haftaya geldik arkadaşlar.
1948 senesi Asım Aki'nin tarih boyunca masonluk kitabı ki bu bir mason yayınıdır. 177. sayfasında gördüğümüze göre masonluğun tekrar resmi olarak açılıp legal hale gelmesi hükümetten geldi bu talep. Yani o günün Türkiye'sinde hükümet dendiğinde siz aslında doğrudan milli şef İsmet İnönüyü anlayın. Evet. Bu ilginç. Yani bilginin kendisi ilginç. İki, bu bilginin masonik bir yayında yer alıyor olması ilginç. Sonra nasıl oldu bu iş?
Şimdi meselenin şöyle bir ansiklopedik genel çerçevesini, girişini görelim.Süleyman Yeşilyurt, Türkiye'nin büyük masonları. Sayfa 162'den okuyayım arkadaşlar.Mason localarının açılışının tekrar ansiklopedik boyutu nedir?Masonluk Milli Şef İsmet Paşa döneminin dikta yıllarında 5 Şubat 1948 tarihinde dernekler yasası bahane edilerek Türkiye Mason Derneği olarak yeniden faaliyete geçer. TürkYükseltme Cemiyeti falan gibi de bir ismi var aslında. Bu kararın hemen ardından İstanbul Mason Merkezi ile Ankara ve İzmir'de 1, 2 ve 3. derecede faaliyet gösteren localar kurulur.16 Aralık 1956 senesinde yani 8 sene sonra Menderes dönemi İstanbul'da yapılan toplantıya bütün locaların delegeleri katılarak merkezi Ankara'da olan büyük mason locası hayata geçirildi. Büyük locaın Ankara'da kurulmasından hemen sonra Avrupa ülkelerinin büyük localarıyla münasebetler başlar. 1958 senesinde Hollanda ve Amerika'nın Kansas büyük locası ile kardeşlik ilişkilerine girilmesi uygun görüldü. 1962 senesine gelindiğinde İskoçya Büyük Locası ile yakınlaşmalar başlamıştır. Nihayet İngiltere ve İrlanda Türk masonluğunu çok düzenli çalışan bir cemiyet olarak kabul ederler. Yani milletlerarası mason camiasında resmi olarak yeniden faaliyete geçmiş olan Türk masonluğu bu süreç içerisinde onaylanır, kabul görür, camiaya dahil edilir.
Şimdi derseniz ki yani tek parti dönemiyle sınırlıydık ama sen 1950'lere geçtin. Hatta 1960'lara geçtin. Bütünlüğün görülmesi açısından arkadaşlar. Çünkü bu ansiklopedik boyutuydu işin. Ama tabii giriş bilgisi olarak önemli. İnönü'nün mason loocalarının yeniden görünür hale getirilmesindeki stratejik hesabı batıya eklemlenme. Burada daha büyük bir yani bu stratejiye ait daha önemli bir uygulama yapılmıştı aslında. Bu onun biraz gölgesinde kalır. 1945-46 senelerinde işte Dünya Harbini kazanmış büyük güç olmanın verdiği bir kibirle, özgüven, şımarıklıkla Sovyet Rusya malumunuz bizden Doğu Anadolu'yu istedi. Boğazların kontrolünü istedi ve belli ölçüde bir tehdit ortaya koydu.Ama bu hiçbir zaman için BLÖF'ün ötesine geçen bir tehdit aslında değildi.İnön'nün ise kendi siyasi felsefelerinin hatta itikadi duruşlarının yapısal bir gereği olarak hayati bir gereği olarak Türkiye'nin batının tam manasıyla bir parçası haline getirilebilmesi stratejik hedefi açısından mesela bu Sovyet taleplerini büyük bir fırsat olarak kabul etti. tehdidi çok fazla büyüttü. Kamuoyunu ikna edebilmek için,yapabildiği kadar batılıları da kandırabilmek için. Bu tehdit karşısında Türkiye'nin, Amerika'nın yani o gün için artık batı dediğimizde çünkü lider ülke Amerika harp sonrası Amerika'nın kollarına sorgusuz ve süalsiz atılmasının yollarını döşemiş idi. Buradaki asıl büyük uygulama dediğim gibi boğazlar krizi. Sovyet Rusya'yla yaşanan krizdi.Buna nazaran biraz daha gölgede kalmış olan ama şimdi bizim bu akşamki konumuzu ilgilendiren kısmı da arkadaşlar İnönü Batıdan istediği o tam kabulü bir an evvel görebilmek için masonluk kartının oynanmasının son derece faydalı olacağını, kendisini batılılara şirin göstereceğini, Türkiye'nin gönüllü olarak batının kölesi, uydusu haline getirilebilmesi noktasında yolu biraz da kısaltabileceğini düşündü. İşte mason hocalarının hem de önemli bilgi tekrar altını çiziyorum. Masonların kendi isteği zorlaması kulisleri sonucunda bile değil. Yani muhtemelen masonlar buna çok ihtiyaç duymamışlar. Çünkü ısrarla dediğim gibi geçen haftadan bu yana fiili olarak bir kapatma söz konusu değildi. Resmi. Ha derseniz ki o da bir şeydir. Görünürlük, itibar, prestij. Evet. katılırım size. Muhakkak ki masonlar onun da olmasını istemezlerdi. Ama mühim olan resmi görünüm mü, fiili gerçek durum mu dediğinizde tabii ki ikincisidir. Bu noktada zaten masonların gücünün kırılması, etkinlik alanlarının daraltılması gibi bir sıkıntıları yoktu.O kadar yoktu ki istediklerinde mesela yeni Diyanet İşleri Başkanının tespitinde onlar belirleyici rol oynayabiliyorlar idi. Ama şimdi bu resmi olarak tekrardan açılma meselesi bile yani bu şartlarda aslında masonlardan hükümete yönelik bir iç baskının neticesinde değil, arz ettiğim sebepten ötürü hükümetten kaynaklanan bir talep sonucunda gerçekleşti.
