RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 20 İNÖNÜ AMERİKAN HAYRANI MIYDI? - 2 :
RESMİ TARİHE SORUYORUZ - 20 İNÖNÜ AMERİKAN HAYRANI MIYDI? - 2 :
Bismillah Arkadaşlar herkese hayırlı akşamlar. Allah'a hamd, Allah'ın resulüne salat ve
selam olsun.
Geçtiğimiz hafta cumartesi akşamı resmi tarihe son sorumuzu
sormuştuk. Dedik ki İnönü Amerikan hayranımıydı? Resmi tarihin bu soruya hiç düşünmeden nasıl cevap vereceği, esasen
onlarca seneden beridir vermekte olduğu malumuz zaten. Hani şöyle
özetleyebiliriz. İnönü'ye ABD'nin ya da herhangi bir ülkenin hayranı olmak bir tarafa bütün
zamanların Türkiye'nin tam bağımsızlığına ve milli onuruna en fazla düşkün 2 numaralı kahramanıdır
şeklinde cevap verecekler. Ama arkadaşlar benim kanaatim öyle
değil. Benim kanaatime resmi tarihin bu konuyla
ilgili yorumundan 180 derece farklı kılan sebepleri geçtiğimiz hafta anlatmaya
başladık ama çok uzayacağı için belli bir yerde kestik. O belli bir yerde 27
Mayıs darbesiydi. Yani en baştan 27 Mayıs darbesine kadar geçen süreç içerisinde evet benim net
iddiam. İnönü'nün tam bir amerikanofil hatta buna Amerikoman da demek belki
mümkün batılı tabirden olduğu şeklindeydi. Bu kanaatin altını doldurmaya yönelik olarak elimdeki
somut bilgileri sizinle kaynaklarıyla beraber paylaştım. Sonra 27 Mayıs sırasında kaldık. Şimdi
kaldığımız yerden aynı çizgide devam edip bu hafta inşallah bu konuyu
özür dilerim bitiriyoruz.
27 Mayıs darbesinden hemen sonra
arkadaşlar İnönü NATO ve Sento ile ilgili açıklama yapıyor.
Huysuz bir müttefik olunmamalı diyor. Yani bununla hem NATO'ya onun patronu
olan ABD'ye göz kırparken hem de 27 Mayıs darbesiyle iktidara el koymuş olan
Milli Birlik Komitesi cuntasına da işaret vermiş oluyor. Ama bu sözün şöyle
bir arka planı var. Yani sizin 27 Mayıs gecesi devirip idam etmek üzere şu an
hapiste tuttuğunuz Menderes NATO karşısında huysuz bir müttefik olmuştu.
Bunu delirten somut gelişme Nisan 1960 başında yani darbeden
yaklaşık 1,5 ay önce Moskova'da ve Ankara'da resmen açıklanmış olan
Menderes'in Temmuz ayında Moskova'ya resme bir ziyaret yapacağı şeklindeki
bilgi ve gelişmeydi. Bununla İnönü'nün yorumuna göre Menderes NATO
içerisinde ABD'ye karşı huysuz bir müttefik haline gelmişti. Yani ona karşı
sözüm ona Sovyet Rusya kartını oynamaya başlamıştı. Yanlış yapmıştı. Zaten şimdi
konumuz olmadığı için ayrıntısına giremem ama 27 Mayıs'ın arkasındaki
gerçek ve gizli sebeplerden birincisi buydu. Yani yavaş yavaş Menderes
hükümetinin ABD dümen suyundan, işbirlikçiliğinden ayrılmaya başlamış olması. daha çok
yönlü, sonraki birkaç sene sonrasının meşhur dış politika mottosudur bu.
Dolayısıyla daha biraz bağımsızlıkçı bir politika doğru yönelmiş olması idi. İşte
bunun cezası ve engelleyicisi olarak başka sebeplerin yanı sıra tabii 27
Mayıs darbesi yaşandı. Bütün bu olup bitenlerin çok güzel farkında olan İnönü
de darbeden hemen sonra bu açıklamayı yaptı. İşte bu bağlama oturuyor. Yani
ABD'ye diyor ki bana yatırım yapmaya devam edin. Eğer Türkiye'nin yönetimine
bir şekilde ben getirilirsem darbe zaten bunun önünü açmaya, zeminini hazırlamaya
yönelik bir hadiseydi. Bilin ki size karşı iyi huylu bir
müttefik olacağım. O sırada iş başında olan milli birlik komitesi yönetimine,
cuntasına da çünkü bunların içinde genç, toy, tecrübesiz, fevkalade, heyecan dolu
hatta idealist bile sayabileceğimiz subaylar da var. E bunların da tabii
yani ne yapacakları belli olmaz ihtimaline karşı bir tedirginlik içerisinde İnönü. Nitekim 13 Kasım 1960
saray darbesi yani 14'ler hareketi de işte bu arka plan üzerinden gerçekleşecek.
Onlara da aynı zamanda
işaret ve talimat vermiş oluyor.
Evet. Bu bilgiyi nereden naklettik? Engin Berber'in editörlüğünde hazırlanmış olan kolektif
bir çalışma. Yani kitabın ismini okuyunca bu kitabın ideolojik anlamda
durduğu yer neresidir? O zaten net olarak anlaşılacak. Ulusal kahraman devlet adamı İsmet İnönü
Sempozyumu bildirileri. Breh breh breh diyorum. Şu isme bak. Bunun 135.
sayfası.
Sonra geçtik. Ekim 1962 sonunda başlamış olan ve
modern zamanlarda dünyayı küresel bir nükleer harbe en fazla yaklaştırmış olan
tehlikeli süreç Küba Füzeler krizi. Kaynağımız Ekrem Alican Günlükler
1956-1966 sayfa 244.
İnönü Başbakanlığında koalisyon hükümeti Türkiye'yi yönetmekte arkadaşlar. İşte
malum Sovyet Rusya gizlice Küba'yı orta menzilli nükleer füzeler yerleştirdi.
Bunlar artık montaj işlemlerinin bitip neredeyse hazır olma noktasına
geldikleri sırada ABD U2 casus uçakları tarafından keşfedildi.
Buna karşı ABD sert tedbir aldı ve Küba krizi, Küba füzeler krizi ismiyle tarihe
geçmiş olan olay süreç başladı. Yoğun biçimi 13 gün. Ekim sonu, Kasımbaşı
günlerine isabet ediyor. Küba'yı Abluka'ya aldı.
İşte kendi birliklerini Defcon 2 seviyesine yani en yüksek barış durumundaki en yüksek alarm seviyesine
yükseltti. ciddi ciddi Sovyet Rusya'yla bir harbe tutuşmanın
eşiğine geldi. Bu arada işte NATO müttefiki retoriği ile kendi düven suyundaki
ülkelerden de kendisine tam destek göstermelerini istedi. Bu noktada İnönü
hükümetinin tavrı. Sayfa 244'ten naklediyoruz demiştik ki
bu dönemin basınında da bulunabilecek bir bilgidir ve daha birçok kaynakta. Bu
sırada arkadaşlar Sovyet limanlarından yüklenmiş Küba'ya doğru buğday taşıyan
bazı Türk şilepleri var. Bu şileplere derhal geri dön emri veriliyor Türk
hükümeti tarafından, İnönü hükümeti tarafından. Burada İnönlü şahsıyla işte
o sırada onun sağ kollarından biri durumunda olan bakan CHP üst düzey
yöneticisi Turan Feyzioğlu'nun Amerikancılığı özellikle öne çıkıyor.
