İSTİKLAL HARBİ: MÜSLÜMAN VE GAZİ MECLİS
İSTİKLAL HARBİ - MÜSLÜMAN VE GAZİ MECLİS :
Bismillah. Allah'a hamd, Allah'ın resulüne salat ve selam olsun arkadaşlar. Sizlere de hayırlı akşamlar.
Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek İstiklal Harbi ve sonrasını özetlerken dehasına yakışır bir şekilde çok
kısa ama hedefi tam da 12'den vuran, son derece veciz. Aynı zamanda fevkalade ağır ve dediğim gibi
ağırlığı oranında da isabetli bir benzetme kullanmıştı.
Demişti ki denizde boğulmak üzere olan bir genç kızı kurtardılar. Sonra sahilde ırzına geçtiler. Yakın
tarihi İstiklal harbi ile beraber en azından ana atlarıyla bilen herkesin rahatlıkla anladığı ve
zannediyorum sağduyu sahibi olanlarının da aynen tasdik ettiği Evet. Hakikaten deha eseri veciz bir
teşbih. Bir yönüyle arkadaşlar istiklal harbi ruhuyla sonraki ilk 27 senenin hatta 80 senenin ruhu
arasındaki 180 derecelik zıtdiyeti de son derece net olarak ifade eden bir teşbih bu. Şimdi teşbihten
hakikate ve bu akşamki konumuza gelecek olursak meselenin özü şudur. İstiklal Harbi her şeyiyle dört
dörtlük İslamcıydı. Yani ideolojisiyle öyleydi, hissiyatıyla öyleydi, söylemiyle öyleydi, kadrolarıyla
öyleydi. Her şeyiyle dikkat edin. Müslüman demiyorum, dindar da demiyorum. İslamcıydı. Yani
İslam'ı bir bütün olarak aynı zamanda klasik din boyutunun yanı sıra bir ideoloji olarak da benimsemiş,
kabul etmiş ve tatbik eden bir aklın ve bir kadronun ürünüydi. Peki ya sonrası? Bu akşamki konumuz
değil gerçi ama bizim sürekli işlediğimiz konular olduğu için malum sonrası da işte evet 180 derece. O
yüzden denizde boğulmak üzere olan bir genç kız kurtarıldı. İstiklal Harbi'nin bitimiyle beraber hemen
başlayan ve aşağı yukarı 80 sene devam eden bir süreç. İlk 27 senesi son derece şiddetli olacak biçimde
o kurtarılmış olan genç kız daha sahilde ırzına geçildi.
Şimdi biz arkadaşlar bu hikayenin tabiri caizse o genç kızın kurtarılması yani İstiklal Harbi kısmının az
önce de ifade ettiğimiz gibi ancak İslamcı diye nitelendirilebilecek bir mantığa, bir ruha, bir kadroya
dayalı olduğunun altını doldurmaya çalışalım. Bu anlamda konumuzu sadece İstiklal harbini başlatmış
ve yürütmüş olan haklı olarak kendisinden Gazi Meclis diye söz ettiğimiz 1. Türkiye Büyük Millet
Meclisi'ne bahsini ettiğimiz açıdan bir mercek tutarak bakalım. Yani bu meclis söylemiyle, icraatıyla,
ruhuyla, kadrosuyla, her şeyiyle gerçekten İslamcı diye nitelendirilmeyi hak edebilecek bir meclis
miydi? Temel sorumuzu bu olarak kabul edin arkadaşlar.
Şimdi artık hemen bilgileri sıralamaya başlayabiliriz.
Her zaman olduğu gibi bu programda da Allah izin verirse kullanacağımız kaynakların şöyle bir
bakıyorum bir diğer taraftan. Evet. tamamı ya resmi ideolojiye ait Kemalist yazarların kaynakları ya da
en azından İslamcı da kesinlikle diyemeyeceğimiz hatta Müslüman bile diyemeyeceğimiz çok çok
liberal diye nitelendirebileceğimiz yani bir anlamda biraz daha ortada duran ama yaşama biçimi
itibariyla resmi ideoloji sahiplerinden hiçbir farkı olmayan insanlara ait kaynaklar. İşte geliyor.
Bunlardan birincisi Zeki Sarıhan'ın Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2. cilt, sayfa 434. Zeki Sarıhan arkadaşlar
emekli öğretmen, tarihçiliğe merak sarmış. Fevkalade Kemalisttir. Sözünü ettiğimiz kitap da
Türk Tarih Kurumu yayınlarından çıkmıştır. Şimdi buradan alıntılıyorum. Mart 1920
16 Mart İstanbul'un işgali ve Osmanlı Meclisi mebusanının fiilen son bulması üzerine Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin toparlanma ve kurulma çalışmaları Ankara'da bizzat Kemal Paşa tarafından başlatıldı.
Yani dönem konjonktür bu. diyor ki Mustafa Kemal Paşa işte bu Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ni oluşturma maksadıyla Anadolu'ya göndermiş olduğu tamimde yani bütün vilayetlere
diyor ki böyle böyle bir işe girişiyoruz.
Bu meclisi oluşturmak üzere kendi vilayetinizden hani bu anlamda en ehil, en yetkin, en yatkın
diyebileceğiniz isimleri belirleyin. Kontenjanlar belli.
Ankara'ya şu tarihe kadar gönderin. Bu içerikli bir tamim gönderiyor.
Bizzat Kemal Paşa'nın tamiminde mebusların özellikle dindar kişilerden seçilmesi isteniyor.
Şunu hemen söyleyelim. önceki Osmanlı meclislerinden önemli bir farkı ve baştan itibaren bilinçli,
planlı olarak toplanacak olan bu meclis arkadaşlar sadece Müslümanlardan oluştu. öyle planlandı, öyle
icra edildi. Halbuki o sırada gene aynı bölgede yani Ankara'nın hakimiyetindeki bölgede dünya
kadar hazınlık var, gayrimüslim var, Rum var, Ermeni var, Yahudi var ama hayır dendi. Bunların
tamamı Müslümanlardan oluşacak. Tamamı Müslümanlardan oluşacak kararı da gene bizzat Kemal
Paşa'nın kendisine aittir. Ama bu tamimden görüyoruz. sadece Müslüman olmasıyla da yetinmiyor
Kemal Paşa. Özellikle dindar kişiler seçilsin diyor. Yani şimdi buradan çok rahatlıkla şunu görebiliriz.