Yani şimdi durduğunuz yere göre değerlendirin. Bu bu akşamki konumuzu daha da tuhaflaştırıyor, ironik hale getiriyor veyahut da isterseniz iğrençleştiriyor da diyebilirsiniz. Biz devam edelim. Meselenin gene başlangıcını, ansiklopedik boyutunu belli ölçüde görmeye. Kemal Özer'in Gülen Şeytanlar Tarihi kitabı. Bunu herkese tavsiye ederim arkadaşlar. Hem şiddetle yani bu kitabı okumamış olan FETÖ konusu ve yakın tarih dendiğinde, yakın Türk tarihi dendiğinde bu iki başlıkta bu kitabı okumamış olan insan bu boşluğu telafi başka bir kaynakla, başka bir kitapla telafi edemeyecek ölçüde bir boşluğa sahip demektir. Yerine başka hiçbir şeyle ikamet edemez. O derecede yani. Şimdi ne demiştik? Gülen şeytanlar tarihi sayfa 339'da bu mevzunun biraz daha arka planlarına doğru kayarak şunları okuyoruz. Devir İnönü Devridir. 5 Şubat 1948'de İstanbul Valiliği' beyanname ile müracaat ederek Türk Mason Derneği'nin tescil edilmesini isterler. talep kabul edilir. Ardından hemen Ankara ve İzmir locarı açılır. Ardından 10 loca daha kurulur. Halk evlerine devredilen malların geri alınması için dava açılır. Dava neticesinde eski mülkleri iade edilir. Şimdi bu kritik nokta. Çünkü 1935'teki resmi kapatma olayında taşınmazları özellikle önemliydi. Nasıl olsa aramızda bir fark yok.Tamamen ideal ve işlev birliğine sahibiz gerekçesiyle ki bu uydurma bir bahane değildi. Yani yerden göğe kadar doğruydu. CHP'nin resmi yan kuruluşu olan halkevlerine devredilmişti. Şimdi 1948 senesinde açılırken yani bu açılmanın masonların talebi baskısı sonucu değil de hükümetten onlara gelen bir talep sonucu olduğu bu detaydan da daha iyi görülüyor. Açılırken masonlar dediler ki öyleyse mallarımızı geri isteriz. İtirazsız mallarını geri aldılar. Devam. Ardından masonlar İnönü'ye teşekkür mektubu yazarlar. Mektup dönemin millet mecmuasınca neşredilir. Yahudi inancının tümünü barındıran masonlarda da 13 uğursuz bir sayı olduğuiçin 13. Loca kurulmaz. 1949'da 14. Loca kurulur. Evet. Derseniz ki hani tamamlayıcı ansiklopedi bilgi bu loca sayıları günümüzde nedir? 150'nin üzerindedir arkadaşlar. belki 200'e yaklaşmıştır Türkiye genelinde.Evet.
Şimdi bu meselenin artık yavaş yavaş ayrıntılarına girdik kabul ediyorum. Abdurrahman Dilipak'ın İnönü dönemi kitabının 212. sayfasından arkadaşları okuyorum. Şöyle ki sonra içişleri bakanı Emin Erişirgil söz alarak meclis müzakereleri mason localarının tekrar açılması konusu sene 1948 kürsüye gelmiş ve Sinan Tekelioğlu tarafından ortaya atılan Sinan Tekelioğlu halihazırda CHP milletvekili. Meclis açıldığından beri kesintisiz CHP Seyhan. O zaman öyle geçiyor. Adana milletvekili çok aktif bir milletvekili.Sinan Tekelioğlu tarafından ortaya atılan mason dernekleri meselesine dair açıklamada bulunarak çünkü eleştirmiş kendi partilerinin milletvekili bile şöyle ki Sinan Tekelioğlu'nun bu dernekler hakkında evvela sorduğu soru akabinde kendisinin harekete geçtiğini Sinan Tekelioğlu bir önceki müzakerede diyor ki Türk mevzuatına kanunlarına göre kökü dışarıda olan cemiyet derneklerin açılması yasak. sabit masonluğun milletlerarası nitelikli olduğu için dolayısıyla 35'te resmen kapatılmış olan, şimdi açılmış bulunan mason derneklerinin yani başka türlü olabilmesi düşünülemeyecek bir husus. Açık açık kökü dışarıda olduğuna göre yani hem fiiliyatta böyle bir durum var hem kanun üzerinde böyle bir yasak var dolayısıyla orta yerde büyük bir çelişki var. Bunu nasıl izah ediyorsunuz falan diyerekten soruyor. Haklı olarak eleştiriyor. Normalde cevabı verilemeyecek bir eleştiri bu. Yani kanunun masonların leyine açık açık görmezden gelinmesi, ihlal edilmesi demek. Arz ettiğim sebepten ötürü. Yani Amerikalı abeylerimiz bizi bir an evvel bağırlarına bassınlar, benimsesinler diye. Çünkü şimdi konuyu dağıtmak istemiyorum ama mesela o sırada Amerika'da başkan olan Harry S.Truman çok üst düzey bir masondur. Aktif bir masondur. Idealist bir masondur. Ve harp biter bitmez çok güvendiği üst düzey bir masonu emrine özel bir uçak ve kadro vererek hemen Avrupa'ya gönderiyor. O daha enkazın üstünde dumanlar tütmekte olan Avrupa ülkelerinde mason hocalarının yeniden açılıp faaliyete geçirilmesi işini organize etmesi için. Truman böyle birisi. O sırada Amerika'da başkan. E işte İnönü de bunun için mason hocalarına hadi diyor artık resmi olarak açılın mallarınızı da alın bir an evvel falan. Ama dediğim gibi mevzuatla bu fiiliyat ciddi bir çelişki ortaya çıkmış oluyor.
