ŞEMSİ EFENDİ VE SABETAYİSTLER

    Bismillahirrahmanirrahim. Allah'a hamd, Allah'ın Resulü’ne salat ve selam olsun arkadaşlar. Hayırlı geceler. Konu başlığımız Şemsi Efendi ve Sabatayistler. En temelden alalım. Sabatayist ya da diğer tabiri Selanik denilen insanlar kimdir? Özellikleri nedir? 17. yüzyıl ortalarında yaşamış Sabatay Sevi isminde Kabalist bir Yahudi hahamın başlatmış olduğu gizli ve ezoterik bir Yahudi tarikatı ya da bakış açısına göre mezhep de diyebilirsiniz. İşte bunlar Sabatayist.

Sabatayistlerin arkadaşlar ya da tabiri diğerle Selanik dönmelerinin temel nitelikleri, dışarıya karşı kendilerini Müslüman gibi göstermeleri; içeriden gerçekte kendilerine has bir Yahudilik itikadına, anlayışına sahip olmaları. Hem Yahudiliklerinin hem de bu özelliklerinin olmazsa olmaz bir parçası olarak da dışarıya karşı hiç istemedikleri halde kendilerini öyle gösterdiklerinden ötürü içten içe ve gerçekte çok azılı bir İslam ve Müslüman düşmanı olmaları. Yani öyle ki mesela kendileri için yaptırdıkları ve dışarıdan bile baktığınızda öyle içinize sinmeyecek, çok camiye benzetemeyeceğiniz Sabatayist camilerinde —ağırlıklı olarak Selanik, başka yerlerde de var— kıble özellikle yanlıştır. Yani namazın dışındaki altı temel şartından birisi olan istikbal-i kıble şartını yerine getiremeyecek kadar kasten kıbleden sağa ya da sola sapma yaparak mihrap cami inşa edilir. Dolayısıyla orada namaz kılan hiç kimsenin, bilmeden gelip namaz kılan gafil bir Müslüman bile olsa, namazının kabul olmaması sağlanmış olur. Aynen onun gibi arkadaşlar; Ramazan'da mesela kendi kendilerine iseler, yanlarında gerçek Müslüman yoksa görüntüyü bozacak, iftardan 5-10 dakika önce sözüm ona oruçlarını açarlar gibi.

Evet. Şimdi Sabatayistlik ana hatlarıyla temelde bu. Başkentleri, kurulduğu yer her ne kadar İzmir olsa bile daha sonra taşınmış olduğu başkenti Selanik. Ne zaman? 17. yüzyıl ortalarından işte 20. yüzyıl ortalarına kadar aşağı yukarı 300 sene. Bu 300 senelik süreçte arkadaşlar Selanik bir Yahudi ve —yani Yahudi derken ayırıyorum, Sabatayist değil— Ortodoks Yahudi bildiğimiz normal açık Yahudi ve aynı zamanda Sabatayist şehri haline dönüştü. O derecede Şükrü Hanıoğlu'nun "Atatürk: Entelektüel Biyografi" kitabının 23. sayfasından naklediyorum. İlginç rakamlar. Sene 1902. Selanik'te 46.178 Ortodoks Yahudi var. Bunlar resmi nüfus sayımı rakamları. 24.646 tane de Müslüman var. Rumlar 10.537. 7 kişi daha küçük küsuratlı diğer milletler ve etnisitelerle topladığınız vakit Selanik'in merkez şehir nüfusu 82.035 kişi.

Şimdi konumuza yoğunlaşalım. Bunların içerisinde arkadaşlar Sabatayist diye bir kategori yok. Çünkü onlar Müslüman olarak kabul ediliyor. Yani 20. yüzyıl başı itibarıyla toplamda 82.035 nüfusa sahip olan Selanik'te gerçek Müslüman ve aynı zamanda Sabatayist 24.646 kişi var. Buradan şu çıkıyor: Sabatayistler bu 24.646 olarak geçen Müslüman nüfusun tamamına yakınını oluşturuyor. Yani bahsini ettiğimiz dönemde arkadaşlar Sabatayistler gibi öyle karpuz misali —yani dışı yeşil içi kızıl cinsten değil de— dışı da yeşil içi de yeşil, gerçek Müslüman diyebileceğiniz Selanik şehrinde istisnadır, yok denecek kadar azdır.

Şimdi bu bir. İki, buna kuvvetli bir teyit. Kendisi Sabatayist değil, Ortodoks Yahudi ve aynı zamanda kendi itiraflarıyla kitaplarında açık açık çok da fanatik bir siyonist olan TC vatandaşı, azınlık mensubu Rıfat Bali'nin "Musa'nın Evlatları Cumhuriyetin Yurttaşları" isimli kitabının 79. sayfasından aynen naklediyorum: "Bu yüzyılın başında Selanik, önemli sayıdaki Yahudi ve dönme nüfusuyla Balkanların Kudüs'ü sayılıyordu." Bunu da söyleyen bir Yahudi. Siyonist bir Yahudi arkadaşlar. Yani böyle olunca 20. yüzyıl başı itibarıyla Sabatayist ya da Ortodoks Selanik'teki ezici Yahudi nüfusunun buna dair bilginin doğruluğuna dair artık aklı başında olan hiç kimsenin bir sorgulaması ya da şüphesi olmaması gerekir.