Şimdi bu parantezi açmışken devam ettirmem lazım. Çünkü bu hadise
arkadaşlar dediğim gibi dünyanın bir küresel nükleer harp tehlikesine en
fazla yaklaştığı süreç oldu. Sonradan ortaya çıkan belgelerden
öğreniyoruz ki Amerika yani o sırada ucundan dönmüş bir
operasyon. Küba'ya amfibik çıkarma yapıp istila etme planları yapıyor ve neredeyse bunu gerçekleştirmek üzere.
Böyle bir ihtimali Ruslar öngörmüşler. O yüzden Küba'da bulunan birliklerinin
başındaki yerel komutanlara karar verme hakkı inisiyatifi tanınacak biçimde
Amerikalılar eğer Küba plajlarına çıkarlarsa o gelen çıkarma birliklerinin taktik
nükleer başlıklarla yok edilmesi emri verilmiş. Böyle tane de taktik nükleer
başlık bulunuyor o sırada Küba'da. Çünkü Küba'daki mevcut Sovyet ve Küba
konvansiyonel kuvvetleri Amerikalıları tek başına püskürtebilecek, Küba'nın
istilasına engel olabilecek düzeyde değil. Ama o zaman nükleer silah da
kullanılmış olacak. Şimdi bunun karşısında o çıkarma birlikleri tamamen
mahvolurken nükleer silahla ABD'nin hiçbir şey yapmaması mümkün değil. O
zaman Amerika Küba'yı sınırsız ölçekte nükleer bombalarla vuracak.
O zaman Sovyetlerin misillemesine karşı tepkisine sıra gelecek. Bu durumda Sovyetler Küba'ya karşı Türkiye'yi
vuracaklar ve orada iki taraf da frene basacak. Çünkü daha sonraki adım artık
Sovyetlerin doğrudan Amerika Birleşik Devletleri topraklarına nükleer taarruz
gerçekleştirmesi aynı şeyi Amerika'nın da Sovyet Rusya topraklarına gerçekleştirmesi demektir. Yani
birbirlerini karşılıklı ve literatürdeki meşhur ismiyle karşılıklı garanti
edilmiş yokediş harbinin başlaması demektir. Ona geçmeyecekler. Orada
duracaklar. işte dünyayı kurtarmak, insanlık namına falan gibi söylemlerle.
Ama bu arada hani bir sizden bir bizden hesabı iki ülke nükleer silahlarla
kavrulmuş, yok olmuş olacak. Bunlar da Küba ve Türkiye olacak. İşte bu anlamda
Türkiye'ye kitlesel bir Sovyet nükleer taarruzu gerçekleşmesi durumunda o zamanki toplam Türkiye nüfusu olan 23
milyon kişinin dörte birinin yani yaklaşık olarak
işte herhalde 6,5 milyona denk geliyor.
İlk iki dakika içerisinde öleceği tahmin ediliyor arkadaşlar.
Yani gerçekten tüyler ürpertici.
Meselenin bu boyutunu başlı başına bir
konu olarak önceki yıllarda işlemiştik. Çünkü bütün Türk tarihi boyunca yaşanmış
olan en tehlikeli olay ve en tehlikeli günlerdi bu. Ama hadisenin bu yönü hala
daha Türk yakın tarih yazıcılığında kendisine yer bulabilmiş değildir. Tabii bunun da aybını İnönü'ye yükleyecek
değiliz. Onun ayıbı başkalarına ait. Yani akademisyenlere aittir en başta.
Herhalde İnönülerini koruma İsküdüsüyle meselenin bu yönüne çok fazla eğilmek
istemiyor akademiye. Evet, bu kadar büyük bir tehlike.
Yani şunu düşünebiliriz. İlk iki dakikada Türkiye nüfusunun dörtte biri ölecek, kalan dörtte üçü hiçbir şey olmamış
gibi ferah fa hayatlarına devam mı edecek? Tabii değil. Yani kitlesel ve
nükleer taarruzdan bahsediyoruz arkadaşlar. Bu şu demektir. Takip eden
günler ve haftalar içerisinde Türkiye'de canlı hiç kimse kalmayacak. Buna hayvanlar da dahil. Dolayısıyla
en azından Türkiye Türklüğü anlamında Türk tarihi ironi yapmıyorum mecazi değil gerçek
anlamda bitmiş olacak. Hani Francis Fukuyama'nın tarihin sonu
tezinde dile getirdiği şey Allah korusun olay öyle bir seyir takip etmiş olsaydı
en azından Türkiye için söz konusu olacaktı. Bizim için tarih bitmiş
olacaktı. Şu an böyle bir program yapılıyor olmayacaktı. Siz olmayacaktınız, ben olmayacaktım.
Sebepler açısından.
Şimdi tehlikenin bu denli büyük olduğu
ortamda İnönü hükümetinin tavrı yani ABD'ye destek verme tavrı son derece
net. Biz diyor erkeklik yani erkeklik kelimesi geçmiyor da mesela Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuyla acil
oturumda konuyla ilgili yapmış olduğu açıklamada müttefiklerimize karşı imzalamış
olduğumuz diyor ahitlerin gereğini sonuna kadar yerine getiririz. Bunda en küçük hiç kimsenin bir tereddüdü
olmasın. Yani ABD'ye, NATO kapsamında ya da ikili anlaşmalar kapsamında vermiş olduğumuz
ittifak sözü, destek sözü neyi gerektiriyorsa bu neyi gerektiriyorsa
onun içine tabii Türk tarihinin bitmesi ihtimali de giriyor ve bu o gün
İnönü'nün bilemeyeceği bir şey değil. Nitekim damadı yani meşhur milli damat
demokrasimizin İnönülü yılları isimli 6 ciltlik anı kitabında bu dönemi
anlatırken açık açık diyor ki işte İstanbul'a yapılacak bir Sovyet nükleer
taarruzunun nasıl gerçekleşeceği, Ankara'ya yapılacak bir Sovyet nükleer taarruzunun nasıl gerçekleşeceği ile
ilgili tekrar o günlerde brifingler verildi falan. Yani İnönü Türkiye'nin
başına ne geleceğinin tam manasıyla farkında.
Buna rağmen arkadaşlar en küçük bir tereddüdü yok. Yani bütün Türk milletini kurban etmeyi göze alır mıyız? Alırız.
Ne için? Amerika'ya vermiş olduğumuz sözün gereği.
Yani şimdi bu noktada siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. Evet. Yani madem söz verdiysek bunun sonucu ve
bedeli böyle bir şey olsa bile sözümüzün arkasında dururuz. Çünkü biz Türküz mü
dersiniz yoksa başka yorum mu yaparsınız? İnanın ben bir şey
diyemiyorum bu noktada ama hadise buydu.
Bu hadisenin gerçek manasının
anlaşılabilmesi için arkadaşlar bu olaydan yaklaşık olarak 5 sene ileriye gitmemiz lazım.
O zaman da karşımıza 1964 senesinin
Kıbrıs bunalımı çıkıyor. Yani Küba bunalımında ABD'nin başı dertte. Bu sebepten sen benim madem
müttefikimsin anlaşmaya imza attın. Hadi bakalım sözünü yerine getir." diyerek
Türkiye'den destek istedi. Türkiye bütün varlığıyla tarihten silinme riskini göze
alarak evet dedi. Ben sözümün arkasındayım. Ne gerekiyorsa yaparız.
Bunun üstünden 1,5 sene geçmeden yani sürecin başlangıcını esas alırsak şimdi
bu ne zaman yaşandı? Ekim, Kasım 1962. 1964 Kıbrıs bunalımı sürecinin
başlangıcı Aralık 1963.