Bunu gene CHP milletvekili mecliste soru ve eleştiri konusu yapıyor.CHP hükümetinin içişleri bakanı Emin Erişirgir de milletvekilinin sorusuna, eleştirisine cevap vermek için kürsüye geliyor. diyor ki bu dernekler hakkında evvela daha önceki oturumda sorduğu soru akabinde hemen sonrasında kendisinin harekete geçtiğini ve İstanbul valisine tahkikat yapmasını bildirdiğini, şimdi şuraya bakın. valinin de dernek müessislerini, kurucularını yani Türk Mason Derneği'nin yeniden kurucusu olan müteşebbis heyeti davet ederek kendileriyle etraflı surette görüştüğünü, ayrıntılı bir şekilde bu konuyu ele aldığını dikkat. Neticede derneğin kökünün katiyen dışarıda bulunmadığının anlaşıldığını beyan etmiştir. Buyurun size. Bir CHP klasiği. Yüzsüzlüğün, yalancılığın yani bu kadar yalancı ve rahat olabilmenin zirve bir örneği. Şuraya bak. Katiyen diyor mason derneklerinin Türkiye'deki mason derneklerinin dışarısıyla alakası yok. E az önce o yüzden okudum süreci. katien dışarısı ile alakası yok dedikleri yani Amerika'ya yaranma gerçek arka planını bir tarafa koysanız bile arkadaşlar açıldığı andan itibaren kurumsal olarak yurt dışındaki daha üst düzey yani emir komuta durumunda olan mason loocaları tarafından tasdik edilmenin yarışına girmiş vaziyette ve bu çok gizli saklı da yapılmıyor herkesin gözü önünde işte CHP dediğin Yani özünde münafıklık içeren bir siyasi kurum olarak böyle bir şey arkadaşlar.
Şimdi devam edelim.Mason sempatizanı ve aynı zamanda yani fanatik kemalist, fanatik ulusalcı diyebileceğimiz gazeteci yazar Orhan Koloğlu'nun Cumhuriyet döneminde masonlar kitabının 113. sayfasından konumuzla ilgili aktaralım. Gördüğünüz gibi yani kılçıklı eleştiriye müsait olan meseleleri tırnak içinde bizimkilerin kaynaklarından aktarmıyoruz. Kaynaklar gene onlara ait kaynaklar. Kitap ismi, yazar ismi, sayfa numarasıyla beraber şöyle göstereyim sayfayı. İnanmayacak olan ulusalcı tavşanlar varsa gerçi hani onlara böyle ispat unsurları etki etmez ya. Neyse biz elimizden geleni yapıyoruz. Neydi? Türkiye'de yeniden resmen açılmış İnönü'nün emriyle, isteğiyle yeniden açılmış olan mason localarının dışarıyla irtibatı var mı yok mu? Kökü dışarıda mı değil mi? Valiye ne dedi? Müteşebbiseyet Lütfi Kırdar'a, İstanbul valisine katiyen dediler. Bizim dışarıda hiçbir masonik örgütle alakamız yok. Bak mason sevdalısı Orhan Koloğlu hızlı kemalist fena halle ulusalcı. 113. sayfada ne anlatıyor bize? Angloamerikan dünyasında İngiliz Amerikan yani masonluğun inkar edilemeyecek bir üstünlüğü vardı. Truman'ı az önce söyledik.1943'te yani olaydan 5 sene önce daha harp devam ederken İngiltere Kralı 6. George, geçen sene ölen Elizabeth'in babası, İngiltere Birleşik Büyük Locasına tekrar büyük üstat olarak getirilmişti. Bütün dünyadaki masonların yaklaşık 5 te 3 üne sahip olan Amerika ise özgür dünyayı yöneten güç haline gelmişti ve Türkiye Marshall yardımı ve NATO'ya girme planları ile onunla uyumlu olmanın yollarını aramaktaydı deyince az önce söylediklerimizin de ışığınla yeni bir şey ilave etme, yorum yapma gereği herhalde yok.
Arkadaşlar şimdi bu meselenin en önemli alt başlıklarından birine geldik. Manevi cihazlanma derneği. Günümüzde bu isimde bir dernek yok. O yüzden yani ortalama günümüz insanına biraz yabancı gelebilir. Bu milletlerarası masonik sistem içerisinde Amerikan emperyalizmiyle o gün için masonik sistemi ve gücü bir araya getirme amacına matuf özel bir kurum. Yani bu aslında genel bir stratejidir. Mesela daha önce de anlattık bunu. Eski programlardaydı. İşte gene Hemen harp sonrası Avrupa'nın kontrole alınması söz konusu olduğunda arkadaşlar masonik sistem içerisinde Bilderberg topluluğu oluşturuldu. Amerika, Avrupa masonik çatı altında bir araya getirildi. Kontrole alındı. Mesela 1970'lerin başında artık kontrole alınması gereken çok önemli bir ekonomik güç haline geldiğinde aynı mantık, aynı işlem Japonya için yapıldı. Trilateral kuruldu. Japonya masonik yapı içerisinde kontrol altına alındı. Amerika'nın kendi hükümeti ve dış politikası daha 1919'da aynı mantıkla CFR yazılır. CS var herhalde o konuşu bildiğiniz o meşhur CFR kuruldu. Aynı mantıkla kontrol altına alındı. İşte manevi cihazlanma Derneği de yani görünüşte İsviçre merkezli ama arka plan dediğim gibi kurulmuş olan bir masonik yapı. Türkiye'de onun yani Türkiye'deki masonik yeniden başlamış olan inşa manevi cihazlanma derneği üzerinden tam kontrol altına alınıyor da. Şimdi burada işin ucunun FETÖ'ye de uzandığı daha ilginç bir arka plan var arkadaşlar. Okuyacağım bunu. Kemal Özer'in gene Gülen Şeytanlar Tarihi kitabından okuyacağım. Çünkü dediğim gibi bu çok değerli bir kaynak FETÖ ile masonik ilişkinin tarihi temellerini anlatıyor burada. Başka hiçbir yerde de ben bu izahı delilli olarak ikna edici bir şekilde görmüş değilim. O bakımdan kendisine bütün Müslümanlar esasen Kemal Özere teşekkür borçludur.