Evet. Şimdi Mark David Baer, bu Amerikalı bir tarihçi arkadaşlar, kitabı Türkçedeki ismi "Selanikli Dönmeler". Yani hemen şunu zikredeyim: Bu Sabatayist ve Selanik dönmeleri konusuna özel bir ilginiz varsa arkadaşlar muhakkak surette okumanız gereken üç kitap vardır. Bir tanesi bu, Mark David Baer'in "Selanikli Dönmeler" kitabı. İkincisi Cengiz Şişman'ın "Suskunluğun Yükü" kitabı. Üçüncüsü Ilgaz Zorlu'nun —ki kendisi de Sabatayist, onu gösterelim— "Ben Selanikliyim" kitabı. Arkadaşlar, şimdi bu üç temel eserden başlattım. Bu ara literatüre az çok vakıf olanlar belki diyecekler ki "Soner Yalçın'ın 'Efendi'sini niçin atladın?" Yani ona 4 diyebiliriz, demeyebiliriz. Çünkü içinde hangi sebepten mebni tam olarak anlaması zor birtakım bilgi hataları da var. Yani bilimsel seviye itibarıyla, inanılırlık, güvenilirlik itibarıyla bu zikrettiğimiz üç kitabın seviyesinde değil. Ama hemen bir alt kategoriye yani B ligine tabiri caizse bu meselenin geçecek olursanız evet Soner Yalçın'ın "Efendi"si de kesinlikle bu listeye girer.

Şimdi Mark David Baer'in "Selanikli Dönmeler" kitabında artık Şemsi Efendi'ye geliyorum. Çünkü Sabatayist kimdir, nedir ile ilgili asıl konumuz olmadığı için yani konunun bütünlüğü itibarıyla gerekli olan kısa bilgilendirmeyi yaptım olarak kabul ediyorum. Asıl odağımıza geliyoruz; Şemsi Efendi'ye. Baer diyor ki: "Şemsi Efendi kendini dönme davasına adamış bir din alimi —yani Yahudi din alimi, haham— hatta Kabalist ve eğitimciydi." Biz zaten eğitimci yönüyle tanıyoruz. Şemsi Efendi'yi Türkiye'de meşhur eden nedir? Atatürk'ün öğretmeni olmasıdır. Yani şimdi bu anlamda tarihi bir şahsiyet olarak Şemsi Efendi'yi belirleyen iki temel nitelik var. Bir, Selanik'teki kendi yaşadığı dönemde Sabatayistlerin en önemli Kabala uzmanı, hahamı, din alimi, aynı zamanda teknik anlamda son derece başarılı bir eğitimci olması. Bu tespit arkadaşlar Baer'in kitabının 76, 86 ve 87. sayfalarında ayrıntılarıyla meraklılarını bekliyor.

Şimdi mesela haham demiştik. Evet. Süleyman Kocabaş, "Dönmeler ve Dönmelik" sayfa 33-47'ye baktığınızda Şemsi Efendi'nin nasıl —yani tırnak içinde— Yahudilik içerisinde son derece de güçlü, otorite sayılacak bir haham, bir Yahudi din alimi olduğunu göreceksiniz. E buradan hemen onun okuluna atlayabiliriz. Yani böyle birisinin açıp işlettiği okul, özü temel niteliği itibarıyla nasıl olacak? İşte bizim resmi tarihlerde yoğun olarak zikredildiği gibi çok modern bir ilkokul mu? Yoksa Mark David Baer, "Selanikli Dönmeler" sayfa 69 aynen ifade: "Şemsi Efendi mektebinin dini bir okul olmadığı varsayılırdı. Oysa ki öyleydi." Yani Şemsi Efendi gibi ve onun seviyesinde bir Yahudi Sabatayist din adamı tarafından açılıp işletilen bir okulda dini bir boyut bulunmaması, o okulun dini bir niteliğinin olmaması, tamamen laik ya da hangi tabiri kabul ederseniz —seküler, doğru olan sekülerdir— nitelikli bir okul olması bizim resmi tarihlerin ısrarla ileri sürdüğü gibi beklemek arkadaşlar esasen takdir edersiniz ki eşyanın tabiatına zıt. Şununla karşılaştırabiliriz: Mesela diyelim ki İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri bir okul açmış aynı zamanda, ama onun okulunda onun dini ve ilmi kişiliğinin hiç yansımadığını tahayyül edebilir misiniz? İmam Gazali'nin bir okul açtığını fakat bu okulun dinle diyanetle hiç alakası olmayan seküler nitelikli bir okul olduğunu tahayyül edebilir misiniz? Tabii ki hayır. Eşyanın tabiatına zıt. Mevlana'nın dediği gibi, testinin içinde ne varsa dışına onu sızdıracak ister istemez. Şemsi Efendi gibi çok üst düzey —yani Kabala tarihinde yer almayı hak edecek ölçüde— bir Kabalist, bir Kabala uzmanı olacaksın, aynı zamanda açtığın okulda bu niteliğin, bu kimliğin hiç yansımayacak. Yani buna inanmanız için arkadaşlar ulusalcı olmanız gerekiyor.