Baş sıkıştığı vakit, iş başa düştüğü vakit, gerçekten fedakarlığa, kahramanlığa, kan dökmeye, mal
dökmeye geldiği vakit özellikle dindar olsun oldu. oplanmış olan bu kadro ve aynı şekilde o kadronun
emrinde bir araya getirilmiş olan ordu kendisinden istenileni başardı. Zaferi kazandı mı?
Vatanı kurtardımı? Evet. Peki sonra ne oldu arkadaşlar?
Hatta barış sürecinin tamamlanmasına bile kalmadan çünkü bu meclise Lozan'da
hazırlanmış olan komployu kabul ettirebilmeleri mümkün değildi. O yüzden apar topar
1923 senesinin Nisan ayında bu meclis bir emri vaki ile iptal edilecek.
Sadece adına seçim diyebileceğiniz bir maskaralık sergilenecek. bizzat Kemal Paşa'nın ifadesiyle
kız gibi bir meclis oluşturulacak. İki kişi hariç bütün adayları bizzat Kemal Paşa tarafından belirlenmiş
olan çünkü önceki meclise Lozan'ı kabul ettirebilmek ya da isterseniz o tabiri kullanayım yutturabilmek
mümkün değildi. Çünkü Lozan'da vatan satılmıştı. Evet. Sonra 21 Nisan günü yani işte o var ya hani
çocuklara hediye edilmiş olan bayram 23 Nisan 1920 bahsini ettiğimiz meclisin açılışı.
Bundan iki gün önce 21 Nisan günü gene bizzat Kemal Paşa'nın imzasını taşıyıp bütün Anadolu'ya
meclisin açılışını haber veren bildirinin metnini okuyalım. Nereden okuyalım?
Kemal Paşa'nın yakın kadrosu Cumhuriyetin ilk yıllarında meclis başkanlığına getireceği meşhur
köprülü Kazım Bey Kazım Özalp. Yani Osmanlıca bir metin. Ben onun Milli Mücadele 1 cildinden
okuyorum ama zaten sayfanın sonunda özgün kaynağın bilgisini vermiş. Esasen Nutuk cilt 1
sayfa 308'dir. Bu metnin ait olduğu özgün kaynak.
61. Tümen kumandanlığına Ankara 21 Nisan 1920. Bem nih kerim Nisanın 23. Cuma
günü cuma namazına müteakip Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. 2.
Vatanın bağımsızlığı yüce hilafet makamının ve saltanatın saltanat yüce saltanat ve hilafet makamının
kurtarılması. Bu çok Osmanlıca bir metin. Hen spontane sadeleştirmeye çalışarak okuyacağım gibi en
önemli ve yaşamsal görevleri yerine getirecek olan bu Büyük Millet Meclisi'nin açılış gününü cumaya
tesadüf ettirmekle söz konusu günün mübarekliğinden istifade ve bütün mebusların
milletvekilleri ile Hacı Bayram Veli Camii şerifinde cuma namazı kılınarak Kur'an nurları, Kur'an ve
salatu selam nurlarından da yardım istenecektir. Şu ifadelere bakın arkadaşlar. Altında Kemal Paşa'nın
imzası var. Dikkat dediğim gibi yani baş sıkıştı. Durum tehlikede. Kullanılan dil bu. Sonrasına
biliyorsunuz zaten. Namazdan sonra Rihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif Efendimiz Aleyhissalatu
Vesselam'ın sakalı ve sancak-ı şerifi yüklü olarak özel yere gelinecek. Meclisin açılacağı yere gelin.
Düzeltiyorum Hacı Bayram Veli'nin türbesine gelinecek. Bu türbeye dahil olmazdan evvel bir dua
okunmak suretiyle kurbanlar kesilecektir. İş bu merasimde camiden ayrıldıktan sonra o yere gelinceye
kadar kolordu kumandanlığınca askeri kıtalar ile özel tertibat alınacaktır. 3. Söz konusu günün
kutsallığı için bugünden itibaren vilayet merkezinde Vali beyefendi Hazretlerinin düzenlemesi ile hatim
ve Buhari-i Şerif okunacaktır. Hatmı şerifin son kısmı teberrüken cuma günü namazdan sonra
özel daire önünde tamamlanacaktır. Yani meclisin önünde tamamlanacaktır. 4. mukaddes ve mecruh
yaralı vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari okunması ve hatim
indirilmesine başlanılarak cuma günü ezandan evvel minarelerde salavat-ı şerifi okunacak ve hutbenin
okunduğu sırada hilafet halifemiz padişahımız efendimiz hazretlerinin yüce ismi zikredilirken
yine padişahımızın bütün memleketleriyle bir an evvel padişahımızla beraber onun bütün
memleketlerinin bir an evvel kurtulmaları ve mutluluğa ulaşmaları duası da ilaveten okunacak
edilecektir ve cuma namazının kılınmasından sonra da ikmale hatmedilerek yani hatimler
tamamlanarak az önce dediğimiz gibi yüce hilafet ve saltanat makamının ve bütün vatan kısımlarının
kurtarılması maksadıyla gerçekleştirilmiş olan milli çalışmanın önemi ve kutsallığı ve her ferdi ve her
millet ferdinin kendi vekillerinden oluşmuş olan bu Büyük Millet Meclisi'nin yerine getireceği
vatani görev mecburiyeti hakkında vaazlar okunacaktır. Vaazlar verilecektir. Daha sonra halife ve
padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtulması selameti ve bağımsızlığı için dua
edilecektir. Bu bu dini merasim ve bu dini ve vatani merasimin yerine getirilmesinden ve camilerden
çıkıldıktan sonra Osmanlı beldelerinin her tarafından hükümet makamına gelinerek meclisin
açılmasından dolayı resmen tebrik töreni yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun surette
mevlid-i şerif okunacaktır. Bu tebliğin hemen her vasıtaya başvurularak en küçük köylere, en küçük
askeri birliklere, memleketin bütün kurumlarına, organlarına tebliğ edilmesi temin edilecektir.
Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafa asılacaktır." diye devam ediyor. 6. madde Cenabı Hak'tan tam
bir başarı tazarrı olunur. Temsil ayeti namına Mustafa Kemal. Şimdi ben sorayım arkadaşlar. Siz elinizi
vicdanınıza koyup cevap verin.
Şu M Kemal imzalı bildiride ortaya konmuş olan İslamcı tavrın %50'si
daha sonraki cumhuriyet yıllarında bir vesileyle ama siyasi bir çerçeve içerisinde burada olduğu gibi
ortaya konmuş olsaydı sabaha varmadan bir askeri darbe yapılır mıydı yapılmaz mıydı? Laiklik elden
gidiyor diyor. E o zaman o Necip Fazıl'ın sözü haklı mı, haksız mı, ağır mı, hafif mi? Şimdi yeniden
değerlendirin isterseniz. 2 3 oldu. Meclisin açılışında yapılan İslami tören. Yani aynı mesele esası
itibariyla farklı bir anlatım, daha popüler, şahit anlatımı. Bu okuyacağım metnin arkadaşlar özgün
kaynağı Enver Behnan Şapolyo Çınaraltı Dergisi sayı 72 6 Şubat 1943 13 sayfa makalenin başlığı 1.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşu. Enver Behnan resmi ideoloji emrindeki fanatik resmi
tarihçilerin ilk neslinin en ünlülerinden biridir. Şöyle söyleyeyim. İşte Atatürk İstanbul'dan Samsun'a
pusulası olmayan, paraketesi kırık. İşte İngilizlerin her an nefes nefese batırmak için peşinde oldukları
çürük çarık bir vapurla kaptanı daha önce Karadeniz'e hiç açılmamış bilmeyen falan. Hani biliyorsunuz
o hikaye var ya bir cümlenin içine 10 tane yalan sığıştırılan işte o yalanın sahibidir
Enver Benan Şapolyo anlayın ne mal bir tip olduğunu. Şimdi bu bilginin ışığında bak Enver Behnan
birisi gibi bile bu meclisin açılışını ve o açılışa sindirilmiş olan İslami havayı nasıl anlatmış ona bakın.
23 Nisan 1920 Cuma. Güneşli bir öğle vakti Ankaralılar Hacı Bayram Cami'nin önüne toplandılar. Öğle
namazından sonra Hacı Bayram Veli'nin mukaddes sancağı caminin önüne dikildi. Camiden çıkanlardan
birisi bu sancağı eline aldı. Bu sancağın arkasına da Yozgat mebusu Hoca Fevzi Efendi
geçti. Bir rahlenin üstüne yeşil bir örtü, bunun üstüne sakal-ı şerif az önce söyledik. Ve bir de Kur'an-ı
Kerim kondu. Sinop Mabisu Abdullah Efendi bu rahleyi sarığının üstüne koyarak yeni bir devlet
kurmaya gidenlerin önüne düştü. Halk ve hocalar ellerinde
Kur'anlar Buhari-i Şerif okuyorlar. Halk da hep bir ağızdan tekbir getiriyordu.
Bir bölük kadar asker de bu rahlenin iki tarafında ağır ağır yürüyordu. Bu alay böylece yürüdü yürüdü.
600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu yerine hür ve müstakil bir devletin temel taşlarını ama ne demezsin
sanına atmak üzere ilerledi. Bu manzara insana bir dehşet veriyordu. Spor haki renkli bir otomobille
meclise gelen Mustafa Kemal Paşa halkın bir çığ gibi Karağlan caddesinden bir çığlık
kopararak ilerlediklerini seyrediyordu. Bu coşan insanlara gözlerini dikmiş tunçtan bir heykel gibi
bakıyordu. Bu kurucu ve yaratıcı halk kütlesi yeni meclisin önünde durdu. Bu esnada millet
meclisinin içinde Kur'anlar okunuyor, Buhari-i şerifler tilavet ediliyordu.
Hafız Hüseyin de sabahi makamından ezan okuyordu. Bir anda meclisin önünde üç kurban kesildi.
Bundan sonra Hasan Fehmi hoca adında birisi ellerini göğe kaldırarak yeni devletin Türk milletine
hayırlı olmasını ve saadet getirmesini Ulu Tanrı'dan niyaz etti. Bütün eller havada, vatanı esir edilmiş ve
bağrı yaralı millet candan dualar ettiler.
Amin. Dediler. İlk defa Mustafa Kemal Paşa meclisten içeri girdi. Daha meclisin içinde Buhari-i şerifler
okunuyordu. Bütün mebuslar gelip sessizce yerlerine oturdular.
Yani şimdi böyle bir töreni alabildiğine İslami nitelikli yapalım dediğinizde
şurada okuduklarımdan daha fazla ne yapabilirdiniz?
Yani azami islami niteliği hedef aldığınızda şurada okumuş olduğumuzun herhangi bir eksiği göze
çarpar mı?
Hayır. Peki sonra ne oldu?
Evet. Sonra mebuslar yemin etti arkadaşlar. Bütün dünya parlamentolarındaki geleneğe
uyarak daha önceki Osmanlı meclisi mebusanlarındaki geleneğe uyarak mebuslar yemin etti. Bakın
nasıl yemin ettiler. Kaynak Gotart Yaşke Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi. Sayfa 111. Türk Tarih
Kurumu yayını Makam-ı hilafet ve saltanatın ve vatan ve milletin kurtuluş ve bağımsızlığından
başka bir gaye takip etmeyeceğime vallahi Allah'ın adı üzerine bir hilafet ve saltanat makamını
kurtarmak niyetiyle iki
23 Nisan 1920 - 1928 senesinde arkadaşlar
bir kanun değişikliği ile milletvekili Yemini metninden başta Allah lafzı olmak
üzere bütün dini İslami ibareler kaldırıldı. Peki bunların hangisine sahip çıkarız biz? Yani şu an yaşayan
insanlar olarak biz kendimizi bu tavırlardan yani her ikisi diyebilmeniz mümkün değil. Çünkü 180
derece ak ve kara zıtlığı var. Öyle kimse çakallık yapıp ne ondan vazgeçerim ne bundan vazgeçerim
ayaklarını yatmaya kalkışmasın. Yani bu ulusalcı olmaktan da daha kötü münafık olmak. Çünkü
hangisinin yanında durursunuz? Hangisi beni ifade ediyor dersiniz? Bir, 2. E gene aynı şey. Vatan millet
ateşin içerisinde kılıç sırtında Allah Allah kazanıldı. Allah yardımını verdi.