Manevi cihazlanma arkadaşlar kurulduğu tarihten itibaren açık açık propagandasını yaptığı en önemli somut hedefi tek dünya devleti, tek dünya dini. 1960'larda yanına Vatikan konsili ile beraber Vatikan'ı da alarak dinlerarası diyalog. Şimdi bu aşina geldi mi size? Özellikle dinlerarası diyalog dediğimde bu marka, bu başlık size tanıdık geldi mi? Zihninizde bazı şeyleri çağrıştırdı mı? Yani yaşınız çok genç değilse mutlaka. Ne o? FETÖ 2016'lara kadar. Ondan önce geriye gidin. Yaklaşık bir 10-15 sene boyunca Türkiye'de davul zurna çalarak gırtlağını yırtarcasına bu işin telallığını, goygoyculuğunu yapmıştı FETÖ. Dinlerarası diyalog hoşgörü Bu proje arkadaşlar esasen 1945'lerden itibaren milletlerarası masonik üst yapı manevi cihazlanma derneğine ait projedir. Tabii Türkiye'de FETÖ mensuplarının tamamı onların dışında kalan gene çok geniş bir kitle. Bu dinlerarası diyaloğun Fey Gülen'in zihninden çıktığı, özgün olduğu işte FETÖ'nün de kendi büyüklerinin projesi olmak itibarıyla sahiplenip reklamını yaptığını falan düşünür. Hiç alakası yok. Sadece tarihlere bile baktığımız vakit FETÖ'nün bu işin Türkiye distribütörlüğüne soyunması 1990'ların sonrasında bunun dünya genelinde ik Vatikan Konsili ile beraber açıkça davul zına çalarak ilan edilmesi 1960'ların başlarında ilk defa gündeme getirilmesi bu başlıkla bu tanımla 1945'te İsviçre'de Manevi Cihazlanma Derneğinde günümüzde Hala Fetöcülüğe ya da FETÖ severliğe devam etmekte olan zavallıların dikkatini çekelim. Siz onu kendi zihninizin ürünü tabiri caizse kendi malınız gibi zannetmeye devam edin.
Şimdi geldik Kemal Üzerin kitabına sayfa 191'e. Şunları görüyoruz.Dinleri birleştirme fikri Oxford Üniversitesi'nde kabul görür. Oxford grubu olarak anılacak olan grup 1923-1938 yıllarında teşkilatlar kurar. Yani bu tarihi kökenlerin Hitler ise bunları engellemeye çalışır.Projenin adı 1938'de Moral ReMment Society manevi cihazlanma cemiyeti olarak değiştirilir ve tam anlamıyla sahaya inerler.Bu süreçte Batı ikinci cihan harbindedir ve Avrupa hala örselenmiştir.Liderlik savaşa sonra girip galip ayrılan ve masaya en güçlü şekilde oturan ABD'ye geçer. ABD'yi ise Amerika'nın derin devletlerinin en etkilisi olan CFR yönetmektedir.Savaşın galibi Yahudi baronların etkin olduğu yeni bir dünya kurulmaktadır ve bu dünyanın var olanların toplamından oluşan yeni bir de yeni dini olmalıdır.Üstelik bu sözde din Hristiyan, Yahudi, Müslüman, Budist, Hindu, Konfityusçu,Mecusi ve hepsini kapsayarak hepsinin üstünde olmalı. Oxford grubunun çalışması bu iş için zaten epey yol almıştır. Şimdi bu bir Devam Sayfa 194 - 195. İslam düşmanı dernek manevi cihazlanma Müslümanlar ifadesini kullanmaz. Genellikle tutucular diye ifade eder. Aynen günümüzde de olduğu gibi Müslüman demezler, dinci derler. İşte İslamcı terörist derler, dinci fanatik falan derler. Hedef komünizm karşıtlığı ve maneviyattır. Derneğin ortaya koyduğu var olan her din ve ideolojinin ötesinde yeni bir inançtır. Tek dünya dini açıktan insanlığın tümünü kuşatacak Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam, Budizm, Hinduizm vesaireden öte onların iyi yönlerini alan, insanlığı birleştirmeyen unsurlarını da reddeden yeni bir din diyorlardı. Böylece manevi olarak teçhiz olacak.Manevi teçhiz atlanma yani bugünkü karşılığı manevi donanım derneği.Böylece manevi olarak donanmış olacak. Onların tabiriyle cihazlanacaktır.Sıkı durun. Meşhur Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve İstanbul Müftüsü Yaşar Tunagür de bunların üyesidir. Kurulduğu andan itibaren Yaşar Tunagür Türkiye'deki manevi cihazlanma derneğinin üyesi. Yani şimdi şöyle bir arka planı da var arkadaşlar bu işin masonlar açısından. Masonluk günümüzde olduğu gibi o gün de halk genelinde kamuoyu genelinde kirlenmiş bir isim. Yani şimdi deseler ki mesela işte Yaşar Tunagür kim bu hocam? Yani müftü, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı falan mason olmuş. Bu ciddi bir tepki görür ve o hocanın prestiji açısından da alt gözünde ciddi bir eksi oluşturur. İşte bu kamuflaj ara kurumlar bu yüzden kuruluyor. Ama şimdi hani hayalen düşünelim. O günlerin Türkiye'sinde bir hoca ismi Yaşar Tunagür manevi cihazlanma derneğine üye olmuş. Bunun halk karşısında, halk katında dediğimiz tarzda olumsuz bir karşılığı tepkisi var mı? Yok. Çünkü kirlenmiş bir isim değil. Çünkü yeni bir isim. Sokaktaki insan hatta yani özel olarak bu meselelerle ilgilenen, merakı olan insanın gözünde bile masonluk için olduğu gibi olumsuz bir imajı yok. Yani aferin iyi olmuş falan diyebilir. Diyebilir. Çünkü bir de propagandası yapılıyor. Çeşitli meşretler ve veya inançlardan insanları toplayıp devşirmeler yapabilecekleri çok sayıda dernek kurarlar. Alt bağlı dernekler. Onlar iyice masum görünümlü. Evet. Yani masonluk en tepede doğrudan iblisin bizzat kendisiyle irtibatlı olduğu için burada gerçekten arkadaşlar iblisane bir akıl görüyorsunuz.