Yani bu hadisenin üstünden esasen işte 13-14 ay falan geçtikten sonra
Kıbrıs'ta Yunanistan destekli Rumlar Kıbrıs'taki Türk azınlığı yok etmeye
kalkıştılar. adanın bütününe sahip olmak yani homojen bir etnik yapı oluşturup
sonra onu da siyasi olarak Yunanistan'la birleştirmek, meşhur enosis hedefine
ulaşabilmek için bu Türkiye'de halkı ayaklandırdı. Türkiye ile Yunanistan
arasındaki ilişkiler doğal olarak fevkalade kızıştı. Hızla bir harbe
tutuşma noktasına geldi. E şimdi burada da basitleştirirsek Türkiye'nin başı fevkalade dertte.
O henüz daha bir senesi dolmuş olan hadiseye bakarak Türkiye haklı olarak Türk halkı döndü Amerika'ya. Hadi
bakalım dedi. Şimdi de benim başım dertte. Sen de benim müttefikimsin görelim. Yani müttefikliğini,
destekliğinin. Çok öyle olmadı arkadaşlar. Açacağız
bunu. Çok öyle olmadı derken peki ne oldu? Türkiye'nin o yiğitliğine karşı Amerika nasıl bir tavır takındı?
konumuz açısından yani konumuzun odağı çünkü İnönü. Daha da vahim ve ilginç olan Amerika'nın takınmış olduğu o tavra
karşı İnönü nasıl bir tavır takındı? Şimdi adım adım gidelim.
Öğreten ve Kara var. İki yazar soy isimleri bunlar. Türk dış politikasında
İsmet İnönü'nün temasların sayfa 64. Kasım 1963.
Henüz daha Kıbrıs kanlı süreç başlamamış. Yani hepinizin rahat hatırlatacağı o
simgesel fotoğrafı zikredeyim. Banyo Küvetinde çocuklarına sarılmış anne ve
çocuklar Rum teröristler tarafından katledilmiş.
İşte o olaylardan bahsediyoruz. Bu 1963 aralıkğının son günlerinde yaşanıyor.
Ondan bir ay önce Kasım 1963. Allahu alem. Bu okuyacağım İnönü Demeci
arkadaşlar Kennedy cinayeti ile bağlantılı. Çünkü 22 Kasım 1963 işte
Dallas'ta Kennedy'nin vurulması. Herhalde o günlerde. Çünkü Kennedy'nin
cenaze törenine katılmak üzere anne Amerika'ya gidiyor. Kendisi
diyor ki Amerikan milletinin dünya ölçüsündeki sorumluluğunu
şimdiye kadar olduğu gibi başarılarla takip edeceğine inanıyoruz. Yani açık söylem. Bizim patronumuz Amerika
ve bundan fevkalade memnunuz, hoşnutuz. Yani şimdi bunlar nasıl milli onura
delilik derecesinde düşkünlük, Türkiye'nin tam bağımsızlığına delilik derecesinde düşkünlük oluyorsa artık onu
siz değerlendirin. Sonra arkadaşlar dediğim gibi Aralık sonunda işte o Kanlı Kıbrıs süreci
başladı. Devam ediyor giderek bir türlü durmuyor adada Rum katliamları.
Türkiye'de de kamuoyu sokakta ve ayakta.
Yani Türk kamuoyu meseleye karşı o kadar duyarlı olmasa İnönü'nün eli çok rahat
olacak ama e değil yani sonuçta iyi kötü işte 4
senede bir ortaya sandığın konulduğu bir sisteme geçilmiş İnönü'nde. Dolayısıyla
bu sistemlerdeki bütün politikacılar gibi haklı olarak sürekli önümüzdeki
seçimi düşünüyor. Yani halk büyük ölçüde darıltılmamalı.
kendisine küstürülmemeli.
Böyle iki arada bir derede kalmış bir vaziyeti
var. Bu vaziyetin gereği olarak arkadaşlar İnönü'nünüzdeki ulusalcıların hala
çarpıtarak cehaletlerinden ötürü yani burada cehalet demeyi aslında ben
iltifat olarak saysınlar diyorum. dile getirdikleri, tekrarladıkları
İnönülerinin Türkiye'nin bağımsızlığına ve milli onuruna, sözüm ona ne kadar
düşkün olduğunun somut göstergesi ispatı olarak kullandıkları o ünlü Mayıs 1964 senesinde Time dergisine vermiş olduğu röportajda
kullandığı söz, cümle gerekirse yeni bir dünya kurulur. Türkiye'de bu dünyada
yerini alır. Yani bu Kıbrıs konusunda ABD başta Batı ülkelerinin, NATO
müttefiklerimizin adadaki durumda haklı ve haksız mağdur ve zalim bu kadar net
bir şekilde belliyen takındıkları bu son derece haksız
tavır nedeniyle Türkiye gerekirse dış politikasını kökten değiştirir. İşte
yeni bir dünya kurulur. Türkiye de o yeni dünyada yerini alır. Yani buna karşılık biz de ABD'yi, NATO'yu, Batı'yı
tanımayız. Artık 3. dünya ülkelerine bağlantısızlar
blokuna mı dahil oluruz falan. Her neyse bunu istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz ama ABD ve batı
ekseninden ayrılırız şeklinde detaylı bir demeç veriyor.
Yani ulusalcılar bu demeci hala gördün mü? İşte bak bizim İsmet Paşamız budur. Yani
zehir zemberek konuştu ambalajıyla takdim ederler.
Ve bunu 6 Haziran 5 Haziran'ı 6 Haziran'a bağlayan gece ABD Başkanı
Johnson'dan İnönü'ye gelmiş olan meşhur yani gene ben aynı tabiri kullanacağım.
Çünkü mektubun Türkçe çevirisini okursanız hak verirsiniz. itin önüne
koysanız yiyemeyeceği yani bağımsızlık, milli onur nerede
kalmış? etmiş herif. Resmen mektuba aracılık etmiş olan dönemin
Kıbrıs'tan da sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Boole'un bizzat
tabiriyle diplomatik bir atom bombasıydı diyor. Ben diyor diplomatlık hayatımda,
meslek hayatımda bu kadar ağır bir siyasi, diplomatik içerikli mektup
görmedim. Hani göreceğimi de tahmin etmezdim. Çünkü diplomasi nezaket dili
üzerine kurulu bir iletişim biçimidir falan. Hiç alakası yok. Şimdi bu ulusalcı
cahiller arkadaşlar işte Johnson'la öyle gelmez, yutulmaz adeta hakaret düzeyinde
bir mektup geldi ama yani bizim İsmet Paşamız da bunun altında kalmadı. O da
kalktı karşısında kükredi cevabını verdi ağzının payını.
Johnson'a dedi ki, "Otur oturduğun yerde, gerekirse Türkiye ABD'yi de NATO'yu da sıyırır, atar. Yani yeni bir
dünya kurulur. Türkiye o dünyada yerini alır.
Sıkıntı şu arkadaşlar.
İnönü'nün Time muhabirine karşı verdiği röportajda bu sözleri zikredişi Mayıs
1964. Johnson mektubunun İnönü'nün eline teslim edilişi 5 Haziran'ı 6 Haziran'a
bağlayan gece.
Şimdi eğer ulusalcı dediğimiz güruhun iyice manyamış kısmına
dailseniz diyeceksiniz ki evet Haziran ayı mayıs ayından önce gelir.