Şimdi evet dedik, yani üç tane temel kitap var. Bunlardan bir tanesi de bizzat bir Sabatayist tarafından; bu halihazırda hayatta, bizim aramızda yaşıyor, Ilgaz Zorlu. Evet. "Ben Selanikliyim". Kitabın ismi zaten bu anlamdaki deklarasyonun özünü oluşturmuş. "Ben Selanikliyim" isimli bu klasik önemli eserin 19. sayfasından şimdi konumuzla alakalı olan kısımları okuyalım: "Şemsi Efendi'nin diğer bir özelliği ise yaşadığı dönemin en büyük Sabataycı Kabalistlerinden biri olmasıydı. Amacı 1800'lerde yaşayan Osman Baba olayından sonra bu da işte o dönemde yaşamış bir diğer Sabatayist ve Kabala uzmanı ayrılan Karakaşlar grubuyla kendi grubunu birleştirmekti." Şimdi Şemsi Efendi'nin gerçek tarihi kimliği konusunda bir adım daha ileriye gidiyoruz. Selanik'teki bu Sabatayist topluluk arkadaşlar Kapancılar ve Karakaşlar isimleriyle iki gruba ayrılmış ve yani —hani düşman kardeşler demek, kanlı bıçaklılar demek belki fazla olur ama— yani araları böyle limon renk iki grup. Şemsi Efendi'nin kendi hayatını vakfettiği ideallerinden bir tanesi de bu ihtilafı ortadan kaldırıp Kapancı ve Karakaş zıtlaşmasını diyelim bitirmek. Bunları tek bir grup haline getirmek. "Karakaşlar grubuyla kendisi Kapancı, kendi grubunu birleştirmekti."

Sayfa 20: "Şemsi Efendi'nin burada yani işte o açmış olduğu okulda 'Akaid-i Diniye' öğretmeni olarak görev yapması da yani şimdi Osmanlı Eğitim Bakanlığı'nın müfredatının gereği bu ders bulunmak zorunda. Dini akait yani kelam, iman esasları öğretmeni olarak görev yapması da onun Sabataycı dini kuralları gençlere aktarma amacından kaynaklanmaktaydı." Yani şimdi görüntüde bunlar Müslüman ya; Osmanlı eğitim kurallarına göre bu okulda Akaid-i Diniye dersi bulunması gerekiyor. Tabii yani çok safsanız şu soruyu sormanız lazım: Hangi dinin akaidi? Yani normal şartlarda İslam akaidi değil. Ilgaz Zorlu gibi bir çağdaş Sabatayist’in ifadesiyle bir daha okuyayım: "Bu dersin öğretmenliğini Şemsi Efendi doğrudan üstüne almış ki tabii başka öğretmenler de var. Onun Sabataycı dini kuralları gençlere aktarma amacından kaynaklanmaktaydı." Yani resmiyette zannedildiği gibi arkadaşlar, Şemsi Efendi Akaid-i Diniye dersinde talebelere İslam dini akaidini öğretmiyor da Sabatayist akaidini öğretiyor. E gelen talebeler de öyle çünkü. Yani şimdi ona konunun akışı içerisinde ayrıca geleceğim. Şemsi Efendi okulunda iddialar odur ki —diyelim yani iyi saatte olsunlara karşı— Sabatayist olmayan bir öğrenci tespit edilebilmiş değil deniliyor birçok çevrenin iddialarına göre. Bunları az sonra kaynaklarıyla kısaca paylaşacağım. Yani asıl konumuz o olmadığı için ayrıntısına girmeyeceğim. Bütün örnekleri paylaşmayacağım. Sembolik fikir verecek kadar şunu da ilave edelim.

Sayfa 21'den: "Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk öğretmeni olan ve onun Nutuk’unda da adı geçen Şemsi Efendi —yani Atatürk'ün öğretmenine karşı işte Nutuk'ta da bahsedecek kadar ömrünün sonuna kadar devam etmiş çok ciddi bir saygısı, bağlılığı vardır— Şemsi Efendi devrinin yalnız büyük bir eğitimcisi değil, aynı zamanda siyasi yönleri de olan bir Kabalist idi. Hayatının büyük bir bölümünü Zohar'ı tetkik ederek —temel Yahudi kitaplarından biri— geçiren bu kişi Karakaş ve Kapancı gruplarını birleştirerek Sabataycı cemaatin yaşamasını amaçlıyordu." Evet, yorum yapmıyoruz arkadaşlar. Çok istiyorsanız kendi yorumunuzu kendiniz yaparsınız.