Şimdi şuna bakın. Bunlardan biri İstanbul'u Güzelleştirme Derneği. Şimdi şuna özellikle bakın. Diğeri ise komünizmle mücadele derneğidir. Bu İstanbul'u güzelleştirme derneği mesela işte o yılların meşhur İstanbul Belediye Başkanı ve valisi Fahrettin Kerim Gökay'ın özel himayesinde Türkiye'deki manevi cihazlanma Derneği'in zaten kurucu üyelerinden bir tanesi. En hızlı, en aktiflerinden bir tanesi Gökay. Sonra bu İstanbul'u güzelleştirme derneğini kuruyor. Onu da çok aktif bir şekilde kendi himayesini alıyor. Şimdi derneğin ismine de baktığınızda halka kendisini gösterdiği işlevlerine de baktığınızda son derece masum. Mesela 50'li yıllar boyunca basının da ciddi destek verdiği yani o günün şartlarında çok ciddi kamuoyu ilgisini de kazandıran çiçek yarışmaları, çiçek bayramları yapılıyor İstanbul'da. işte en güzel çiçek yetiştiren falan filan. Yani masonluk kirli halk gözünde tu kaka manevi cihazlanma Derneği öyle değil. Onun alt kuruluşu olarak kurulan birçok dernekten biri ve en meşhuru en çok isim yapmış olanı İstanbul'u güzelleştirme Derneği. Şimdi böyle bir isme, böyle bir faaliyete ve görünür işleve kim karşı çıkabilir ki? Faaliyetine bakıyorsunuz. İşte en güzel çiçek yetiştirme yarışmaları İstanbul'da çiçek bayramları böyle 35 gün süren falan. Sebebi ne? Kemal Özer onu gayet güzel izah etmiş. Bu dernek ilk olarak 7 Aralık 1956'da başlar diyor. Evet. Yani başka bir kaynakta bu iki alt derneklerin asıl işlevi arkadaşlar adam devşirme. Şimdi oraya bilmeden yani o görünür işlevin ve ismin cazibesine katılarak iyi niyetli ama böyle sosyal yani bu tür sosyal faaliyetlerin sivil toplum kuruluşlarının içinde yer almak isteyen genellikle de yüksek eğitimli falan insanlar geliyor. Onlar orada gözlemleniyor. Bu strateji aynen günümüzde de devam halindedir.Lions rotari basamakları bunun karşılığıdır. Gözlemliyorlar. Diyorlar ki evet yani bu işte donanımı, kafa yapısı, dine soğukluğu ve önemli gördükleri daha birçok kriter açısından tam bizim adamımız. Ona kanca atılıyor, çekiliyor üst basamaklara doğru tırmandırılıyor. Benim bizzat tanıdıklarım oldu arkadaşlar. Lionsa alındı. sınıfı geçti. Rotary alındı. Rotary alındıktan birkaç sene sonra yani ben bizzat bu tanıdığımın ağzından kendi itirafını naklediyorum. Açık açık mason locası teklifiyle karşılaştı ve girdi de yani benim aksi telkinlerime rağmen. Çünkü ben sadece maneviyatın açısından, ahiretin açısından iyi olmaz. Çünkü bunların gerçek yüzü budur, budur budur dedim.ötesinde bir etkileme gücüne, imkanına sahip değilim ama ona çok ciddi mason olmasının neticesi olacak maddi menfaatler önüne çıkartıldı, konuldu kendi sektörüyle alakalı falan gitti girdi. Şimdi burada 1945'leri, 50'leri anlatıyoruz ama kişisel hatıram olarak anlattığım bu hadise 15 sene öncesine ait. Değişen bir şey yok.
Daha da ilginç dediğimiz ikinci dernek neydi? Komünizmle Mücadele Derneği. Şimdi FETÖ konusu hakkında belli seviyede bilgisi olan herkes burada zaten bağlantıyı yakaladı ve eminim vay canına dedi. Komünizmle Mücadele Derneği'in arkadaşlar asıl hızla yayılıp Türkiye çapında son derece önemli bir sözüm ona STK haline gelişin 1960 sonrasındadır. O 1956'daki başarısız bir tecrübe. Kapatıyorlar birkaç sene bekliyorlar. 1961 - 62 senesinde yeniden ve bu sefer doğrudan Amerikan konsolosluklarının parasal desteğiyle açık yakın himayesiyle Türkiye çapında yangın gibi bir anda örgütleniyor. Bir anda on binlerce aktif üye oluşuyor falan ulaşıyor. İlki İzmir'de açılıyor. F. Gülen'in öğüne öğüne anlattığı küçük dünya isimli anı kitabında nehir röportajda daha doğrusu bizzat kendi itirafı askerden izinli geldiği tarihti. O kadar da erken. Türkiye komünizmle mücadele derneklerinin ikincisini Erzurum'da açıyor. Olayın kahramanı tek başına F Gülen. Şimdi taşları yerli yerine oturtalım. Bu manevi cihazlanma derneğinin alturu. Manevi cihazlanma derneği sadece Türkiye'de değil dünya genelinde masonik yapının görünen yüzlerinden bir tanesi. Yaşar Tunagür yani F Gülen'in o sıradaki gerçek himaye edicisi, mentörü, akıl hocası. Daha 1945'te Türkiye'de ilk kurulduğunda manevi cihazlanma derneğinin kurucularından bir tanesi deyince artık başka bir şeye ihtiyaç var mı? Ben taşları yan yana koydum. Kalan kısmı size bıraktım arkadaşlar. herhalde. Yok dediğim gibi. Yani şimdi bu manevi cihazlanma Derneği 1948'de mason localarının resmen yeniden açılmasında çok önemli bir unsur. Çünkü açıldı da bu adamlar. Yani yeni olarak işte sözüm ona kapatıldıkları 1935 ve öncesinde yapmadıkları yeni ne gibi alanlara el attılar? yeni, özgün ne gibi stratejik faaliyetleri oldu sorusunu sormak gerekir.