Dolayısıyla burada sebep sonuç ilişkisi bağlamında bir sıkıntı yok. O manyamış
kısma nazaran bir parça daha normale yakın bir ulusalcıysanız
başınızı önüne eğip düşüneceksiniz ya da diyeceksiniz ki beni kastederek acaba bu
yobaz şeriatçı mı iftira ediyor? Hele şunu bir karşılaştırayım bakayım
tarihler gerçekten böyle miymiş değil miymiş falan. Şimdi biz normal yolumuza geri dönecek
olursak arkadaşlar burada ulusalcıların bilmediği yani içlerinde 3 be tane bilen
varsa da dile getirmediği iki tane sıkıntılı nokta daha var.
İnönü'nün bu cümlesi Time
dergisinde hiç yayınlanmadı. Yani röportaj yayınlandı da editörler,
Time'ın editörleri Amerikalı olarak tabii bakıyor onlara hadiseye. Bu sert köşeli cümleyi çıkarttılar.
Bu cümle o metnin, o röportaj metninin Türkçe çevirisini yayınlamış olan bizdeki
Milliyet Gazetesi'nde yayınlandı. Sadece alanlar da o gündür bugündür hep ondan alırlar.
İki yani İnön'ü düzeltiyorum bu röportaj
Nisan 1964'te verilmişti. Bir ay sonra İnön'ü özür diledi.
Yani Time yayınlamadığı halde ama milliyet vasıtasıyla İnönü'nün özgün tam
metinde böyle bir cümle kullandığı otomatikman dünyaya duyurulmuş oldu.
Bir ay sonra o köpeğin önüne koysanız burun kıvırır, yemezdi dediğimiz Johnson
mektubunun gelişinden de bir ay önce tuttuğu bu yayınlanmamış cümleyi
zikrettiğinden ötürü bir de özür diledi. Kaynak Ahmet Gülen, İnönü hükümetlerinin
Kıbrıs politikası sayfa 227 236. Yani şimdi bunların kahramanı olan adam
aynı zamanda bütün Türk tarihinin, bütün zamanların Türkiye'nin tam bağımsızlığına ve hani
onların tabiriyle söyleyelim ulusal onuruna, delilik derecesinde düşkün 2 numaralı milli kahramanı aynı zamanda
nasıl oluyor? Bu muammayı da arkadaşlar çözebilmeniz için ya hak vererek
çözebilmeniz için ulusalcı olmanız lazım. Ya da o Nasrettin Hoca fıkrasında
anlatıldığı gibi hani davalıyı dinliyor haklısın diyor. Davacıyı dinliyor
haklısın diyor. Mahkemede bulunan bir vatandaş hocam diyor nasıl olur? Aynı anda hem davalı haklı hem davacı haklı.
Dönüyor ona. Ulan diyor sen de haklısın. Evet.
Ulusalcı olmayıp birer Müslüman olmamızı nasip ettiği için rabbimize ne kadar hamdetsek azdır.
Devam ediyoruz.
Olaylarla Türk dış politikası. Bu arkadaşlar Ankara Siyasal'ın ve ondan sonra Türkiye'deki birçok siyasal
bilgiler Fakültesi'nin meşhur ders kitabıdır. Halen devam eder.
Yenilenerek tabii OTDP diye geçer
dipnotlarda. Baştan aşağı ulusalcıdır, Kemalisttir, İnönücüdür. Yani hemfeci şekilde başka
türlü olsa zaten siyasalla ders kitabı olmaz. Bunun 383 ve 384 sayfalarından
naklediyoruz. Şimdi Johnson mektubu geldi. Johnson mektubunun maksadı Kıbrıs'a çıkartma yapamazsınız. İtin
önüne koysa burun çevireceği dediğim üç başlık var mektupta. Bir,
böyle bir harekatı yapmadan önce Amerika'yla istişare etmek mecburiyetindesiniz. E şimdi nereye
koyduk? Tam bağımsızlığa. İki, bizim size 1947 Askeri Yardım Anlaşması
icabı vermiş olduğumuz silah ve teçhizatı böyle bir harekatta kullanamazsınız. Bunlar Amerikan
malıdır. İzin vermiyoruz ya. O zaman Türkiye depolara kaldırılmış olan
karıncaların üstünde yürüdüğü Kırıkkale piyade tüfeklerini falan kullanacak top
tank tayyare iş demeyin. Hepsi zaten Amerikan yardımı.
E şimdi bu nasıl tam bağımsız ülke? 3. Böyle bir harekata kalkışırsanız ve
süreç ileride Sovyet Rusya'nın Türkiye'ye yönelik fiili bir saldırısını, müdahalesini getirirse
NATO sözleşmesinin meşhur 5. maddesi işlemez. Sizin yardımınıza gelmeyiz.
Rusya ile Türkiye başa kalır. Şimdi siz söyleyin. Bu üç başlığı içeren
bu mektup itin önüne koysanız yenmez nitelemesini hak eder mi, hak etmez mi?
İsmet Paşa yaladı yuttu arkadaşlar hepsini ve mektup saklandı.
Türk kamuoyuna duyurulmadı. Sayfa 383 ve 384 mektubun saklanma
hikayesini anlatıyor. Merak edip derseniz ki peki ne zaman ortaya çıktı
Türk milleti bundan? Ne zaman haberdar oldu? 14 Ekim 1965 genel seçimler Adalet
Partisi %54 oyla tek başına iktidar 1. Demirel
hükümeti. Hemen onun akabinde Ocak 1966'da mektup
gene ABD'nin isteği üzerine yani şimdi onun arka planına girip konuyu iyice dağıtmayalım.
Hürriyet Gazetesi'nde Türkçe çevirisi tam metin yayınlanarak
bütün insan bilgisine sunulmuş oldu.
Sonra arkadaşlar şimdi bu mektup ve onun gelişmelerine devam ediyoruz. Nasuh
Huslu TürkAmerikan ilişkilerinde Kıbrıs kitaptan okuyacağım.
Sayfa 92. Temamız.
Bu Johnson mektubundan sonra İnönü'nün böyle bir mektup gelmiş olmasına rağmen
ortaya koyduğu teslimiyetçi tavır. Unutmayalım. İnönü Amerikan hayranı mı
değil mi? Buyurun size. Sorunuzun, merakın giderilmesinde işlevsel bir
örnek. 1964 Haziranında Amerika'yı ziyaret
ederken, çünkü mektup 5'i 6 Haziran'a bağlayan gece geldi. Sonra Johnson'dan
ABD'ye bir davet geldi. Hem Türk başbakanına hem Yunan başbakanına. İşte onlar apar topar aynı ay içerisinde
Haziran'ın 20'si e takip eden günler gibi gittiler.
Johnson'ın derdi bir Türk Yunan harbine engel olmak. Çünkü bu ABD'nin ve NATO'nun küresel prestijine çok ağır bir
darbe olurdu o gün için. Evet. 1964 haziranında Amerika'yı
ziyaret ederken Başbakan İnönü düzenlediği basın toplantısında aynı görüşleri tekrarladı. dedi ki, "Nato'nun
NATO'daki müttefiklerimiz bizi ne terk etmişlerdir ne de bize ihanet etmişlerdir."
Yani şimdi böyle bir arka plan var ortada. Böyle bir mektup var. Tamam. Bu o sırada Türk halkından, bütün dünyadan
çok gizli devlet sırrı kabul edilip saklanıyor. Ama İnön'ü biliyor. Mektubun
sahibi çünkü muhatabı. Ondan sonra şu söylediği söze bak. Yani ben biraz işi
Fransızların tabiriyle vulgarize etme pahasına diyeceğim ki arkadaşlar ya insanda biraz utanma olur.