İnsanlar gayretini gösterdi. Kazanıldı. mutlu sona ulaşıldı. Sonra Allah adı yasak. Hem öyle yasak ki
1932 ezanın ortadan kaldırılmasını düşünürseniz mecazi ve genel anlamda değil hakiki anlamda da
Allah kelimesinin zikredilmesi arkadaşlar bu topraklarda 18 sene yasaklandı. Yani Allah'ın dinine
yapılan kötülüğü, düşmanlığı bir tarafa koyduk. Allah kelimesinin kendisini yasakladı adamlar.
18 sene boyunca günde beş vakit minarelerden Allah denilemedi.
Tanrı uludur diye başlayan bir şarkı Bediüzzaman'ın tabiriyle dile getirildi. Necip Fazıl aklı mı
arkadaşlar? Bir genç kızı denizde boğulmaktan kurtardıktan sonra şimdi bu ziddiyete, bu bütünlüğe
baktığınız vakit gerçekten sahilde ırzına geçmişler der misiniz demez misiniz? Sonra
Ahmet Yıldız, "Ne mutlu Türküm diyebilene." sayfa 128.Az önce bahsetmiştik. Meclis baştan planlı.
sadece Müslüman mebuslardan oluşmuştu. Ama sayfa 128'de Ahmet Yıldız buna ilave
olarak diyor ki, "Bu dönemde İslam'a aykırı olabilecek hiçbir metin yasalaşmamıştır". Yani tam doğru
ifadesini kullanacak olursak iliklerine kadar şeriatçı bir meclisti. Vatanın kurtarılması söz konusu
olduğu vakit şeriatçılık hem iliklerine kadar şeriatçılık başardı. Şeriatçılar kurtardı. Sonra Avrupa'nın
işbirlikçileri ve çanak yalayıcıları geldi onun üstüne kuruldu.
Evet. Kurtuluş Savaşı Günlüğü. Az önce bahsetmiştik. 3. Cilt Zeki Sarığ sayfa 7. Öğüt gazetesi
Kastamonu'da yayınlanan baştan itibaren yani Anadolu'daki milli mücadele gazetelerinin en
ünlülerinden bir tanesidir. Bu hani Ankara'da hakimiyet-i Milliye, Kastamonu'da öğüt, Konya'da
babalık. Hemen akla ilk geliveren bu üçüdür. önemli bir yayın organıdır. İstiklal tarihinde 25 Nisan
1920 tarihli nüshasında yani iki gün sonra meclisin açılışını duyururken attığı haberin
üstüne attıkları manşete bakın. Yeni bir hükümet-i İslamiye teşekkül etti.
Vatanı kurtaracak olan meclis ve hükümet kurulurken neymiş arkadaşlar? Adı hükümet-i islamiye sonra
biz laik biz batıcıyız İslam TKA.
Rabbimden niyazım Allah bize fırsat imkan versin de şu içimiz acıyarak
okuduğumuz, hatırladığımız, anlattığımız filmin bir de ikinci bölümünü çekelim.
Evet. Selahattin Tansel Kemalist yazar. Kitap Mondros'tan
Mudanya'ya kadar dört ciltlik İstiklal Harbi Tarihi Devlet Yayını Milli Eğitim Bakanlığı tarafından
yayınlanmış. 9 Mayıs 1920 günü yani 23 Nisan'da meclis açıldığına göre Nisan'da
30 gün çektiğine göre demek ki 9 7 16 gün sonra meclisin açılışından Büyük Millet Meclisi şeriye
encümeninden İslam alemine yayınlanan bildirinin metni. Şimdi zaten sadece isimlere baktığınız vakit
bile dur orada diyoruz. Neymiş arkadaşlar? Büyük Millet Meclisi Şeriat Komisyonu
bildiri yayınlıyor. E malum tabii bütün parlamentolarda meclislerin alt organları, komisyonları
vardır. İşte milli savunma komisyonu, dış ilişkiler komisyonu, eğitim komisyonu, maliye komisyonu.
Bu meclisin o alt organlarından, komisyonlarından birinin adı neymiş?
şeriye yani şeriat komisyonu bir bildiri yayınlamış. Bildirinin muhattabı da İslam alemiymiş.
Okuyalım bakalım. Yani sayfayı ararken söyleyeyim.
Bu meclisi, bu gazi meclisin vatanı kurtarmak için ortaya koymuş olduğu
İslami duruşun sonraki yıllarda yarısını birileri yaptığında onlara idam ettiler. İrticacı diye idam ettiler.
Yobaz diye idam ettiler. önemli bazı noktaları kapsayan bu beyannamede özet olarak A sayfa 108
109'dan okuyorum. Hilafet merkezi olan İstanbul ile halife esaret altına alınmıştır. B. Bir İslam
memleketi olan Türkiye'nin işgal edilen yerlerinde özellikle İstanbul'da Müslümanlar İngiliz
kanunlarına göre yargılanmaktadır. Bu hal halifenin kaza hakkına yani yasama hakkına müdahaledir.
Halifenin kaza hakkı derken kastedilen arkadaşlar doğrudan İslam hukuku, şeriat.
C. Düşmanlarla birlikte yerli Hristiyanlar İslamları katl ve İslam kız ve
kadınlarının ırz ve namusunu çiğnemekte. Müslümanların mukaddesatınıtahkir ve Kur'an-ı Kerim'i
teziyyif etmektedirler. Kur'an-ı Kerim'e hakaret etmektedirler. Aşağılamaktadırlar. Müslümanların
mukaddesatına yani bütün dini mukaddesatlarını mukaddesatlarına hakaret etmektedirler.
D. Ehli İslam'ın celladı bian anı olan bütün dünya müslümanlarının amansız celladı olan İngilizler bu
suretle hareket etmekle İslam halifeliğini ortadan kaldırarak bütün
cihana hakim olmayı ve Müslümanlığı da yok etmeyi düşünmektedirler.