Bu noktada manevi cihazlanma Derneği. Bununla ilgili arkadaşlar Aytunç Altındal'ın Gül ve Haç Kardeşliği kitabının 127. sayfası ve devamında da gene son derece önemli ilginç ayrıntılar var. Şöyle ki şimdi gelelim manevi cihazlanmanın İstanbul'daki şubesine. Derneğin tüm üyeleri Cercle Doria'nın büyük kulüp Kadıköy'de bugün içinde alay ile faaldir. İstanbul Yüksek Sosyetesi içerisinde kendilerine üye yapılmaya layık gördükleri üst düzey zevatı siyasiler, bürokratlar, zenginler ve işte entelektüeller ve günümüzde de yani şimdi tarihi anlatmıyorum bugünkü vaziyet ama Osmanlı'nın son döneminden itibaren kesintisiz olarak İstanbul Yüksek Sosyesi'nde Cerkle Doran'a büyük kulübe üye olabilmek çok özel bir şeydir. Çok büyük bir itibar vesilesidir. Zor bir iştir yani. O alem içerisinde biri diğerine hava atarken kendisinin büyük kulübün üyeliğine kabul edildiğini falan söyler. İşte bu. Bunun Türkiye masonluğu hakkında şöyle birazcık bilgisi olan herkes zaten aynen manevi cihazlanma gibi masonluğun doğrudan bağlantılı alt unsurlarından biri olduğunu bilir. Derneğin açık propagandası antikomünizmdi ve buna karşı maneviyatı yeniden cihazlandırmak gerekiyordu. Ama bildiğiniz klasik dinler üzerinden değil. Onu okuduk.
İstanbul'daki sayısız güzelleştirme dernek aynı zamanda İstanbul'da sayısız güzelleştirme derneği açmış ve buralardan adam derlemişti. Az önce anlattık bunu. 1960 yıllarındaki 27 Mayıs darbesinden önce dernek Menderes hükümetine ilginç bir rekonsilasyon projesi götürmüştü. Buna göre İstanbul şehri dünya dinlerinin başkenti yapılacaktı. Fener Patrikanesi Vatikan gibi bir devlet haline getirilecek. Kariye Camisi bir tür hilafet merkezi yapılacak ve Yahudilik de en üst düzeyde yeniden yapılandırılacaktı. İstanbul'da Dönme ve Karayım Yahudileri de böylelikle temsil hakkına kavuşacaklardı. Bu projeyi hayata geçirmek için manevi cihazlanmanın Türkiye şubesi 1957'den sonra Menderes'e ünlü istimlak ve onarım projesini götürmüş ve Ayasofya'da Ortodoks ibadetine başlanmasını salık vermişti. Derneğin o dönemdeki başkanı Demokrat Parti milletvekili Ekrem Toktu. Bu derneğin üyelerinin tamamı masondu. İlginçtir bu kişiler İstanbul'u dünya dinlerinin başkenti yapmak ideallerini 1963'ten sonra yani Vatikan Konsilinden sonra dinlerarası diyalog ve hoşgörü toplantılarıyla yaygınlaştırmıştı. Son yıllarda moda olan kitabın yazıldığı tarih itibariyla Üst Din projesi yani İbrahimi dinler projesi de bu örgüt tarafından ilk kez 1957'de mason derneklerinde teklif haline getirilmişti. Evet. FETÖ'nün arka planı manevi cihazlanma Derneğinden yetişen ve veya ona üye yapılmış birçok sanatçı, bilim adamı, iş adamı ve bürokrat vardı. Bunlardan biri daha sonra Türkiye tarihinde önemli bir rol oynadı. Cumhurbaşkanı Celal Bayer'a yakınlığıyla tanınan bu kişi Hazım Atıf Kuyucak idi. Bu isim arkadaşlar benzeri başka isimlerle beraber Türkiye'nin gizli saklı seçilmişleridir. Halkın kesinlikle farkında olmadığı yakın tarihin en önemli isimleridir. Bu başlı başına bir program dizisi konusudur. Hani benim de değil, tek kişinin değil. bir ekibin çok ciddi sistematik araştırma konusudur. Sadece ağzımı atıf koyacak değil de bu gizli liderler yani işte mesela Saffet Lütfi Tozan gibi, Selahattin Çetiner gibi, Muharrem Nuri Birge gibi iktisat profesörü olan Kuyucak 27 Mayıs sonrasında adını unutturdu ve masonik uykuya yattı. Kuyucak masonların en üst kurulu olan Süprem Konsey denilen en etkili iki profesörden biriydi. Diğeri Sahir Erman. Bu da o isimlerden biridir. Türkiye'nin tüm petrol tasarıları ve anlaşmaları onun elindeydi. Sahir Erman'ın bunlar hep 33 dereceli mason. Fakültedeki görevini başka bir mason biraderine, Profesör Şükrü Baban'a bırakarak tüm çabalarını Türkiye'nin Avrupa ile bütünleştirilmesi meselesini adamıştı. Hazım Atıf Kuyucak, masonların en etkili spekülatif locası, nur Nur locasının 33 dereceli maşrik-ı azamı yani üstadı idi, başı idi. Ünlü Bilderbergin 1959'da İstanbul Yeşilköy'de toplanan gizli oturumunda Menderes'in ipinin çekilmesine karar verildiği olaylardan biridir. Çünkü ilk yarım gün katılıyor, sonra bir daha katılmıyor. Bilderberg toplantılarına bunu önemle not alıyorlar. 27 Mayıs darbesinin ve idamının arka plandaki gerçek gizli sebeplerinden bir tanesidir. Çünkü o kadarıyla ve belki öncesinde de sahip olduğu bilgilerle bile bu olayın bütününün tam bir Allah düşmanlığı, Türkiye açısından tam bir vatana ihane satılmışlık olduğunun bilinci Menderes'te iyice oturuyor ve tepkisini de öyle ifade ediyor. Onlar da tepkilerini 27 Mayıs darbesini tezgahlayarak ve arkadan onu öldürerek gösteriyorlar. Tabii böyle derken 27 Mayıs'ın ve Menderes'in idamının tek sebebi budur iddiasında değilim. Önemli sebeplerinden bir tanesi budur arkadaşlar. Altını çizdik. Devam ediyorum.