NATO'daki müttefiklerimiz bizi ne terk etmişlerdir ne de bize ihanet etmişlerdir.
NATO'daki başmik sana daha iki hafta önce gönderdiği mektupta diyor ki eğer
bu süreçte Rusya'yla harbe tutuşacak olursanız ortada NATO Mato yok. Hiçbirimiz sizin yardımınıza gelmeyiz.
Ya bu şu demek. Rusya sizi çiğ çiğ yer. Biz de kenardan seyrederiz.
Bu mealle bir mektup aldıktan iki hafta sonra insanın çıkıp NATO'daki
müttefiklerimiz bizi ne terk etmiştir ne de ihanet etmiştir demesi için herhalde
İsmet İnönü olması lazım.
Sonra arkadaşlar sonra ha bu arada şunu belirtelim. Şimdi Kıbrıs'ta
Rumlar Türkleri keserlerken sadece Kıbrıs'taki terörist Rumlar bu işi yapmıyor.
Sivil kıyafetle yavaş yavaş Kıbrıs'a sızdırılmış olan binlerce Yunan askeri
var. Ve ama Rum sivil teröristlerin ama bu
Yunan askerlerinin Türk katliamı yaparken kullandıkları silahların tamamı
iki piyade tümenini donatmaya yetecek miktarda. Hafif silahıyla ağır silahıyla. Ve bu silahların tamamı aynen
1947 Askeri Yardım Anlaşması'nın benzeri bir anlaşmayla
önceki senelerde Amerika tarafından Yunanistan'a verilmiş olan silahlar.
Yani şimdi aynı Amerikan silahlarını Yunanistan Türkiye'de Kıbrıs'taki Türk
azınlığı yok etmek için kullanırken Amerika üç maymunu oynuyor.
Aynı silahlarla kendi soydaşlarının yok edilmesine engel olmak için Kıbrıs'a bir
amfibik harekat düzenlemeyi düşündüğünde Johnson'dan gelen mektup diyor ki, "O
silahlarla böyle bir harekat düzenleyemezsiniz." Ama aynı Johnson yönetimi Yunanistan'a
ve Kıbrıs Rumlarına ne açıkça ne üstü kapalı olarak ima yoluyla
yaptıkları cinayetler ve bu işi yaparken kullandıkları Amerikan silahları ile
ilgili en küçük olumsuz bir şey söylemiyor.
İşte böyle bir sürecin arkasından İnönü diyor ki, "Nato'daki müttefiklerimiz bize ne ihanet etmiştir ne de bizi terk
etmiştir."
Amerika'da geçirdiği günlerde arkadaşlar
Johnson ki yani bir Texsas ayısı olarak bilinir siyasi literatürde. Kişilik özellikleri itibariyla da Texsaslıdır
kendisi. Anladığım kadarıyla Amerikan popüler kültüründe Teksaslılar ABD
içerisinde de yani bunlar bizim milletin ayı cinsi şeklinde kabul edilen bir
topluluk. Popülasyon. Johnson da yani bu Teksaslı tiplemesinin
herhalde mükemmel örneklerinden bir tanesi. Sadece İnönü'ye karşı olan
tavırları itibarıyla değil. Daha yüzlerce bunu destekleyen anekdot vardır. Hatta
şu an sinema sitelerinde, film sitelerinde halen
devam eden Johnson'ın biyografisi üzerine kurulu bir film var. Amerikan yapımı. Onda da mesela Beyaz Saray
personeline karşı davranış tarzını falan gösteren sahneler var. Aynı kişilik
özelliği vurgulanıyor. Böyle sekreter atıyor elinden kağıtları. Kadın ağlaya ağlaya kaçıyor. Herkesin içinde rezil
etmiş falan böyle bir ayı. Şimdi bu Amerikan ayısı arkadaşlar Amerika'ya
getirttiği ayağına bizim milli onur kahramanımız İnönü'ye
karşı bakın nasıl muamelede bulunuyor. Kişisel ilişkide
gazetecilerin gözü önünde. Kaynağımız Mustafa Armağan İsmet İnönü Gerçeği
sayfa 308'den okuyorum. Beyazsaray'daki görüşmeleri anlatılıyor.
Uzun boylu kaba saba başkan ile yürürken adımlarını denk düşüremeyince paşamızın elinden çocuk gibi tutup çekmek ise
Başkan Johnson'a düşmüştür. Onlarca gazeteci de bunu görüntülüyor. Bu tahkirlere rağmen İnönü belirgin bir
tepki vermemiş. Hatta ABD başkanı ile fotoğraf çekilirken eline kirvem der
gibi iki eliyle sarılmıştır. E İnönü zaten bu tarihten yani 643 21 sene önce
de o zamanki ABD Başkanı Franklin Roosevelt'i hatırlayın geçen
hafta anlatmıştık. Kahire konferansında gene ellerine yapışıp bütün ümidimiz siz
de ne olursunuz Türkiye'yi terk etmeyin diye yalvarmıştı. İşte 21 sene sonra
gene hani katranı ezsen olmaz ki şeker cinsi cinsine çeker deyişini hatırlatacak olan
bir tavır. Şimdi bu laletta birisinden gelse arkadaşlar neyse de ulan sen
başbakansın. Bunun benzeri hatırlayın Bill Clinton
Kanepe'ye yaslanmış. karşısında İnönü'nün halefi ve devamı Bülent Ecevit
bütün zavallılığıyla böyle iki eli pençe önünde eğilmiş vaziyette. Hazır onda
asker gibi o fotoğrafı Beyazsaray özellikle yaymıştı bütün dünyaya. İşte
biz işte Türkler mesajını vermeye yönelik. Bu Amerikanısının arkadaşlar
yanında misafir olduğu günlerde milli kahramanımız İnönü'ye yaptığı
aşağılamalar sadece bu elinden tutup sürükleyerek yürütmesiyle mi sınırlı?
Hayır. Bir tane daha var. Mehmet Emin Değer. Oltadaki Balık Türkiye. Bu kitabı
herkese tavsiye ederim. Yazarı esasen yani fevkalade bir ulusalcı ve Kemalist
olmakla beraber. Sayfa 74. Johnson arkadaşlar güya İnönü'ye jest
yapıyor, hediye veriyor. Ankara'da Başbakanlığın bahçesinde çiçek
koklarken çekilmiş bir fotoğrafı. Amerikan uydusundan çekilmiş.
Bu fotoğrafla İnönü'e verilen açık net mesaj şu: "Gizlin saklınız yok. Gözümüz
üstünüzde. Ona göre akıllı olun. Bize karşı bir yanlış yapmaya kalkışmayın."
İnönü zaten onlara karşı yanlış yapmayı bir tarafa bırak. Böyle bir ihtimali aklının ucundan bile geçirecek adam
değil ama yani bu da üstüne tuz biber.
Sonra arkadaşlar
mesela Ağustos 1964'e geldik. 7-8 Ağustos tarihleri önemlidir. Çünkü işte
genel kamuoyunun Cengiz Topel'in şehit olması üzerinden bildiği Türk Hava
Kuvvetlerinin bombardıman harekatları gerçekleşiyor o iki günde. Bunu günümüzde bile yani ben okudum bizzat
Sözcüdeki köşesinde. Neydi o Sinan Meydan gibi goygoyular
arkadaşlar işte İnönü böyle yiğit bir adamdı. Önce insan gibi ikaz etti
olmadı. kaldırdı tayyareleri Rumların altını üstüne getirdi sunumuyla
anlatırlar. Hiç alakası yok. Türk Genelkurmayı ve üst düzey komutası
isyan ediyor. Hatta öyle ki mesela Turgut Sunarp gibi isimler harekat kararının çıkması ümidiyle
bakanlar Kurulu toplantı salonunun önünde sinir içerisinde bekliyorlar. Arada çişe falan çıkan bakanlara
soruyorlar. Öyle bir karar çıkmadı. Yani müzakerelerin gidişatı öyle bir şey de
göstermiyor cevabını alınca arkadaşlar İnönü'de içeride yani o işte askerlik mesleğinden gelen
fıtri vatana sahiplenme duygusu diyeyim. Hani Atatürkçü de olsa, Kemalist de olsa
var bu damar. Birçoğunda, hepsinde diyemzek bile ama ekseriyetinde vardır.