Sonra Mehmet Şevket Eygi merhumun "Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar" isimli kitabının 167. sayfasından şimdi bir paylaşımda bulunayım. Bu esas itibarıyla arkadaşlar bakıyorum Milli Gazete'de yayınlanmış fıkralarından biri. 16 Nisan 1999 tarihli Milli Gazete'de yayınlanmış. Sonra bunları derleyip kitap haline getirmiş. Diyor ki: "Şemsi Efendi aslında Selanik'te kendi adıyla anılan ilk özel okulu kurmuştu ama onun amaçları çok daha başkaydı. O giderek dini duygularını kaybetmeye başlayan Sabataycıların ancak eğitim yoluyla kurtarılabileceklerine inanıyordu. Sabataycılık tamamen Kabalistik bir hareket olmakla beraber başlangıcından 19. yüzyıla kadar geçen süre zarfında gündelik yaşamdaki anlamını yitirmeye başlamıştı. Çünkü Sabataycılar Kabala’dan ve Yahudi dini uygulamalarından, o dönemde ortaya çıkan ve Batı'da da yaygınlaşan bazı din karşıtı akımların da etkisiyle uzaklaşmaya başlamışlardı." Şemsi Efendi de dinlerinden uzaklaşmaya, bu anlamda Batılılaşmaya, pozitivistleşmeye, ateistleşmeye, modernleşmeye başlamış olan Kabalacıların Kabalaizm, Sabataizm dininde, mezhebinde kalabilmeleri davasına kendini adamış birisi. Yani haşa benzetmek gibi olmasın. Şimdi toplumun geniş kesimlerinde arkadaşlar Müslümanlar için günümüzde de buna benzer bir dejenerasyon söz konusu mudur ne yazık ki? Evet. Farz edin ki bir Müslüman alim hoca kendisini mesela ön planda gençler olmak üzere işte bu dinden uzaklaşma, dinsizleşme, Batılılaşma, sekülerleşme çürümesine, yozlaşmasına karşı Müslüman toplumun ve onların özellikle gençlerinin mücadeleye adamış. O gençlerin İslam içerisinde kalmaları, şuurlu takva sahibi birer Müslüman olmaları davasına farz edelim ki kendisini adamış. Tabii böylesini öper başımıza koyarız hidayet önderimiz, alimimiz diye. Ha işte bu anlamda Şemsi Efendi tam olarak aynı işleve ama Yahudilik içerisinde, Yahudiliğin de o ezoterik gizli kolu Sabataycılık içerisinde sahip. Kendi kendisine öyle bir davayı adamış. Evet. Buna da yorum yapmıyoruz arkadaşlar.

Şemsi Efendi hakkında başka ne var elimizde dediğimiz vakit? Mesela demin dedim ya üç tane mutlaka okunması gereken kitaptır. Bunlardan biri Cengiz Şişman. Akademisyen, profesyonel tarihçidir yanlış hatırlamıyorsam. Kanada'da bir üniversitede tarih profesörü ama Türk kendisi. İsminden de göreceğiniz gibi onun "Suskunluğun Yükü" isimli çok önemli, çok değerli çalışmasının 277. sayfasından arkadaşlar konumuzla ilgili olan kısmını aktarıyorum, Şemsi Efendi'nin bu asıl niteliği: "Reformcu bir dönme lideri olan Şemsi Efendi'nin hayali, dönme cemaatlerini birleştirmek; Karakaş, Kapancı ve bütün mezhepler için tek büyük bir okul kurmaktı. Yahudi mezhepleri için. Ancak mezhepler arasındaki geleneksel sınırlar zayıflasa da Şemsi Efendi'nin bu projesini gerçekleştirmesine imkan vermeyecek kadar güçlüydü. Aksine her cemaat —Avrupa'da yaşamış ya da eğitim görmüş veya Osmanlı İmparatorluğu'nda yabancılar ya da misyonerler tarafından açılan okullara gitmiş— kendi öncüleriyle kendi özel okulunu kurdu. Örneğin Fevziye Mektebi'nin kurucusu olan Mısırlızade Abdullah Zeki Efendi eğitimini Fransa'da almıştı. Bugün aynı isimle İstanbul'da devam etmektedir; hem üniversite hem orta düzey olarak. Evet, bunların da kökeni arkadaşlar ve halihazırda gizleseler de nitelikleri gene Sabataycılıktır, dönmeliktir. Evet. Şemsi Efendi'nin ölümünden sonra hem Terakki hem de Fevziye Mektebi onun kurucusu olduğunu iddia etti. Çünkü çok itibarlı birisi. Yani düşünün ki Atatürk'ün hocası adam. Herkes o gündür ve bugündür halihazırda havada kapıyor. Yani herkes derken Müslümanları tenzih ediyorum, öteki cenah. Söz konusu reform döneminde Kapancı olan Şemsi Efendi'nin kendi mezhebine kırıldığı ve Karakaşlarla yakınlaştığı görülmektedir. 1891'de okulunu kapattıktan sonra 1911'e kadar Fevziye Mektebi'nde din öğretmeni olarak çalışmış —az önce bununla ilgili bir alıntı okumuştuk— ve arkasından da İstanbul'a taşınmıştır. 1917'de öldüğünde Bülbülderesi Mezarlığı'nda —yani Üsküdar meydandan Fıstıkağacı’ndan yukarıya doğru çıkarken sağ tarafta ağaçlıklı bir alan görmemeniz mümkün değil— Bülbülderesi Mezarlığı. İstanbul'daki bilinen meşhur Sabatayist mezarlığı. Onlar bugün için bile kendi ölülerini başka yere gömmüyorlar. Gerçek Müslüman ölüsünü de o mezarlığa kabul etmiyorlar tahmin edeceğiniz üzere arkadaşlar. Şemsi Efendi'nin mezarı da halihazırda —yani meraklıları gidip bizzat mezar taşının fotoğrafını da çekebilir, ziyaret de edebilir— Bülbülderesi Mezarlığı'nda. 1917'de öldüğünde Bülbülderesi Mezarlığı'nda Kapancı bölümünün hemen karşısında bir yere, Karakaş bölümüne gömülmüştür. Muhtemelen kendi talebiyle seçtiği bu yeri onun dönme grupları birleştirme arzusu olarak yorumlamak mümkündür." Bu kadar idealist biri aynı zamanda Şemsi Efendi. Hani Müslüman olsaydı ya da Allah korusun biz Yahudi Sabatayist olsaydık böyle dört elle sarılacağımız, öpüp başımıza koyacağımız birisiydi. İdealist çünkü; yani bir Sabatayist olarak, bir Yahudi olarak baktığınız vakit kendi davasına son derece ve idealist şekilde bağlı bir insan. E takdir edilmeyi hak ediyor tabii bu yönüyle.