Günümüzde Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinin perde arkasında kalan görüşmelerini masonlar yönetmektedirler. Kitabın yazıldığı tarih itibariyla. Bakayım neymiş o. 1. Basım Ekim 2003 diyor. Evet doğru. Özellikle Fransız büyük doğu mason locasının üstadı Allen Bauer ile Türkiye'deki masonlar bağlantılıdırlar. İlginçtir ki Kuyucak aynı zamanda Gül ve Haç kardeşliği gizli örgütünün de 1964'e kadar başında olan kişiydi. O da bir diğer masonik bağlantılı örgüttür, altyapıdır. Demin kendisinden ha bu kitap Aytunç Altındal'ın Gül ve Haç kardeşliği kitabı zaten Gül ve Haç kardeşliğinin hem evrensel Avrupa bölümünü hem de bunun Türkiye şubesini yansımasını yani ciddi de bir araştırma ürünü. Her kitabı öyle değildi altın dalın ama bu öyledir. Tavsiye ederim. ele almıştı. Okuduğumda o örneklerden bir tanesi. Gül ve Haç'ın gizli toplantıları İstanbul ve İzmir'de yapılıyordu. İstanbul'da Teşvikiye'de. 1964'te Gül ve Haç şövalyeliğine yeni bir isim getirildi. Bu kişi İzmirli bir sabataycı olan Cemal Birik'ti 17 derecede mason olan bir 1964'te İskoçritinin izniyle yani İngiltere mason merkezinin izniyle önce tapınak şövalyeliği mertebesine sonra da 33 dereceye çıkartarak gül ve haç baş şövalyesi tayin edenlerim Atıf Kuyucak Necmettin Erol ve çok ilginç bir siyasetçi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili ve adayı İhsan Sabri Çağlayengil. Eski bir vali ve istihbaratçı olan Çağlayangil 33 derecedeki yani masonluğun 33. en üst derecesine ulaşmış siyasetçilerden biriydi. Çağlayengil manevi cihazlanma Derneği'nin Türkiye'deki güçlü ellerinden biriydi. Şimdi şuraya dikkat. Başta Koç ve Sabancı aileleri olmak üzere kalburüstü kişileri bu İsviçreli örgütle tanıştıran oydu. Allah gani gani rahmet eylesin. Gelin arkadaşlar hep beraber şu sözü hatırlayalım Muhsin Hocaya. Yazıcıoğlu. Yazıcıoğlu'nun sözü. Tarla çoktan sürülmüş. Sabancısına koçuna varıncaya kadar tarla çoktan sürülmüş. uzun zamandan beridir ve halihazırda günümüzde de devam etmekte olan mücadelemizin özü arkadaşlar yani bunu gözden kaçırmamak lazım. İman küfür mücadelesi ana yapısı içerisinde vatanımızı tekrar geri almaya çalışıyoruz. Çünkü tarla sürülmüş, teslim edilmiş.
Şimdi aşağı yukarı bütün programlarda çok ağır şekilde çeşitli sebeplerden ve son derece haklı olarak eleştirdiğim AK Parti iktidarına dair ama burada bir hani yiğidi öldürüp hakkını teslim edelim. Bu vatanı geri alma mücadelesinde AK Parti iktidarı 2003 senesi önemli ve olumlu bir kırılma oluşturmuştur. Yani bütün yamukluklarına ve yanlışlarına rağmen arkada bıraktığımız 23 sene de bu mücadele anlamında yani genel olarak iyi bir performanstır ama zaferi kazanmış, sonuca ulaşmış, surun tepesine bayrağımızı dikmiş değiliz. Bir diğer taraftan bunu da herkesin dikkat nazarlarına sunmuş olalım.
İnönü'nün mason localarını açması mevzusunun detaylarına devam edelim. Hilal İşçi Yiğit, İnönü döneminde Atatürk imajı, sayfa 237. Müteşebbis heyete dahil olan yani sene 1948 İnönü'den gelen talep üzerine resmen yeniden açılma müracaatı. Müteşebbis heyete dahil olan Çocuk Esirgeme Kurumu Müdürü Cevdet Hamdi Balım bu hususta şunları söylemiştir. 1935 senesinden beri faaliyetini tatil etmiş olan mason cemiyeti, hükümetin her cemiyete kuruma müsaade vermesi üzerine Cemiyetler Kanunuun çerçevesi içinde çalışmaya başlayacaktır. Yani bu basına verilen denetçi. Dikkat, cemiyetin gayesi ilmi ve fikridir. Siyasetle alakası olmayacaktır. Din ve dinsizlikle aynı derecede alakadar olacağız. Şimdi bunları bir kenara yazdık. Bu önemli. Sonra arkadaşlar din ve dinsizlikle aynı ölçüde alakadar olacağız. Yani resmi açıklamada diyor ki adamlar, "Bizim çünkü halk arasında o gün de artık bu yönleri günümüzde de olduğu gibi iyice bilinir hale gelmiş. Yani mason demek, dinsiz demek, İslam düşmanı demek. Onlar buna karşı bir peşin savunma olarak diyorlar ki hayır. Yani biz dinsiz falan değiliz. Böyle bir konuyla ilgimiz yok. Dindar da değiliz, dinsiz de değiliz. Söylediği açıkça o. Şimdi burada şuna bakalım. karşılaştıralım. Bir masonik yayın aynı seneye, bir sene sonrasına ait. 1949 tarihli yayının ismi Büyük usta Haydar Ali Kermen Hatırası broşürü. Nokta nokta mahfiller burada kısa olarak vermiş anlaşılmıyor. Mahfili yayını 1949 numara 1 sayfa 10. bizzat kendi itirafları aynı sene içerisinde bir sene önce resmi sözcüğü ne dedi? Biz dinsiz değiliz. Şimdi şuna bakın. Nasıl ki Milli Mecliste hiç münasebet almadığı