Bu durum karşısında Türk milleti silaha sarılmış, teşkilatlanmayı lüzumlu bulmuş
ve Ankara'da büyük bir millet meclisi toplamıştır diye Gazi Meclisin Şeriat Komisyonu bütün
İslam alemine bildiri yayınlıyor. Son maddesine dikkat çekiyorum.
İngilizler İslam halifeliğini kaldırmaya çalışıyorlar. Onların bu kirli emellerine, bu İslam düşmanı
maksatlarına engel olmak için biz meclisi topladık. Elle silahla mücadele ediyoruz. Meclisin resmi
bildirisi. Peki sonra tarih nasıl seyretti? O hilafet kaldırıldı mı? 3 Mart 1924.
Yani şu tarihin üzerinden 4 sene geçtikten sonra
9 Mayıs 1920'de yayınlanmış. 3 Mart 1924'te hilafet kaldırıldı. Kim kaldırdı? İngilizler mi? Hayır.
Onların adamların ama ikinci Büyük Millet Meclisiydi o.
Tarla sürülmüş mü yani arkadaşlar? Hem ne derim bir bilseniz.
Ali Satan Halifeliğin kaldırılması sayfa 117. liberal bir yazardır. Ama halefeliğin kaldırılması
konusunda en yetkin çalışmadır bu. Onu söyleyeyim.
Türkiye ile Afganistan arasında bir ittifak anlaşması yapılıyor. Yani Afganistan Türkiye Büyük Millet
Meclisi hükümetini tanıyan ilk devlet. O yüzden bir önemi var, bir özelliği var bunun. Hatta o tanıma
üzerine Ankara'da açılan Afganistan büyükelçiliği açılış töreninde büyükelçilik gönderine Afganistan
bayrağını bizzat Kemal Paşa'nın kendisi çekecek bir jest olarak. Hani bizi ilk devlet olarak tanıyan
sizsiniz. İşte buna karşı bir jest falan böyle bir arka plan var. Ve bir ittifak anlaşması imzalanıyor
Afganistan'la. İttifak anlaşmasının 3. maddesini okuyorum.
Afganistan devleti asırlardan beri İslamiyet' rehberlik ve güzel hizmetler ifa etmiş olan ve hilafet
alemini elinde tutan Türkiye'nin bu alanda lider olduğunu bu münasebetle tasdik eder.
Nokta. Şimdi Ali Satan diyor ki, "Türkiye Büyük Millet Meclisi uluslararası bir
anlaşmada Türkiye'nin hilafeti elinde tutan lider olduğunu hem kabul ediyor hem de bir başka devlete
tescil ettirmiş oluyordu. Ama sonra bunun yerine getirdikleri gerçek seçimle değil Merkezden Kemal
Paşa'nın hazırladığı listelere göre atama suretiyle toplanmış olan ikinci meclis o hilafeti
ilga etti. Tarla derinden derine sürülmüş mü arkadaşlar?
Evet. Sonra 1921 anayasasını kabul ediyor bu meclis.
Ocak 1921'de bu meclisin yapmış olduğu 21.
anayasasının 7. maddesini aynen okuyorum. Ahkam-ı şeriyenin tenfizi meclisin vezaifindendir. Şeriat
hükümlerinin uygulanması bu meclisin görevleri arasındadır diyor. Anayasa madde 7.
Şimdi bir bir baba yiğit kalksın şu anki anayasaya aynen bu nitelikte bir madde konması için bir teklif
versin de görün bakalım neler oluyor.
Senelerce hapisten çıkamaz. Bunu AK Parti medyası da dahil olacak
şekilde bütün bir konvansiyonel ve sosyal medyanın çiğneyip parçalayacağı bir insan haline
gelir. Ama vatan böyle kurtuldu. Eğer bu yanlış idiyse, bu kötü idiyse bu adamlar bize bu vatanı nasıl
kurtardılar? Eğer bu doğru ise şimdi neden onun 180 derece zıtlı bir yerde duruyoruz? Yani İslam ve
şeriat sadece vatanın, milletin başı derde girdiğinde hatırlanacak şey mi?
Allah sadece kendisine çok fazla ihtiyaç hissedildiği zaman mı hatırlanacak bir
varlık? Başkanlık kürsüsünün arkasında bir yazı asılıdır. Şu an ne var arkadaşlar
oradan? Yani gene başkanlık kürsüsünün arkasında meşhur ilkokul 1'den beri size yuttura yuttura
ezberlettirilen bir yazı var. Kemal Atatürk imzalı.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yani şimdi o da doğru değil.
Bir Müslüman olarak egemenliğin kayıtsız şartsız Allah'tan başka hangi varlık
olursa olsun ona ait olduğunu biz kabul edemeyiz, söyleyemeyiz. 1 2 ama o da doğru değildi. Yani Lord
Kinros'un anlatımına göre 30'lu yıllarda o yazı gene orada egemenlik kayıtsız şartsız milletindir yazısı
asılıyken Lord Kinros'un anlatımına göre aynı Kemal Paşa meclisi hayvanat bahçesine
benzetiyor. Ondan 5 10 sene sonra vefat etmiş. Yerine 2 numaralı milli kahramanımız
gelmiş İnönü. Bazı milletvekilleri ona inat edip istediği kanunu istediği sürede çıkartmayınca kızıyor
kafasının tası atıyor. Yardımcılarına gidin diyor onlara sorun bakalım kendilerini gerçekten milletin
vekili mi zannediyorlar?
Yani egemenliğin millete ait olduğu da doğru değil. İşin doğrusu
egemenlik tek başına sadece o sırada cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişiye ait. Gene Lord
Kinros'ta geçen anekdota göre bir Fransız gazeteciye cevap verirken Kemal Paşa'nın söylediğini Lord
Kinros'un dile getirdiği örnek. Fransız gazeteci diyor ki yazısında müstehsi yani eleştirel bir yazı
Türkiye hakkında 30'lu yıllar. Türkiye'yi bir sarhoş, bir sağır, 300 tane de sağır dilsiz yönetiyor.