Şimdi arkadaşlar meşhur Ilgaz Zorlu'nun "Toplumsal Tarih" dergisinin Aralık 1994 tarihinde 12. sayısında "Sabataycılar Hakkında Yazılmış İki Osmanlıca Risale" başlıklı makalesinden okuyorum: "Burada belirtilmesi gereken bir nokta var. Atatürk'ün ilk öğretmeni olan, Nutuk'ta yer alan ve kendi üzerinde de önemli etkileri olan Şemsi Efendi, aslında Sabataycı cemaatin ileri gelen din adamlarından biriydi ve politik fonksiyonları da olmuştu." Devam. Şimdi burada Şemsi Efendi'den bir parça dışarı çıkacağım. Genel olarak Sabataycılarla ilgili arkadaşlar halk arasında en popüler bilgi ya da iddia nedir? Mum söndü ayinleri. Şimdi bu —yani ne demek istediğimi anladınız, ben edep mülahazasıyla daha açık konuşmuyorum— işte ensest falan yani. Şimdi Ilgaz Zorlu gibi bir Sabataycının şu paragrafı yazmış olması son derece manidar. Çünkü demin üst üste aynı nitelikte iki alıntı okudum; bir tanesi Mehmet Şevket Eygi merhuma aitti, biri Ilgaz Zorlu'ya aitti. Özellikle öyle yaptım. Çünkü Ilgaz Zorlu'ya ait olanı okumamış, sadece Mehmet Şevket Eygi'ye ait olanı okumuş olsaydım bazıları diyeceklerdi ki: "Zaten bu gerici yobaz işte çağdaşlık, cumhuriyet, Atatürk düşmanı falan, iftira ediyor, yalan söylüyor." Ama bu aynı gerekçelerin, bahanelerin hiçbirini herhalde Ilgaz Zorlu hakkında da söyleyemezsiniz. Ya en başta Müslüman değil adam. Şimdi bu kimliğiyle bir Sabatayist olarak bu mum söndü konusuyla ilgili bakın aynı makalenin iki paragraf altında ne yazmış: "Mum söndü olarak adlandırılan ve çeşitli kültürlerde kutlanan 21 Mart'ı 22 Mart'a bağlayan gecede —yani Nevruz gecesinde— Sabataycıların grup seksin de uygulandığı bir ritüele katıldıkları konusu genellikle çok fazlasıyla üzerine düşülen bir meseledir. Doğru. Bu konuyu daha sonra etraflıca başka bir makalede incelemek amacıyla burada ele almıyoruz. Ancak şurası bir gerçektir ki Sabataycı dua kitaplarının özellikle bugün İsrail'de bulunan nüshalarında serbest seksin tanığa, Yahudiliğin temel metinlerinden biri dayandırılan ayetlerle desteklendiği bilinmektedir." Evet. Bir Sabataycı olarak bu ifadeleri kullanmış olması siz de takdir edersiniz fevkalade ilginç.

Biz Amerikalı tarihçi Mark David Baer'in "Selanikli Dönmeleri"ne geri dönecek olursak sayfa 71, 72, 73'te ayrıntılarını göreceğiniz ama aynen alıntı sayfa 71'den şu cümleyi sadece paylaşayım: "Dönmelerin uzun soluklu eğitim çabaları Şemsi Efendi ile başlamıştır." Aynı kitap arkadaşlar sayfa 147; şu ana kadar konuştuğumuz Şemsi Efendi karakterinin tamamen dışında hiç çağrışım yapmayacak, akla getirmeyecek ama Sabataycı, mabetaycı sonuçta sivrilmiş, önde gelen bir Yahudi olduğunu düşündüğünüz takdirde son derece yerine oturacak bir detay vermiş. Baer sayfa 147'de demiş ki: "Şemsi Efendi aynı zamanda Selanik'te bir emlak zenginiydi." Yani bir adım daha ileri gittik. Neymiş arkadaşlar? Şemsi Efendi sadece idealist bir Kabalist, bir Yahudi alim, eğitimci değil; aynı zamanda —yani Yahudi olduğunu düşündüğünüzde oturuyor tabii bu özellik— fevkalade zengin, emlak zengini. Bunu bir motif olarak Şemsi Efendi kimliğine ait bir motif olarak zikrettik.