Ana avrat küfür ediyorlar. İster inanın ister inanmayın. Bunları daha önce başka programlarda ayrıntılarıyla, kaynak
bilgileriyle anlattım. Şimdi ezberden ilave ediyorum. Konu bütünlüğü gereği
içeridekilerin hepsi de tabii duyup duymazlıktan geliyor. Anneler, hanımlar falan o arada dümdüz olmuş oluyor. Asker
tepkisi. Yani daha ne bekliyorsunuz? Neredeyse Türk kalmayacak Kıbrıs'ta. Siz hala işte
barışçıl protesto yapalım, şu insan hakları örgütüne başvuralım, Amerika'ya bir daha telefon edelim falan. bunun
derdindesiniz. Çünkü manzara o. O zaman Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan
Tansel kendi kafasına yani argo tabiriyle yukarıdan hiçbir
emir falan almadan fil olarak halkın emrini veriyor. Gidiyorlar Kıbrıs'ı bombalıyorlar iki gün boyunca. İnönü 8
Eylül 8 Ağustos günü orta vakitlere kadar hiçbir tepki vermiyor. Dış
dünyadan gelecek tepkiye bakıyor. Yani Türk Hava Kuvvetlerinin harekat gerçekleştirmesini Amerika eğer İnönü'ye
göre onun kabul edemeyeceği bir tepki verirse İnönü'nün planı şu çıkacak hemen
açıklama yapacak. Diyecek ki bu hükümet kararı değil. Şu an bu konuyla ilgili Türk ordusunda ne yazık ki fiili bir
isyan durumu var. Hava Kuvvetleri Komutanı bunu kendi inisiyatifiyle yaptı. Bizim haberimiz, emrimiz, iznimiz
olmadan. O yüzden işte derhal kendisi görevden alındı. Askeri mahkemeye verildi. Kurşuna da dizerlerdi herifi
yani böyle bir durumda. Ama bakıyor ki dış dünyadan gelen
tepkiler o seviyede değil. Yani şimdi ister inanın ister inanmayın İnönü çıktı.
kararı ve harekatı sahiplendi. Ben de ulusalcılara diyorum ki alın size
2 numaralı milli kahraman tepe tepe kullanın.
İşte bu ay içerisinde arkadaşlar tabii bu Rumları ciddi olarak geriletti. Özellikle Erenköy kuşatması ve
muharebesi yaşanıyor o sıralarda. Geçtiğimiz senelerde TRT'nin yayınladığı
bir Kıbrıs dizisi vardı. Yani o dizide büyük ölçüde gerçeğe yakın şekilde bu
süreçler ayrıntılı olarak anlatılmıştı. Diziyi izlemiş olanlarınız hatırlar.
Ama şimdi şu var. İnönü Amerikan hayranı mıydı konusuyla doğrudan bağlantılı
kaynak İsmet İnönü'nün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki konuşmaları yayıncı
Millet Meclisi Başkanlığı 1961-1973 cilt sayfa 271 272 İnönü diyor ki Amerika Kıbrıs konusunda iyi niyetlidir.
Yani şimdi gene Fransızların tabiriyle belki biraz meseleyi vulgarize edeceğiz ama arkadaşlar bağışlayın beni lütfen.
Kendimi tutamayacağım. Ulan İsmet Allah seni bildiği gibi yapsın diyorum ben de.
Yani böyle bir süreç, böyle bir arka plandan sonra herif çıkıyor. Başbakan kimliğiyle sorumluluğuyla kendi
parlamentosunda kürsüden bu cümleyi kurabiliyor. Yuh diyorum sana
İsmet. Amerika Kıbrıs konusunda iyi niyetliymiş. İsmet seni Allah bildiği
gibi yapsın. O mezarında yatırmasın inşallah. Böyle ayakta bekletsin aşır
sabahına kadar. Öyle kalkışınla hem kolay olur. Sonra Türk Amerikan ilişkileri Nasuh Uslu Türk
Amerikan ilişkileri konusunda arkadaşlar kitap okumak istiyorsanız birinci sırada bunu tavsiye ederim.
Yani bakış açısı öyle. İslami İslamcı falan değildir ama yetkin bir çalışmadır. Yani ciddi emek ürünü.
Şimdi buradan 1970 senesine geldik. İnönü artık başbakan değil ama ana
muhalefet partisi genel başkanı gene her şeye rağmen.
1970'te bütün bunları yaşayıp gördükten sonra hala İnönü'nün ne kadar fanatik
bir NATO ve ABD bağımlısı olduğunun kendi ağzından itirafı.
Sayfa 26. Bu bahsettiğim, tavsiye ettiğim kitabı
alacak olursanız sayfa numaraları tutmaz. Onu söyleyeyim. benim elimdeki eski baskısıdır.
Şu an farklı bir yayınevinde basılıyor mizan pej farklı.
İsmetin Önü 22 Ocak 1970'te yaptığı konuşmada Türkiye'nin
ABD ile ittifakına nasıl bağlı olduğunu şöyle anlatıyordu.
NATO içindeki durumlarından her memleketin, her müttefikin şikayet ettiği zamanlarda
Türkiye'nin temsilcileri Amerika'nın yanında olarak o memleketler Amerika'dan neden ne suretle şikayet ediyorlarsa
onların hepsini reddederek yalnız başına vaziyet almışızdır.
Hani tam Ziya Paşa'nın şecaat arz ederken Merdi Kıpti Sirkatin Söyler
beytine şerh olacak bir açıklama. NATO'daki diğer bütün müttefikler
bir sebepten Amerika'ya karşı tavır aldıkları yerlerde bile Amerika'nın yanında durmaya devam eden tek NATO
müttefiki Türkiye oldu. Az önce anlattığımız Amerikan kahpeliklerine
rağmen. Çünkü sene 1970. Sonra arkadaşlar aynı mealde 34.
sayfadan da naklediyoruz. Witkof'un araştırmasının gösterdiğine
göre 1963 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurul oylamalarında ABD'nin
kullandığı yönde en fazla oy kullanan ülke Türkiye'dir. 1963 yılında Türkiye'de kim başbakan?
Türkiye'yi kim yönetiyor? 63'ün başından sonuna kadar evet bildiğiniz gibi 2 numaralı milli
kahramanımız. Tam bağımsızlık idolümüz.
Milli onur heykelimiz İsmet.
Sonra Muammer Taylak, Türkiye'de anarşi ve bolşeviklik belasının sorumlusu CHP.
Sayfa 127. Sene 1970. İnönü'nün ağzından çıkan cümle yani
basına karşı. NATO Amerikan emperyalizminin aracı değildir. Neymiş
arkadaşlar? Siz de öğrendiniz mi? Bir daha söyleyin hep beraber yüksek sesle.
NATO Amerikan emperyalizminin aracı değildir. İmza İsmet.
Yorum yok. Çünkü şimdi rahat bir ortamda olsak ben buna yorum yapmam. Başka şeyler yaparım. E burada da o olmuyor.
O
yüzden geçiyoruz. Ziya Gökalp İsmet İnönü'den
siyaset dersleri niteliğinde anılar. Kitabın isminden de anlayacağınız gibi
arkadaşlar bir İnönü Goygoyamesi kitap esasen. Dolayısıyla
bizim paylaşımımız itibariyla kitaptan yapacağımız alıntı daha da değerli.
Sayfa 26. 70'lerin başı. CHP'nin o gün içinde üst düzey
yöneticilerinden, ağır toplarından Turan Güneş. Nereden hatırlarsınız arkadaşlar?
Güneşi birkaç sene sonra 1974 senesinde Kıbrıs çıkartması yapıldığında
CHP, MHP, MSP koalisyon Hükümetinin ünlü dışişleri bakanı şu anla hatırlar. Ayşe
tatile çıkabilir. Cenevre'den şifreli olarak ikinci
harekatın başlayabileceği sinyalini Ecevit'e telefon konuşmasında
verirken kullandığı o mot dolaşmış cümle. İşte bu Turan Güneş
siyasal bilimler profesörüdür kendisi.
Bu tarihte de yani CHP Genel Başkanı İnönü Turen Güneş gene ağır toplarından biri CHP'nin yönetim kademesinde.
Bu tarihlerde arkadaşlar Turan Güneş solcular tarafından organize edilmiş
NATO'dan çıkalım bildirisine imza atıyor.
Turan Güneş'i küçük bir çocuk gibi azarlıyor. Partiden istifa etmesini
istiyor. Yani verdiği tepki o ölçüde. Şöyle değil ya Turan sen de bununla çok
siyasi davranmadın. Günün şartlarına uygun olmadı. İşte CHP ile Amerika'yı
şimdi karşı karşıya getirmemek lazım. Ve benzeri ve benzeri ve benzeri bir söylem
böyle bir üslup değil. İstifa et, def ol git diyor. Bu partide senin yerin yok. Ne demek diyor NATO'dan çıkılır?
Şimdi konumuza ve sorumuza, başlığımıza dönelim. Yani şimdi bu Amerikan
hayranlığı mı değil mi? Bakın şuna dikkat edin. Amerikan taraftarlığı
demiyorum. Çünkü bu hayranlık ve taraftarlık kelimelerinin Türkçe sözlüğündeki anlam yoğunluğu vurgusu
itibariyla farklı şeylerdir. Bu taraftarlık değil. Bu hayranlık
arkadaşlar. Bu Americano Money bir ölçüde.
Partiden çık git diyor adama. Koskoca prof. CHP üst düzey yöneticisi. 2 sene
sonrasını tabii o gün için kimse bilmiyor. CHP hükümetinin dışişleri bakanı bu adam.
Aralık 1970. Kaynak aynı. Muammer Taylak, Türkiye'de anarşi ve bolşeviklik
belasının sorumlusu. CHP sayfa 151. Aralık 1970'te. Gene solcu üniversite
öğrencileri herhalde yürüyüş miting yaparken kahrolsun
Amerika diye slogan atıyorlar. İnönü fevkalade kızıyor. O öğrencileri
canlı bir ortamda yakaladığında haşlıyor arkadaşlar.
Hakkınız yok buna diyor. Kahrolsun Amerika diye slogan atamazsınız. Böyle bir şeye hakkınız
yok. Yanlış. Şimdi şu detayı hatırlatayım. Bu sırada Başbakan olmuş
olsa hani meşhur halk tabiri işte sırtında yumurta küfesi var. O yüzden
politik olarak, taktiksel olarak böyle bir söz söyleme mecburiyeti hissetti. O da değil.
siyasi sorumluluğu olmayan birisi. Ana muhalefet partisi genel başkanı.
Dolayısıyla bu durumda olan insanlar yani parlamenter
anayasal rejimlerde eşyanın tabiatı gereği hükümette olanlara nazaran dış
politika konusunda daha rahattırlar.
Adam muhalefette olduğu halde kahrolsun Amerika sloganı atılmasına bile tahammül
edemiyor. Slogan sahiplerine azarlıyor. Hani herkesten yaşlı milli lider
falan ya kült yan oradan kaynaklanan kendine vehmettiği yetki ve güçte.
Son olarak arkadaşlar şununla bu geceyi ve bu programı noktalayalım. Nihat Erim'in 12 Mart anıları sayfa 236'dan
okuyacağım size inşallah. Haşhaş yasağının kaldırılması.
Şimdi nedir bu? Yani biraz arka plan bilgisi vermem lazım. ABD'de 60'lı yılların ortalarından
itibaren çok büyük sorun haline gelmiş olan bir uyuşturucu kullanımı meselesi var.
Seçimlerde partiler vatandaşın oyunu alabilmek için
öncelikle ele aldıkları silahlardan biri bu. Yani en son işte orada 68 seçiminde de her
iki parti de yoğun olarak bizi seçerseniz bu uyuşturucu sorununu bitireceğiz falan iddiasıyla seçim
kampanyalarını yürütmüşler. Evet. Nixon kazanmış
cumhuriyetçiler. E yani sözünü yerine getirdi. Bunun için
çalışıyor. İzlenimi vermek mecburiyetinde Amerikan seçmenine. Çünkü 1972'de 4 sene sonra gene seçim var.
Burada tamamen aslında bir göz boyama harekatı olarak yani şimdi konunu
tamamen dağıtmamak için işin o kısmının arka planına geçmiyorum.
Türkiye'ye yükleniyor. Johnson Amerikan basınında yoğun olarak uyuşturucunun kaynağı Türkiye
başlığı işleniyor. Önce bir Amerikan kamuoyu buna hazırlanıyor. Sonra dönüyor Türkiye'ye.
Süleyman Demirel hükümetine, ik adalet Partisi hükümetine, 3. Adalet Partisi hükümetine diyor ki uyuşturucu
haşhaşekini yasaklayacaksın. Demirel 40 küsur vilayetten yanlış
hatırlamıyorsam 8 vilayete kadar indiriyor ama tamamen yasaklamaya da
cesaret edemiyor. Çünkü o da seçime gidecek.
Amerikan büyükelçisiyle bu konularda ciddi tartışmaları oluyor bayağı sert. Yani en sona şunu söylüyor Demirel Aklı.
adını bile diyor Afyon'dan alan bir vilayetimiz varken ben diyor Türk halkına nasıl Afyon ziraatini tamamıyla
yasaklayayım? İşte yasaklamakla kalmayacaksınız diyor büyükelçi. Şu an ekili olan afyon
tarlalarını da tahrip edeceksiniz. Traktörlerle süreceksiniz bunları. O
traktörün üstüne çıkacak diyor adam bulamayız biz Türkiye'de. Demirele 12 Mart darbesi oldu. Gerçek sebep yani
12 Mart darbesinin gerçek sebepler listesinin birinci sırasındaki sebep bu.
Çünkü Nixon bunu kendi seçmenine karşı kullanacak. İşte bak gördünüz mü? Uyuşturucunun kaynağı Türkiye'ydi.
Bastırdık. Türkiye'de aşa üretimini yasaklattık. Bir ik sene içerisinde
Amerika'da uyuşturucu diye bir sorun kalmayacak. Çünkü kökünü kuruttuk. İşin
özü bu Amerika açısından 12 Mart darbesi yapılıyor. Yerinen
CHP'nin ağır toplarından Nihat Erim istifa ettiriliyor ilk önce. Hani bunu
bugün Tayyip Erdoğan'ı eleştirmek için de çok kullanırlar. Taraflı Cumhurbaşkanı
Nihat Erim istifa ettirilince CHP'den bir anda zihinsel formatı yeniden
yapılıyor arkadaşlar. bağımsız hale geliyor, tarafsız hale geliyor. İstifa dilekçesini yazdı ya.
Yani adam CHP'de resmi üye olmuş olsa başbakanlık yaparken CHP'yi kayırır. Ama
istifa ediyorum dilekçesinin altına Nihat Erim imzasını atınca bu CHP'yi
kayırma huyu eğer yapacaksa öyle bir şey bir anda ortadan kalkar falan gibi. Yani
günümüzde ulusalcıların büyük kısmının bunun ciddiyetine inandıkları bir komiklik. Neyse istifa ettirildi.
Askerlerin süngü zoruyla kurdurdukları hükümetin başbakanlığına getirildi.
İnön'den açık destek aldı. CHP'den dünya kadar bakan aldı hükümetine.
Şimdi bu haşhaş yasağı meselesinde ABD baskısı o kadar net ki arkadaşlar.
Olayın içerisinde yani 12 Mart darbesinin içerisinde o günlerin meşhur
zeka küpü cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay da var. Trevira Cevdet diye
eskiler bilirler. Kravatının içine iğnelemiş. Yabancı kıta
askeri havaalanında tayyareden inince nasıl selamlayacak? O ülkenin diliyle sağ ol asker deniliyor
ya. O iki kelimeyi bir türlü ezberlemiyor Cevdet. En sonunda yakınları işte
diyorlar kravatın arkasına bunu toplu iğneyle tutturalım. Söyleyeceğiniz vakit çaktırmadan bir bakarsınız söylersiniz.
Üstün bir zekan. İki kelimeyi ezberleyemiyor. Rüzgar müzgar bir şey oluyor. Düşüyor
kağıt ama cevdet farkında değil. Kravatı şöyle
hafife yiyor. Meşhur lüks kravat markası. Hala öyle mi
bilmiyorum. En azından o yıllarda Trevira bakıyor. Trevira asker diyor. İşte bu
Cevdet. Ama iş sivil demokratik hükümetlere muz kabuğu
koymak, cuntacılık, süngünün yolunu açmak olduğunda kendisi de zaten asker
kökenli Genelkurmay Başkanlığından geldi. Tabii genleri devreye giriyor.
Cevdet 12 Mart darbesinden öncülük etmiş bir isim.
yeteri kadar işbirlikçilik yapmadığı için Demireli alaşağı ettirmiş bir isim.
Yerine Cevdet Sunay getirtmiş bir isim.
Başbakan olduğunun gecesi Haşhaş'ın yasaklanma kararı metnini Cevdet
Sunay'ın önüne koyuyor diyor. İmzala. Çankaya köşkünde
Cevdet Sunay gibi bu anlamda ısmarlama bitip bile onu okuduktan sonra dehşet
içerisinde bırakıyor kağıdı masaya. Sayın Cumhurbaşkanım ben diyor böyle bir kararı nasıl imzalayayım?
Nihat Bey diyor sizi bu kararı imzalamanız için diyor
başbakan yaptık. O da paşa paşa imzalıyor. Çünkü siyaseti Nihat Erim
İsmet Paşa mektebinde öğrenmiş biri. Ya yanlış anlamayın öyle olduğu için tabii
aynen hocası gibi milli bağımsızlığa, milli onura manyaklık derecesinde düşkün. O yüzden Amerika'nın emireri
hemen imzayı çakıyor falan. Ama bu haliyle beklendiği üzere
Türkiye'de halktan ciddi köylüden özellikle üreticiden tepki gösteriyor. Çünkü Amerika'nın Nixon'ın gönlünü
yapacağız diye yani aile fertleriyle beraber hesapladığınızda belki 1 milyon
kişilik bir Türk köylü kütlesini orta yerde bırakıyorsunuz. Şimdi bu adamlar ne ekecek, ne yiyecek, ne içecek cevabı
yok.İşte bu bağlamda arkadaşlar yani bu
yapacağım alıntının anlaşılabilmesi için mecburen arka bağlama anlatmak zorundaydım. Uzun
bir parantez açtık. İşte tam olarak bu bağlamda
sayfa 236'dan okuyoruz.
İnönüünün yasaklama karşısındaki tepkisini anlamak istedim. Nihat Erim'in anıları. Bu nedenle Nixon'ın mesajı
geldiği gün yasak kararı alındıktan sonra Haziran 1971'dir
Nixon Nihat Erim'e çok muazzam bir kutlama mesajı gönderdi. Yani işte bu
kadar basiretli, bu kadar ileri görüşlü, bu kadar mükemmel bir devlet adamısınız.
Size hayran olunmak lazım falan gibi ifadeler böyle. Nihat da tabii Nixon'dan
öyle bir iltifat aldı diye yağı kesildi. Havalara uçtu. Devamını yazmış.
Bu nedenle Nixon'ın mesajı geldiği gün Başbakanlık özel kalem müdürü Güner Öztek'i İnönü'ye gönderdim.
Paşa'ya bu Nixon mesajını gösterin. Hani bayram çocuğu gibi herkese yeni ayakkabısını, elbisesini gösterecek. Bu
zavallı ezik de hani paşa da görsün bak Nixon beni nasıl methetmiş falan.
Paşa'ya bu Nixon mesajını gösterin herhalde memnun olacaktır dedim. Ona ne şüphe. Bremen mızıkacısı çünkü bunlar.
Hepsi Amerikan hayranı. Güner Öztek Paşa'nın evine gitti.
Paşa Afyon konusunda Amerikan başkanının mesajına bizim aldığımız tedbirleri gördükten sonra Güner Öztek'e şunu
söylüyor. Git başbakanına söyle. Kendisini tebrik ederim. Büyük bir
cesaretli karar aldı. Tabii Nixon'ın gönlünü yapabilmek adına kendi halkından
12 milyon kişilik bir kütleyi orta yerde eli böğründe bıraktı. Bundan büyük cesaret mi olur? E tabii bu kadar cesur
bir karar da doğal olarak İsmet Paşa'mızın tebrikini gerektirir. O da kendi üstüne düşen gereği yerine
getiriyor. Günümüzün hala İsmet aşağı, İsmet yukarı diyen ulusalcı eşeklerini
de Allah bildiği gibi yapsın diyoruz. Şimdi biz bu vesileyle
git başbakanına söyle. Kendisini tebrik ederim. Büyük bir cesaretli karar aldı. Kendisinin akıllı olduğunu bilirdim.
bunun bir örneğini daha vermiş oldu. Gözlerinden öperim. Tebrik ederim İsmet.
Allah seni bir kere daha bildiği gibi yapsın inşallah. Aşır sabahı İsmet,
Nihat, Nixon üçü ele tutuşmuş olarak kalkarlar. Biz Müslümanlar da o hali
görürüz, güleriz.
Arkadaşlar şimdi bu geceye, bu mevzuya nokta.
Allah izin verirse önümüzdeki hafta cumartesi gecesi bakıyorum yani 6 Aralık
olmuş olacak resmi tarihe yeni sorumuz. Hazır bir
sefer mevzu İsmet İnönü'den açılmışken dedim ben kendi kendime devam edelim daha biraz şöyle şimdi buna nazaran
resmi tarihin zannediyorum bana daha da kızacağı bir soru olacak. Bu İnönü
Müslüman mıydı? Hadi bakalım.
Allah'a emanet olun. Hayırlı geceler, hayırlı uykular.
Videoyu izlemek için altta ki linke tıklayın