Kimlerin kastedildiği anlaşılmıştır. 300 sağr dilsizden kasıt Millet Meclisi,
milletvekilleri. Kemal Paşa gülmüş, çok eğlenmiş. Demiş bu herif işi abarttı.
Türkiye'yi demiş bir sarhoş tek başına yönetiyor. Doğru. Yani sarhoşlukla
ilgili kısım hakaret anlamına gelebilir. Ben bunu kendi adıma nakletmiyorum. Lord Kinros'taki yazılı
olan odur. Ve Lord Kinrose yayınlandığı günden beri tabii sansürlenip tıraşlanmış metni haliyle
Türkiye'de Kemalistlerin her kitaplarından bir tanesidir.
Yani egemenlik kayıtsız şartsız millete ait. Hayır. Egemenlik en baştakine
sadece ait bir işti. Ama şimdi olay buraya da gelmezden önce bu ilk gazi, yiğit, kahraman İslamcı
mecliste başkanlık kürsüsünün arkasında o yazı mı vardı? Yani Kemal Paşa'nın egemenlik kayıtsız
şartsız millete aittir yazısı mı vardı?
Yunan o yazının asılı olduğu meclis tarafından o yazının asılı olduğu yıllarda mı dard edildi? Hayır.
Birinci mecliste arkadaşlar başkanlık kürsüsünün arkasındaki yazı Şura suresinin 38. ayeti kerimesiydi.
Ve şavirhum fil emr. Onların işi şura iledir. Ya vatan ateş içerisinde ölüm kalım harbi
yaşıyor. Düşmanın atılması lazım. Güzel. Böyle bir meclis başkanlık kürsüsünün
arkasında Kur'an ayeti. Allah inayet etti. Kullar gayret gösterdi. Başarıya ulaşıldı. Sonra ayeti
indirin bakalım. Hiç laik meclisin başkanlık kürsüsünde Kur'an ayeti olur
mu? E o zaman istiklal harbinde de asmasaydınız. Ya da isterseniz şöyle düşünelim.
Arkadan başarı elde edildikten, zafer kazanıldıktan sonra icra edilmesi düşünülen yeni siyasi toplumsal
düzen, İstiklal Harbi süreci başladığı andan itibaren yöneticiler tarafından bütün
açık yüreklilikleriyle, bütün samimiyetleriyle bu millete anlatılsaydı. Yani denseydi ki öyle
halifeyi kurtarmak, vatanı, milleti, dini kurtarmak, işte Kur'an ayetlerini meclise asmak falan yok.
Arkadaş bizim iş programımızda birinci sırada evet şu içinde olduğumuz harbı kazanmak var. Yunan'ı
tard etmek var. Burada sözüm ona diyeyim ben. Bir bağımsız devlet kurmak var. Kurduk. Hızla bir
deizasyon planı uygulamaya konacak.
İslam ve İslami olan her şey düşman kabul edilecek. Bu topraklardan kazmaya
çalışılacak. Batıda bile eşine kolay kolay rastlayamayacağınız, alabildiğine sert, alabildiğine İslam ve
din karşıtı laik, seküler bir rejim ve zalim bir rejim oturtulacak. Şimdi eğer böyle denmiş olsaydı
bu bir yönüyle takdire hak ederdi. Çünkü açık sözlülük, içi dışı bir olma bu anlamda ve tırnak
içerisinde mert bir tavır olurdu. Derdik ki yani evet kimseyi kandırmaya çalışmıyorlar. İçlerinde hiçbir
şey saklamıyorlar. Bunlar açık sözlü. Ahlaklı bir tavır. Şunu düşünelim arkadaşlar. Baştan
itibaren söylem böyle olsaydı bir meclis toplamayı, bir ordu toplamayı bu milletin 10 senelik kalplerden
bu tarafa tamamen korumuş kanını canını tekrardan fedakarlık deyip park meydanlarına dökmeyi falan
bir tarafa bırakın. Bir topal eşek acaba arkalarına alabilirler miydi?
Biz bu mücadeleyi kazanırsak İslam karıştı ve laik bir rejim kuracağız
denmiş olsaydı açık sözlülükle, açık yüreklilikle bu halk kandırılmamış
olsaydı kendi diniyle, imanıyla bu halkın desteğini herhangi bir seviyede elde etmeyi bir tarafa bırakın.
Yani bir kişi acaba onların peşinden gider miydi demiyorum. Bir topal eşek acaba onların peşinden
gider miydi? E şimdi bu yapılan gayri ahlaki olmuyor mu? Yani tam zıttını bir Müslüman olarak ben
kendi tarihimizden veririm iftiharla. Bedir harbine doğru giderken İslam ordusu asrı saadette
Mekkelilerin elinden canını kurtarmış kaçmış.
Efendimizin yanına gelen hicret eden iki tane Müslümanla karşılaşıyor ordu yolda.
Onlar kendi hikayelerini anlatıyorlar efendimize. Diyorlar ki, "Ya Resulallah,
bizi canlı sağ salim bırakmaları için müşriklere yakalamışlardı. Çünkü yeminle
söz verdik. Dedik ki, "Tamam, evet biz Müslümanız. Medine'ye gidiyoruz ama sizinle savaşacak olan
Müslüman ordusuna katılmayacağız.Yani siz bizi kendi ellerinizle serbest bıraktıktan sonra enay gibi
biz elimize kılıç alıp sizin karşınıza çıkmayacağız. Söz. Onlar da bu sözümüze dayandılar. Bizi serbest
bıraktılar diye hikayelerini anlatıyorlar. Sonra ilave ediyorlar efendimiz aleyhissalatu vesselam.
Ya Resulallah diyorlar müşriklere verilmiş sözün ne önemi olur? Biz onları kandırdık. ellerinden
kurtulalım diye böyle dedik. Şimdi ver bize de silah. Biz de hemen orduya katılalım. Gerisin
geriye dönelim. Hayır diyor.
Siz aynen söz verdiğiniz gibi doğru Medine'ye gideceksiniz ve şu hadisi irade ediyor. Bu biz
Müslümanlar için ölçüdür. Bizim diyor askere ihtiyacımız yok ama Allah'ın yardımına ihtiyacımız var.
bir askere ihtiyacımız yok. Yani aritmetik olarak çok da yerinde bir söz değil. Çünkü Müslüman ordusu
müşrik ordusunun üçüçte biri kadar. Yani bu anlamda aritmetik dengeye baktığın vakit askere ihtiyacın
var mı? Hem nasıl?