Geçiyoruz. Şimdi mesela Cengiz Şişman'ın "Suskunluğun Yükü" kitabının 282. sayfasındaki şu iddiası çok tartışmaya açık: "Selanik dönme okullarına diyor sadece dönmeler gidiyor." Yani işaretlememiştim ama hadi okuyayım sayfa 282'den arkadaşlar. Şöyle diyor, tam ifadesi: "Selanik'teki okullar neredeyse tamamıyla dönme çocuklarına hizmet etmektedir. Ancak başka kentlerde açılan diğer dönme okulları herkese açık olmuştur. Yani bugün mesela İstanbul'daki Terakki, Fevziye okulları öyle. Karakaş Fevziye Mektebi'nin kurucusu Mustafa Tevfik'in mezar taşındaki kitabede hayatını kendi halkının iyiliği ve refahına adadığı yazılıdır. Aynı şekilde Bülbülderesi'nde bulunan Mehmet Kapancı'nın mezar taşında kendisini hayra adadı, vatanının okullarına ve çocuklarına hizmet ve yardım etti yazısı bulunmaktadır. Bu kitabeler okulların öncelikle dönme mezheplerinin saadeti için kurulduğunu işaret etmektedir. Her ne kadar amaç ister istemez her zaman fiiliyatla aynı olmasa da 1907 tarihli bir Osmanlı belgesine göre o tarihten sonra Yahudi öğrenciler de okullara kabul edilmiştir." Yani Sabatayist olmayan Ortodoks Yahudi öğrenciler diyor Selanik'teki dönme okullarına 1907 senesi sonrasında kabul edildi. Şimdi bu ifadeden arkadaşlar otomatikman şu anlamı çıkartabilir miyiz diye ben ortaya bir soru bırakayım: Kendi mezheplerinden olmayan diğer Yahudiler bile 1907'den sonra ancak okullara öğrenci olarak kabul ediliyor ise Müslümanlar nerede kaldı? Cevabını bilen varsa söylesin. Evet arkadaşlar.

Peki, Şemsi Efendi'nin geniş ölçekte yetiştirdiği, buralardan feyz almış, yetişmiş; zihin dünyaları, ideolojileri, felsefeleri, hayata bakışları bu okullarda şekillenmiş olan insanların ne gibi marifetleri oldu? Kısa kısa geçelim. Süleyman Kocabaş, "Dönmeler ve Dönmelik", sayfa 44: "Osmanlı'da sosyalist hareketin başlatıcısı Sabatayistler oldu." Tabii sahip olduğunuz siyasi ideoloji anlayışa göre bunu büyük bir artı olarak da kabul edebilirsiniz. Yani solcuysanız, sosyalistseniz falan dersiniz ki: "Yani yaşasın dönmeler. İşte bak bizim bu toplum Türk-Osmanlı toplumu içerisindeki başlangıcını bunlar yapmış." Ve biz Müslümanlar olarak bunun tam tersini düşünürüz. Mesela Haluk Hepkon, "Komplo Teorileri Tarihi". Bu tam olarak arkadaşlar Batıcı bir isim. İslam karşıtı olduğu anlaşılan bir isim kitabından. Yani komplo teorileri yalandır, dünyada her şey göründüğü gibidir, bunun ötesi berisi yoktur diyen ki bu temelde bir masonik iddia olduğu için ben Haluk Hepkon'un gerçekte ne olduğu, açık, derin ne gibi bağlantılara sahip olduğunu merak ederim. Şimdi böyle bir isim kitabının 191. sayfasında demiş ki: "1880'li yıllarda Sabatayistler Osmanlı toplumunda aydınlanmacı modernizmin şampiyonluğunu yapıyor." Bunu İslam karşıtlığı olarak da okuyabilirsiniz çünkü aynı şeydi. Yani aynı tarihlerde Osmanlı toplumunda özellikle elitler arasında başlamış olan İslam karşıtlığının şimdi şu İslam karşıtlığı dediğiniz reaksiyoner bir tanımlamadır. Yani hiçbir zaman için o kişinin ya da o topluluğun gerçek niteliğini tanımlayamaz. Onun aksiyoner nitelikli olması lazımdır. Yani bir adama senin siyasi görüşün nedir diye sorduğunuzda "Ben antikomünistim" diye cevap veremez, demelidir ki mesela: "Ben faşistim, mesela ben liberalim, mesela ben sosyal demokratım. Temel niteliğim bu. Reaksiyoner anlamdaki bir diğer alt niteliğim de antikomünist oluşum." Aynen onun gibi. Peki yani bu adamların İslam düşmanlığı, reaksiyoner niteliği, bunu besleyen temel nitelik ne? İşte burada söylediğimiz şey aydınlanmacı modernizm. Günümüzde de olduğu gibi. Ziya Paşa'nın aynı yıllarda meşhur beytinde söylediği söz: "İslam imiş devlete pabend-i terakki —ayak bağı— evvelce yo idi işbu rivayet yeni çıktı" diyor. Yani ona bu beyti kaleme aldırtacak bir durum tespit ediyor, görüyor. İslam imiş devlete ayak bağı. Evvelce yok idi, işbu rivayet yeni çıktı. Kimlerin ağzında çıktı bu rivayet? "İslam ilerlemeye engeldir." İşte meşhur Renan Müdafaanamesi, Namık Kemallerin falan aynı yıllarda Ernest Renan'ın Sorbonne konferansı. Osmanlı toplumunda topraklarında içeriden olarak bu işin goygoyculuğunu, propagandistliğini yapanlar kimler? Sabatayist ya da değil, aydınlanmacı modernistler. Ama bunların içerisinde ana kütle, başlatıcı Sabatayistler demiştik ya. Yani birazcık Yahudi kimliklerinin de etkisiyle işte kendilerini 16. yüzyıl başlarında, 15. yüzyıl sonlarında İspanya'da toplu kıyımla yeryüzünden kaldırılmaktan kurtarmış olan Osmanlı İslam Devleti'ne, İslam ümmetine karşı onlar da vefa borçlarını böyle ödüyorlardı. Onların torunları...