halde caminin sıralarından yükselen ezan sesi 1949'da arkadaşlar o sırada Türkiye'de meşhur Müslümanlar arasında kendilerine ezan delileri denilen bir grup var. Hala daha tanrı uludur, tanrı uludur diye minarelerde uluma şeklinde dile getirilen o sözüm ona Türkçe ezana tepki olarak ceza görmeyi, karakolda sopa yemeyi, hapse atılmayı hatta tımarhaneye atılmayı göze alarak bu grup bütün Türkiye çapında uygun buldukları her yerde yüksek bir yere çıkıp yüksek sesle gerçek ezanı okuyorlar. Böyle bir eylem tipi geliştirmişler. Bunlardan üç tanesi bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin dinleyici localarına giriyor ve bir oturum esnasında ikindi vakti henüz girmiş. Kalkıyor ezan okumaya başlıyor. Hemen meclis polisleri saldırıyorlar. İlk okuyanı ezanı bitirmesine fırsat vermeden ağzını kapatıp pataküte alıyorlar aşağıya. O polislerin hücumuna uğradığında plan yapılmış. Daha önce hazırda bekleyen bir diğeri oturduğu yerden kalkıyor. Ezanı yarım kaldığı yerden devam ediyor. İşte ona da saldırıyorlar. Sonra bir üçüncüsü falan bu Türkiye'de kızıl kıyamet kopartıyor basında, resmi çevrelerde. İşte irtica yeniden hortladı. Hepimizin canına okuyacak yani yansıtılma şekli bu. Bunu kastediyor. Aynı sene olmuş muhtemelen birkaç hafta önce. Nasıl ki Milli mecliste hiç münasebet almadığı halde caminin sıralarından yükselen ezan sesi, "Ben yaşıyorum, ölmedim, ölmeyeceğim." diyen onun eşselasından başka bir şey midir? Memleket aydınlarının kulaklarını tırmalayan bu ses yani gerçek ezan. Allahu ekber, Allahu ekber diye okunan ezan, resmi mason yayınına göre neymiş? Memleket aydınlarının kulaklarını tırmalayan bu sesmiş. Hepimize ikaz ve basiret görevini ihtar eden bir hatırlatmadır. Yani irtica hortluyor. Elimizi tez tutalım, gırtlağını sıkalım. Resmi sözcüleri ne demişti? Din ile de dinsizlik ile de alakadar değiliz.
Evet bu gecenin son paylaşımı Sami Günzberg biyografi. biyografinin yazarı.( Sami Günzberg 1 - Sami Günzberg 2 ) Günümüzün yani kesin özel bir bilgim yok ama yan yana koyduğumuzda yüksek ihtimal masonlarından, sabetaist değil açık Yahudilerinden, hızlı siyonistlerinden, bizzat kitaplarında kendi itirafıyla Velut yazar ve bildiğim kadarıyla tüccar Rıfat E. Bali Sami Günzberg isimli biyografi çalışmasında Sami Günzberg ve 1948'de mason loocalarının yeniden hayata geçmesi, açılması, resmi olarak açılması ilişkisi hakkında gerçi kendi yorumu, kendi fikri değil. Mustafa Müftüoğlun'dan rahmetli yani yalan söyleyen Tarih Utansın dizisinin yazarı olan Müslüman tarihçiden ve eh yani bizim insanımız sayabileceğimiz Münevver Ayaştı'nın kitaplarından naklederek paylaşıyor ve kendisi de eleştiriyor sonra. Önemli değil. Mason localarının yeniden açılmasıyla Sami Günzberg'in alakası nedir? Ve genel olarak Sami Günzberg kimdir? Sayfa 204. Mustafa Müftüoğlu. Mason localarının Cumhuriyet devrinde tekrar açılmalarını sağlayanların başında gelen bu Sami Günzberg adlı Yahudi vatandaş gördüğünüz gibi kimdir? Antika koleksiyonlarıyla da meşhurdur. Müzahide denilen hanedan konaklarındaki Osmanlı hanedanının yurt dışına kovulan korkunç yağmadan bu diş hekimi bilhassa istifade etmiş ve o günlerde adı pek sıkanılan bu Yahudi vatandaş memleketimizden topladığı antik eşyayı Paris'e götürmüştür. Osmanlı hanedanının tefrişatını, konaklarındaki eşyalarını, antikaları falan. Sami Günberg kanan konaklarındaki eşyayı öylesine toplamıştır ki bir Yahudi antikacı Abdülhamid'in tek varisi Sami Günzberg'tir demekten kendisini alamamıştır. Daha önce bu konuyu işledik arkadaşlar. Yani ilgilileri, merakları ait olduğu videoyu bulup okuyabilirler. Sami Günzberg konusuna yani ayrıca 5816 ile ilgili sebeplerden de işte bu yağmalanma, paylaşılma, yurt dışında satılma falan giremiyoruz. Türkiye ileride bir gün gerçekten yakın tarih araştırmaları konusunda 5816 sayılı kanun vasıtasıyla şu an içinde bulunduğu bu faşist çemberi kırar. bağımsız hür tarih araştırmaları ve orada ortaya çıkan bilgilerin Türk halkıyla açık açık paylaşılmasının yapılabileceği bir ülke haline gelirse bugün anlatamadıklarımızı da o zaman anlatırız dedik nokta
Arkadaşlar Allah izin verirse önümüzdeki cumartesi bu masonluk konusu ile ilgili resmi tarihe 4üncü sorumuzu soracağız ve bu konuya noktayı koymuş olacağız. 1 Kasım Cumartesi akşamı saat 22'de resmi tarihe diyeceğiz ki Atatürk mason muydu? Bu kadar. Allah'a emanet olun. Hayırlı geceler...
Videoyu izlemek için altta ki linke tıklayın