Ama bu bağlam içerisinde biz ahlakı çiğneyerek, kandırarak, yalan söyleyerek kafir bile olsa
karşımızdaki Allah davasını ikame edemeyiz. Yani ikazda şu var. Böyle yalan dolan işlere girersek
Allah'ın yardımını kaybederiz. Biz Müslümanlar için arkadaşlar durum budur. İftar ederiz
bütün dünyaya karşı. Biz buyuz işte. Hadi var mısınız?
İşte durum. Benim diyen şeriatçının gösteremeyeceği tavır gösterildi köprü geçilene kadar.
Sonra dediler ki bize, "Siz ayısınız." 2025 Kasımı itibariyla diyoruz ki eyvallah
ama bitmedi. Bir zamanlar Teşkilat-ı Mahsusa kadrosundan Zenci Musa dedemizin İngiliz işgal
komutanı General Harington'a Harington'a dediğini diyoruz. General bu iş daha bitmedi.
Bu film daha bitmedi. Allah ömür versin muhalif de muvafıka da. İnşallah bir de bundan sonrasını
seyredelim.
Kandırmak nasıl oluyormuş?
Evet. Falih Rıfka Atay deyince arkadaşlar tanıtmaya ihtiyaç var mı? Yok. Eski Saat isimli makale
derlemesinin 432. sayfasında diyor ki bu 1. Meclis Anadolu'da 400'e yakın medrese
açtı. Tabii bunu tıslayarak söylüyor. Küfür ederek söylüyor.
Yani bu birinci meclis öyle yobazdı, öyle gericiydi, öyle iğrençti ki müddeti boyunca Anadolu'da 400
tane medrese açtı. Yani 23 Nisan 1920'den gene Nisan 1923'e kadar bir yasama süresi bile dolmadı
dönemi. 3 sene içerisinde seneye 130 tane düşüyor harp içerisinde. Bu kadar şeriatçı.
Şule Yayınları Allah Dostları dizisi 9. cilt 460. sayfa Konya mebusu Mehmet Vehbi hocam. Hulasatül
Beyan tefsirinin yazarı kürsüde konuşma yapıyor. Şu teşkilatı yani Büyük Millet
Meclisi'ni meydana getiren yine medreselerdir. Medreselere müracaat ile bu teşkilat
meydana geldi. Her yerde medreselere müracaat olunmuştur. Her yerde öne düşen
hocalardır. Aynen öyle. Gene Lord Kinros gibi bir kaynağa bakacak olursanız Kemal Paşa Samsun'a
çıkmış. Bir iki hafta sonra Amasya'ya gelmiş. O Amasya günlerini anlatırken Lord
Kimnos diyor ki Amasya müftüsünün Kemal Paşa'ya yaptığı yardım itibarıyla
zaten diyor Samsun'a ayağını bastığı andan itibaren bütün bir İstiklal Harbi süreci boyunca Kemal
Paşa'ya Anadolu'da ilk en yoğun en kuvvetli en samimi şekilde sahip çıkanlar hep hocalar oldu.
Ama sonra o hocalar arkadaşlar 1923 senesinden sonra binler halinde kestiler. Sadece Şeyh Said isyanı
bahanesiyle Doğu Anadolu'da büyük kısmı etnik Kürt olmak üzere katledilen hoca sayısı 14.000 kişi
olarak değerlendiriliyoruz. O vesile oldu.
Evet. Meclisin içinde arkadaşlar günde beş sefer beş vakit ezan okunuyor. Mebuslar koridorlarda
cemaatler oluşturarak namaz kılıyorlar. Bugünkü mecliste böyle bir şey tahayyül edin gözünüzün
önünden. Yani bundan 20 sene önce olsaydı sabahına varmadan darbe olurdu.
Şimdi çok şükür o kadar değil belki ama en azından meclis CHP meclis grubu
uluya uluya ayağa kalkacak. Bu nasıl irticadır diye.
Hiç laik meclisin koridorunda namaz mı kılınırmış? Meclisin içinde böyle mesela
diyelim merkezi operlör sistemiyle ezan mı okunurmuş diye. Lan böyle kurtuldunuz. Kurtulduğunuz
zaman yapılan şey iyiydi de şimdi yapılsa mı tuaka olacak?
Metin Eper, profesör Metin Eper bu mesela İsmet Paşa hastasıdır.
Resmi tarihçilerin, resmi ideologların diğerlerine nazaren daha seviyeli ve entelektüel görünümlü
kesimindendir arkadaşlar.
Diyor ki, "Nerede demiş? Benim alıntıladığım kaynak Kemalizmin alfabesi Metin Karabaşoğlu
sayfa 71.
Ama yani özgün kaynak o değil. Onlar da alıntılamışlar. Metin Eper'in bir kitabından
Türkiye'de bir İslami uyanıştan söz edilecekse bu Kurtuluş Savaşı yıllarında
olmuştur diyen Kemalist tarihçi.
Yani İslamcılar Kurtuluş Savaşı yıllarında bir yiğitlik gösterdiler. Uyandılar. Bütün vatanı, milleti,
devleti kurtardılar. Sonra arkadan gelenler de vatanı, ülkeyi onlardan kurtardı. Hatta sonra iş o boyutlara
gitti ki mesela Halide Edib'in Vurun romanını hatırlayın. Filme de alındı iki ya da üç
sefer. Yani mesela o roman ve filmdeki hoca tiplemesi nedir?
Yunan işbirlikçisi Hain Yobaz. Bir de tuttular.
Halide Edip gibi ırkle Yahudi olanları başta olmak üzere etnik ve gerçek dini
anlamda 72,5 millet halinde sadece Müslümanlık yok içlerinde. Hani onu da hap yapıp yutturanız geri
kusarlar. Çünkü piramidi Sivri Tepesi üstüne oturttular.
İstiklal harbinde hocalar her yerde her zaman haşa Yunan'ın bir numaralı
işbirlikçisiymiş gibi de onlarca sene bu milletin nesillerine yutturdular.
Yani bugün itibariyla bu yutturmaca çok farklı mıdır? Değil işte. Yani Yusuf Kaplan hocaın dediği gibi o
ayrı hikaye 23 seneden beridir okullar CHP'li yetiştiriyor.
Bizimkiler de öyle taş gibi seyrediyor. O işin ayrı tarafı. Bana derseniz ki
yani e geçende de bunu söyledin. Evet içimde yangın var söyleyeceğim. Rahatsız olan kapatsın gitsin
bir daha da izlemesin. Yalan mı?
Gelelim mevzumuza. Bu Müslüman Meclisi arkadaşlar aynı
zamanda ne kadar yoksunluk içerisindeydi, ne kadar fakirlikle yaptı o mücadeleyi?
Buna dair bir iki fikir verip müsaadenizi alalım. Mesela Taha Akyol yani bildiğiniz Taha Akyol işte
Atatürk'ün İhtilal Hukuku kitabı sayfa 20 diyor ki;
bazı mebuslar kanunların ve gerekçelerin ayrı kağıtlara basılmasını talep ettiler
Meclis Başkanlığından ikinci başkan Celaleddin Arif Bey şöyle
cevap verdi: "Kahğıt kıtlığından dolayı üç kanunu bir araya getirdik. Aynı kağıda basıyoruz.
Kağıt yok. Yani meclisin fakirliğini, yoksunluğunu bu örnek üzerinden ölçün.
2. Yalan söyleyen tarih utansın. Cilt 8. Rahmetli Mustafa Müftüoğlu üstat sayfa
227. Yatakhane olarak öğretmen okulu kullanılıyor. Koğuş sistemiyle yatıyorlar. aşçılıklarını demin
kürsüdeki konuşmasından nakil yaptığımız Hulasatül Beyan Tefsiri yazarı Konya Mebusu Vehbi Hoca
yapıyor. Erzak alımından bulaşığa kadar bütün işleri mebuslar kendi aralarında paylaşmışlar.
Nöbet sistemine koymuşlar. Öyle yapıyorlar. Öyle bir meclis ki arkadaşlar Ütopya gibi.
Her birinin ayrı evi yok. Her birinin ayrı odası yok. Asker koğuşu sisteminde altlı üstlü ranzalarda bir
salonda 80 - 100 kişi olacak şekilde yatıyor bu mepuslar.
Yiyecekleri yemek double not usulü çıkıyor. Aşçılığı yapan omebuslardan biri. Neden mi? Çünkü o
meclisin bütçesinde aşçıya verecek maaş için para yok. Bulaşıkçılığı o mebuslar yapıyor. Çünkü
bulaşıkçıya verecek kademeye verecek para yok.
Lise talebeleri katiplik yaptı. Mehmet Akif rahmetli Burdur mebusu gönüllü olarak Fransızca
mütercimliğini yaptı. Yani ücret almadan ayrıca biliyorsunuz Mehmet Akif İstiklal Marşı
yarışması için ödül olarak konmuş 700 lirayı da reddetti. Ben para karşılığında yazmam dedi. Orduya
hediye etti. bir kuruşunu almadan. Cumhuriyet ilan edildikten sonra 1936 senesinde vefat edinceye
kadar sivil polis 24 saat adım adım takip etti. Onun verdiği sıkıntıdan Mısır'a gitti. O şair hassasiyetiyle
bir eşkıya gibi, bir katil gibi 24 saat dedi peşimde hafiye gezdiriyorlar. Ama vatan kurtarılırken öyle
değildi.
1936 son demlerinde vatanımda öleyim diye Türkiye'ye geldi. Vefat etti.
Üniversite gençliği cenaze törenine ciddi şekilde sahip çıktı.
Cenazenin defnedildiği günün gecesi bu üniversite gençliğinin sahip çıktığı
haberi gelince Çankaya'da içki masasında Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk köpürdü küplere bindi. Bizim
zannettiğimiz Yüksek Tahsil Gençliği böyle bir yobaza nasıl sahip çıkar diyin ağzına geleni saydı.
Yorum yapmıyoruz bunlara tabii.
Evet. Nokta zannediyorum anlatmaya çalıştığımız meselenin geneli
hakkında bir fikir verdik. Atmosferi tarif etmiş olduk. Yani bu hikayenin
arkadaşlar tek kelimeye indirgenmiş bir özeti, bir karşılığı nedir derseniz bana derim ki nankörlük. Evet.
Nankörlük deyince tevafuk oldu.
Ben böyle fark etmemiştim, planlamamıştım. 27 Kasım Perşembe gecesi saat 22'de
Allah izin verirse 1945 Boraltan köprüsü diyeceğiz.
İnönü'nün Ruslara teslim ettiği Türkler. Türkiye'ye sığınmış olan yüzlerce Orta Asya ve Azerbaycan
kökenli soydaşımız, dindaşımız hiç gereği olmadığı halde sadece evhamından ve korkusundan ötürü
Ruslara teslim edildi. Ruslar Boraltan köprüsünden Türk sınırından kendi taraflarına teslim edilenleri
aldıktan hemen sonra kurşuna dizdiler. Yani özellikle Türk tarafından da görülsün diye.
Akıbetlerinin öyle olacağını bildiği için teslim edilen bu zavallıların çoğu yalvardı Türk askerlerine.
Dediler, "O namussuzların kızıl kurşunuyla değil, sizin kurşununuzla ölelim burada. Siz bizi infaz edin.
İsmet. Allah adaletiyle muamele etsin.
Boraltan köprüsünün hesabını yani sorsun demeyeceğim arkadaşlar. Belki lüzumsuz
bir dua olacak. 25 Aralık 1973'ten beri soruluyordur ama çok gerçek olmayan bir alemde, berzah
aleminde, kabir aleminde. Bunun mahşer sabahı var, sonrası var arkadaşlar. Şu andan itibaren o mahşer
sabahına, mahşer sabahından itibaren ebetler boyunca sizi kendisine emanet edilenleri zayi
etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum.
Videoyu izlemek için altta ki linke tıklayın
https://www.youtube.com/live/nj6LwuqK9Hs?si=QnkHWeJGhY8LMg-r