Yani şimdi Ilgaz Zorlu'nun "Evet, Ben Selanikliyim" kitabının 58. sayfasından bunların gene büyük ölçüde hala gizli kalmış önemli bir boyutuna atlıyorum. Aynen ifade: "Selanik'te o dönemde, 20. yüzyıl başı, mason locaları ve tarikatlarda etkili olan Türk ve Müslüman kimlikli aydınların pek çoğu Sabataycıdır" diyor. Yani dışarıya karşı görüntü evet. İşte Sabataycılığın söyledik zaten temel niteliği belirleyeni o; dışarıya karşı "Ben Müslüman’ım" iddiasında bulunmak, gerçekten kendine has bir Yahudi inancına, kültürüne sahip olmak ve mecburi sebeplerden dışarıya kendisini Müslüman gösterdiği için de aynı zamanda derin bir İslam nefretine sahip olmak. Ilgaz Zorlu'nun ifadesi arkadaşlar, itirafı. Bu tipler yani nerede yoğunlaşmış? Bazı tarikatlarda ve mason localarında Selanik'te. Selanik’i merkez kabul edip Rumeli'ye de teşmil edebilirsiniz bunu. Yani olay bütünüyle Selanik şehir merkeziyle sınırlı değil. Buralarda başı çekenler, beyin takımını oluşturanlar çok büyük ölçüde Sabatayistlerdi.

Osman Selim Kocaoğlu, "İzmir Suikastı ve İttihatçılar Davası" 2. cilt, sayfa 33: "Abdülhamit düşmanlığının entelektüel anlamda —yani kitapları itibarıyla— başlatıcısı kabul edebileceğimiz Süleyman Kani İrtem dönmedir. Fevziye Mekteplerinin kurucusudur. Aynı zamanda entelektüel düzeyde II. Abdülhamit Han düşmanlığının tarihi başlatıcısıdır." Hani tam beşi bir yerde dedirtecek bir durum; tam oturuyor. Şu üç özelliğe baktığınız vakit başka türlüsü olamazdı zaten.

Şimdi arkadaşlar yani işte bu bahsini ettiğimiz Şemsi Efendi dediğim gibi tarihe Atatürk'ün hocası olmak itibarıyla geçmiştir; öyle ün kazanmıştır büyük ölçüde. Hani öyle bir yönü olmasaydı şu an Şemsi Efendi şu anki tanınırlığının belki %1’ine sahip olacaktı. İşte örnek mesela Süleyman Kani İrtem; belki tam Şemsi Efendi kadar olmasa bile ama bu da dönemin, aynı dönemin Sabatayist cemaatinin önde gelenlerinden. E bu da eğitimci. Bu da halen İstanbul'da son derece böyle alayiş ile son derece toplumun İslam'a uzak elit kesimleri üzerinde itibarlı bir eğitim kurumları silsilesinin, Fevziye Mekteplerinin kurucusu. Yani gördüğünüz gibi Şemsi Efendi ile tam olarak oturan birden fazla özelliği var. Şemsi Efendi'yi kim tanıyor şu an Türkiye'de? Aşağı yukarı herkes; yani hakkında az da olsa bir bilgi sahibi, bir kulak kırıklığı var. Süleyman Kani İrtem ismini kim tanıyor? Kendinize sorun bu soruyu. Şu an beni takip etmekte olan kardeşlerimizin içerisinde "Evet, ben bu ismi tanıyorum ve yani bu kısa da olsa ansiklopedik özelliğiyle tanıyorum" diyen kaç kişi var? Zannederim %10 çıkmaz. Şemsi Efendi de öyle olurdu ama öyle değil. Türkiye'nin şu an kedisinin köpeğinin bile tanıdığı son derece meşhur toplumsal bir figür. Niçin? Çünkü Atatürk'ün öğretmeni. E dolayısıyla meselenin bu boyutuna da böyle hani sembolik bir iki örnekle, sadece iki örnekle temas etmeden geçersek arkadaşlar affedilmez bir eksiklik bırakmış oluruz. Tabii yorum yapmayacağız buradan yola çıkarak. Çok meraklıysanız siz kendi yorumunuzu kendiniz yapacaksınız.

Evet, rahmetli Mehmet Şevket Eygi, tarihini söyleyeyim 19 Kasım 1997 tarihli Milli Gazete'deki köşe yazısında konumuzla ilgili şunları yazmış: "Araştırmacı Ilgaz Zorlu Bey, 'Toplumsal Tarih' dergisinin 1. sayısında —ben az önce 12. sayısından alıntı yaptım— 1. sayısında yer alan 'Atatürk'ün İlk Öğretmeni Şemsi Efendi Hakkında Bilinmeyen Birkaç Nokta' başlıklı yazısında bu zatın o zamanın büyük bir Sabataycı Kabalisti olduğunu beyan etmektedir. Zikrettik. Şemsi Efendi Osmanlılara ve Müslümanlara kendini Müslüman biri olarak tanıtırken el altından gizlice Sabatay dininin yayılması, Sabataycıların bilgilenmesi, güçlenmesi, üstün hale gelmesi için çalışıyordu. Kurduğu okulun Akaid-i Diniye hocalığını üzerine almıştı. Bunun üstünde durduk. Bu derslerde dönme öğrencilerine zahiren nasıl Müslüman görüneceklerini, gerçekte Yahudiliğin Sabatay Sevi mezhebine nasıl bağlı kalacaklarını öğretmiş olsa gerektir. Meşhur Sabataycı gazeteci Ahmet Emin Yalman 1922'de Vatan Gazetesi'ne yazdığı 'Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi' adlı yazı serisinde Sabatayistlerin Karakaşlar grubunda meydana gelen ilerlemenin Şemsi Efendi'nin açtığı Fevziye Mektebi sayesinde olduğunu iddia ederek: 'İki asırlık fakr-u cehaleti 5-10 senelik bir uyanma ile silip süpürdü. Bir zamanlar memleketin en mükemmel terbiye müessesesi olan Fevzi Sıbyan ve Fevziye'nin bu uyanmanın ortaya çıkmasında çok büyük bir etkisi olmuştur.' cümlelerini yazmıştır. Atatürk'ün ilk hocası Şemsi Efendi bütün gayretiyle Sabatay Sevi'nin dinine bağlı olan Selanik dönmelerinin ilerlemesi ve güçlenmesi için çalışmıştır. Balkan Harbi'nden sonra Türkiye'ye gelen bu zat 1917'de ölmüş ve dönmelerin Üsküdar Bülbülderesi'ndeki özel kabristanlarına gömülmüştür. Ölümünden 6 yıl sonra öğrencisi olan Mustafa Kemal Paşa yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet başkanı olacaktır."

Ve arkadaşlar Hristos Hristodulu, "Mustafa Kemal ve Selanik Yaşamı" sayfa 85'ten okuyorum yorumsuz: "Babasının desteğiyle disiplini ve Batılı tarzdaki eğitimiyle ünlenmiş olan modern bir özel okula yazılır çocukluğunda yani Kemal Paşa; meşhur dönme eğitimci Şemsi Efendi'nin okulu olan Terakki Mektebi'ne. Kız öğrencileri de kabul eden her şeyiyle Avrupalı bir okuldur burası. Okulda Eden ailesinin torunu Selanikli dönme bir bayan öğretmen de ders vermektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun belki de ilk kadın öğretmeni ve kamuya açık yerlerde sigara içen tek kadın odur. Az önce dedik ya aydınlanmacı modernizm. Bak şekil bir şununla noktayı koyayım. Dönmeler ya da meaminler aynı manaya geliyor yani kendilerine öyle isim veriyor. Dönmeler, Hareket Ordusu'nun ve mason localarının temel gücünü oluşturuyorlardı. Dolayısıyla işte II. Abdülhamit Han'ın tahttan indirilmesinde fiili olarak asıl aksiyonu üstlenmiş olan Hareket Ordusu da buradaki ifadeye göre tamamen bir dönme komutası altındaydı. Bir dönme eseriydi."

Dedik arkadaşlar, noktayı koyduk. Önümüzdeki program Allah izin verirse 8 Şubat Pazar akşamı saat 22'de Tarih Metodolojisi aylık sırada "İdeal Tarihçi Kimdir?" diyoruz. Alt başlık "Tarih Verilerinin Seçimi" diyoruz. Yani tarihi veri, tarih verileri, tarih bilgileri tarihçiler tarafından hangi kurallara göre seçilir, hangi kurallara göre değerlendirilir ve tabiri caizse puanlanır? O vakte kadar ebeden ve daima sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum.