İSLAM DÜŞMANI+HALK DÜŞMANI=BEYAZ TÜRK

 Bismillahirrahmanirrahim. Allah'a hamd, Allah'ın Resulüne salat ve selam olsun arkadaşlar. Sizlere de hayırlı geceler. Bu gece niyetimiz Kemal Paşa-Latife Hanım ayrılığı üzerine konuşmaktı ama gündem öne geçti. Ayrılığı önümüzdeki hafta perşembeye inşallah bıraktık. Onun yerine şimdi öne geçmiş olan gündemle, hepinizin son derece bildiği canlı, heyecanlı bir mevzudan yola çıkıyoruz: 168 Beyaz Türk imzalı meşhur laiklik bildirisi. İşin bu kısmını biliyorsunuz; geçtiğimiz günlerde 168 tane imza taşıyan bir bildiri yayınladılar. Ama baktım ben isimlere arkadaşlar; yani bunların içinde ortalama bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tarafından tanınabilecek, yani maruf ismiyle kamuya mal olmuş ünlü diyebileceklerinizin toplamı 20 tane çıkar mı emin değilim. Kalanlar sarı çizmeli Mehmet Ağa. İşte öyle böyle anca 168'i bulmuşlar.

Bir laiklik bildirisi yayınladılar. Bu bildiride ne dediler? Milli Eğitim Bakanlığı'nın isteğe bağlı olarak okullarda başlatacağı Ramazan etkinliklerinin irticai bir faaliyet olduğu, işte Türkiye'yi Orta Çağ karanlığına götüreceği, o yüzden buna karşı oldukları falan filan. Bunlar zaten hepinizin çok iyi bildiği, 100 senedir hatta rejimin diliyle seslendirilen martavallar. Ama şimdi, programın en sonunda esasen değerlendirmeyi düşündüğüm bu güzel gelişmeleri de tetikledi. Yani en başta şunu zikretmek lazım: Üç üst düzey ağız bunlara tam da anlayacakları ve hak ettikleri dilden cevap verdi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin. Yani bundan önce on yıllara yayılmış olan o gene çok iyi bildiğiniz Müslüman ezikliği, bu olayda Allah'a çok şükür kendisini tekrar etmedi. Onun yerine hakikaten dik bir duruşla cevap verdiler. Bu verilen cevaplar içerisinde bence birinci sıraya Devlet Bahçeli'ninkini koymak lazım. Çünkü bildiğiniz gibi, "Bu 168 kişinin hepsini toplasan zaten bir tane insan etmez," dedi. Ben de helal olsun dedim, demeye devam ediyorum.

Şimdi buradan yola çıktığımız vakit arkadaşlar, yani halk arasında yaygın ismi Beyaz Türk. Aslında ben bunun çok isabetli bir isimlendirme olduğu kanaatinde değilim çünkü içeriğine dair otomatikman bir anlam çağrıştırmıyor. Onun yerine ben şahsen, özellikle yazı faaliyetlerimde ya da bilimsel niteliği daha yüksek olan programlarda "batıcı seçkin" demeyi tercih ederim yahut "Batı devşirmesi" de denilebilir. Çünkü bu iki tabirin o mahut kitleyi ifade etmekte tanımlama gücü ve yeteneği çok daha güçlüdür. Beyaz Türk ifadesi onlara göre çok daha soyut ve biraz anlamı boş kalmaktadır. Ama gene de programın başlığına Beyaz Türk koymamın sebebi, bunun bu tipleri tarif etmek için en yaygın kullanılan niteleme olmasından ötürüydü.

Programın başlığında eminim dikkatinizi çekmiştir, aslında bir formül ifade ettik. İşte "İslam düşmanı artı halk düşmanı" dediğinizde, eşittiri çektiğinizde bu Beyaz Türk ortaya çıkıyor. Yani bu Beyaz Türklerin, aşağı yukarı Tanzimat'tan bu tarafa 200 seneye yaklaşan bir süre içerisinde iki temel belirleyici nitelikleri olmuştur ve halihazırda da öyledir. Bir; bunlar Allah düşmanıdır. Dikkat edin, din düşmanı demiyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı'nın da çok haklı olarak vurguladığı gibi; işte Cadılar Bayramı, Noel ağaç süslemesi falan olduğunda, ama okullarda ama başka yerlerde, bunların bugüne kadar bir kelimeyle itiraz ettiklerini duymadık. Halbuki onlar da kökeni dini olan ritüellerdir ama din Hristiyanlıktır. Yani bunlarda mesela bir Hristiyanlık düşmanlığı yoktur; bir Yahudilik düşmanlığı hiç mi hiç yoktur çünkü çoğunun açık ya da gizli patronu, kasası zaten bir şekilde siyonisttir. Bunların düşmanlığı genel ve soyut olarak dine karşı değil, esas itibarıyla arkadaşlar İslam'a karşıdır.

O arada ben hemen moderatör arkadaşımı ikaz edeyim; bir zahmet bu izleyici yorumlarını kapatsın, zannediyorum bir dalgınlık oldu. Yan taraftaki sütunu sadece bir duyuruyla ilgili, benim sizlere yapmayı düşündüğüm bir duyuruyla ilgili olarak açık tutuyoruz. Diğerleri yazıldığında beni meşgul ediyor, gerek de yok. Evet, belirleyici nitelik arkadaşlar, bunların İslam düşmanı olması. Zaten böyle olunca mecburen esasen başka bir imkan kalmıyor ortada; bir de kendi halklarının, kendi ülkelerinin düşmanı olmaları. Şimdi hayalen karşımızda böyle bir Beyaz Türk tipi olduğunu varsaysak ikisine de şiddetli itiraz edecek. Bir diyecek ki: "Hayır, biz İslam da dahil hiçbir dinin düşmanı değiliz de işte o bildiğiniz 100 senelik terane arkadaşlar; dinin siyasi çıkarlara alet edilmesine, çarpıtılmasına karşıyız" falan. İkincisi diyecekler ki: "Hayır, biz halkımızı çok seviyoruz, ülkemizi çok seviyoruz" falan. Ama hayır, ben ısrar ediyorum; bunlar belirleyici nitelikleri. İslam düşmanlığı hem de gözü dönmüş fanatik İslam düşmanlığı olan ve aynı zamanda kendi ülkesine, kendi halkına, kendi kültürüne; kendi kelimesiyle ifade edebileceğimiz her şeye karşı içten gelen, adeta içgüdüsel ve sınırsız bir kin, bir nefret besleyen tiplerdir.

Şimdi benim son derece iddialı dile getirdiğim, yani bizim hepimizin, çoğumuzun bildiği ama bunların da en azından görüntü itibarıyla şiddetle reddettikleri bu ithamları tabii ki delillendirmek gerekir ki ispatlanmış olsun. Bu anlamda arkadaşlar tarihin bütününü ele alalım desek, dediğim gibi 200 seneye yakın bir süreç söz konusudur. Bu programın boyutunu çok aşar ama ben bir ikinciye uzatmayı düşünmüyorum. O bakımdan zaman sınırlamasını en son, en yeni olanla tutmaya karar verdim. Çünkü mesela diyelim tek parti döneminden bahsediyor olsak rahatlıkla o bildiğiniz CHP kaypaklığı karşımıza çıkabilir: "Evet, o zamanlar öyleydi, biraz daha yanlıştı ama şimdi artık öyle değil, değişti" falan. Hayır, değişmedi. O meşhur deyimde dendiği gibi: "Katranı ezsen de olmaz ki şeker, cinsi cinsine çeker." Bunlar bugün böyle iliklerine kadar Allah düşmanı ve halk düşmanı. 50 sene önce de öyleydiler, 100 sene önce de öyleydiler. Ama bu anlamda tabii ki herkes açısından belirleyici durum en son durumdur. Öyle olunca ben dedim ki; son 24 sene, yani evet 2002 tarihinden 2026 tarihine kadar olan süreç içerisinde bu Beyaz Türk dediğimiz mahlukatın ne denli İslam düşmanı ve aynı zamanda halk düşmanı olduğunu ispat etmeye yönelik hızlı bir ufuk turu huzurunuza getiriyorum.

Şubat 2002: TÜSİAD açıklama yapıyor; ABD'ye kesin destek, savaşsın diye, Irak'ı işgal etsin diye. 2002: İpekçilerden birinin, yani bu işte en meşhurları İsmail Cem İpekçi olan ünlü Selanikli Sabetayist familyaya dahil birinin ölüm ilanı Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmış. Aynen şu ifade geçiyor: "Toprağına yıldız yağsın." Hani daha yaygın "ışıklar içinde yat" falan derler ya, "nur içinde yat" demiş olmamak için. Çünkü nur İslami tınısı olan bir kelime. Evet, işte Beyaz Türk dediğinde arkadaşlar böyle oluyorsunuz; toprağına yıldız yağsın. Ulan o yıldızlar herifin toprağına yağarsa ne o kalır geriye ne dünya kalır. Yani yıldız ne demek? Siz hiç astronomi okudunuz mu falan diyebiliriz şimdi; yani bunların hak ettiği bir ciddiyet seviyesine inerek tabii. 2003: Yargıtay kadın sanığı başörtülü olduğu için mahkemeden attı. Yani bu örnek Türkiye'nin nerelerden nerelere geldiğini göstermesi açısından da son derece manidar. O arada ben gene moderatör arkadaşıma rica edeyim; beni duyuyorsa benim Gmail hesabımı yazalım yan tarafa çünkü programın sonunda yapacağım duyuru açısından ona ihtiyaç olacak.

2004: Abant Platformu. Bunu hatırlar mısınız bilmem? Her sene FETÖ tarafından organize edilen; işte FETÖ'nün kendisini Batı'ya, asıl patronlara ve onların Türkiye içindeki devşirmelerine, maşalarına, yani bu Beyaz Türklere kabul ettirmeye, sevdirmeye, onlardan aferin almaya matuf sözüm ona entelektüel bir rutin idi. Buraya katılmış olan Beyaz Türklerin... Moderatörümden ikaz geldi, tamam yazmış, teşekkür ediyorum. Evet, Beyaz Türklerin liberal kanadından Ahmet İnsel diyor ki: "İstanbul'un fethi kutlamaları artık yapılmasın." İtiraz ediyor, "Yani rahatsız ediyor beni," diyor. Haklı tabii. Gezi komplosu olaylarında hatırlayacaksınız ve sonrasındaki tarihlerde de özellikle Kadıköy merkezde olmak üzere bu tipler duvarlara ciddi ciddi "Zulüm 1453'te başladı" diye yazmış olan tiplerdir. E şimdi duvarlara slogan niyetine bunu yazan adam İstanbul'un fethi kutlamalarından her sene rahatsız olur mu, bunların bitirilmesini ister mi? Tabii. Yani bunların arka planı nedir? O tekrar söylüyorum, programın, sunumun en sonunda bahsini edeceğim Ömer Seyfettin'in bir hikayesi; isminde bir hikaye, bütün bu düşünce yapısının ve kişilik tipinin derin arka planını anlamamız için arkadaşlar bir altın anahtar değerindedir.

Mesela 2005: Emekli büyükelçi, CHP milletvekili. CHP hani 100 seneye yakın bir süreç sonra şeytanın ayağını kırsaydı o yıllarda da tek başına iktidar olsaydı, bu da Deniz Baykal'ın ekibinden CHP'nin dışişleri bakanı olacaktı. Onur Öymen diyor ki: "Tayyip Erdoğan bir baloda kadını dansa kaldırır mı?" İşte Beyaz Türk dediğiniz arkadaşlar böyle bir tip. Yani onun gelişmişlik ölçütü olarak anladığı şey; gideceksiniz yabancı bir kadını bir baloda dansa kaldıracaksınız, kucağınıza alıp dans edeceksiniz. Eee doğal olarak sizin hatunu da bir yabancı erkek dansa kaldıracak, siz de bunu böyle memnuniyetle, yağ yemiş kedi gibi sırıtarak, büyük bir zevk içerisinde seyredeceksiniz. Hatunu bir başkasının kucağına vermiş olmak suretiyle işte o zaman gelişmiş bir insansınız. Tayyip Erdoğan da tabii Kasımpaşa kültürü etkisiyle buna hak ettiği cevabı vermiş; demiş ki: "Bizimle türkü söyleyebilir misin?" İşte bizim gibi renksiz, normal, sıradan, basit Türklerle bunlar gibi Beyaz Türkler arasındaki farkı son derece veciz ifade eden bir karşılaştırma. Onların matah kabul ettiği, marifet kabul ettiği şey bir baloda bir kadını dansa kaldırmak. Diyor ki: "Yapamazsınız. Yapmayız. Bununla da iftihar ederiz. Bizim çünkü İslam'dan kaynaklanan bir ırs, haysiyet, namus ve şeref anlayışımız vardır, böyle şeylere engeldir." Ama cevap ver bakalım; yani bir monşer arkadaşlar bu. Onur Öymen dediğimiz sonuçta işte kariyeri Dışişleri'nde geçmiş, büyükelçiliğe kadar yükselmiş bir monşer. Bir monşeri arkadaşlar siz oturmuş bir yanık Anadolu türküsü, mesela bir Neşet Ertaş türküsü çığırırken böyle zevk alarak, kendini vererek, hakkını vererek hayalinizde canlandırabilir misiniz? Hayır. Bunlar ancak La Traviata'yı söyleyebilirler ya da Sevil Berberi'ni; opera yani Beyaz Türk.

Sonra 2005 senesinde, Antalya Film Festivali'nde onur ödülü meşhur Lawrence filmine, orada Lawrence'ı canlandıran, yani casus Lawrence Peter O'Toole'a verildi. Bu film arkadaşlar, 1960'ların başında vizyona girdiğinde Bakanlar Kurulu kararıyla yıllarca Türkiye'de oynatılması yasaklandı çünkü gözü dönmüş bir Türk düşmanlığı vardı. Hatta çok özür dilerim; orada başrol Lawrence'ın, Hacı Muhittin Çarıklı isminde bir Osmanlı subayı —sonraki yıllarda Atatürk'ün yakın ekibine dahil olacak— tarafından cinsi saldırıya uğradığı da filmde anlatılıyor. Hacı Muhittin Çarıklı sonraki yıllarda, yani daha hayattayken bunu şiddetle reddetti; işte bulunduğu, görev yaptığı yerleri, tarihleri falan ortaya koyarak böyle bir şeyin olmuş olmasının zaten madden imkansız olduğunu ifade etti. İnşallah da öyledir. Ama şimdi, yani bu sebepten Türkiye'de onlarca sene oynatılması yasaklanacak; akla hayale gelmedik en ağır iftiralarla Türklere, Osmanlı ordusuna, Türklüğe hakaretler düzecek; düzen Antalya Film Festivali'nden nasıl onur ödülü alır? Eğer o festivalin düzenleyicileri, ödül heyetinde bulunan şahıslar Beyaz Türkse tabii alır. Yani bunların tutup bir Nene Hatun filmine onur ödülü verecek halleri yoktu ya; adı üstünde işte Beyaz.

Evet, aynı sene 2005; Sina Akşin, bu Ankara Siyasal'ın hocalarından, siyasi tarih hocası, profesör. Talebelerinden benim dinlediğim derslerde derlerdi; Kur'an'dan bahsedilmesi gerektiğinde hep "o kara kitap" diye bahsederdi. Yani böyle İslam düşmanının en gözü dönmüş, en fanatik, en kudurganlarından bir tanesi. "Yakın Tarihimizi Sorgulamak" isminde bir kitap yayınlamış bu Akşin. Sayfa 246'da diyor ki: "Biz yeniden iktidar olacağız, yeniden halkevlerini açacağız, yeniden köy enstitülerini açacağız." Dikkat; "Otoyol ve havaalanı inşaatlarını durduracağız." Yani otoyollar, havaalanları neresini rahatsız ettiyse... "İmam hatip liselerini kapatacağız." Yani şimdi yeniden halkevlerini, köy enstitülerini açacağız kısmını anlarım. Ama Gezi komplosu olaylarından da hatırlayacaksınız; hükümete verdikleri ültimatomda, yani 3. köprünün, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün kapatılmasına, trafiğe kapatılmasına, inşaatının durdurulmasına varıncaya kadar Türkiye'nin ne kadar önemli bayındırlık, altyapı yatırımı varsa hepsinin yasaklanmasını, durdurulmasını, iptal edilmesini istiyorlardı. İşte bu da aynı şekilde; geriye doğru da öyleydiler. Yani 1987-88'de rahmetli Özal'ın ikinci köprüyü yapmasına şiddetle itiraz etmişlerdi. 60'ların sonu 70'lerin başında en yüksek seste de Ecevit'in sesi çıkacak; birinci köprüye de şiddetle itiraz etmişlerdi. Ama şimdi bu Beyaz Türk dediğimiz tiplere gidin bakın; her üç köprüyü de tepe tepe kullanırlar, bunda bir mahsur görmezler.

İğrençlik yani arkadaşlar. Senelerce bizi bizdenmiş gibi zannederek kandırmış olan gerçekte derin kripto Beyaz Türklerden biri Demiral, 2006 senesinde "Başörtülüler Arabistan'a gitsin" diyor; üniversitelere başörtülü gitme tartışmaları bağlamında. 2006: Cumhuriyet gazetesinin değişmez karikatüristi Turhan Selçuk, başörtülü bir kadın domuz karikatürü çiziyor. Yani çizdiği karikatürdeki canlının bedeni genel olarak domuz, kafası kadın kafası, kafasında da başörtüsü var. Evet. Şimdi şu, Mayıs 2007'de yayınlanmış bir Los Angeles Times gazetesinden, yani ABD'nin önde gelen gazetelerinden birinden aynen alındı. ABD'li falan ama arkadaşlar burada çok doğru konuşmuş, hedefi 12'den vurmuş. Türkçe çevirisini aynen okuyorum: "Atatürk'ten beri Türkiye; devlet işlerini İslami ilkelere göre yönetmek isteyenler ve Allah'ın isteğini kamusal alandan uzak tutmak isteyenler arasında ikiye bölünmüş durumda." Çok mükemmel bir tanımlama olmuş, çok doğru. Halihazırda da Türkiye'nin ana fay hattı budur. Bir tarafta Amerikalının ifadesiyle söyleyelim; devlet işlerini İslami ilkelere göre yönetmek isteyenler, yani biz elhamdülillah. Diğer taraftakiler kim? Allah'ın isteğini kamusal alandan uzak tutmak isteyenler. Yani şimdi kendi tabirimizle buna şerh düşelim; haşa ve kella, Allah'ı kendi mülkünde sürgün etmeye kalkışanlar. Kainatı Allah yarattı, dünyayı Allah yarattı, Türkiye'yi Allah yarattı, bu toprakların üstünde yaşayan 86 milyon 400 bin kişiyi Allah yarattı. Ama bu Beyaz Türkler diyorlar ki: "Allah bunların yaşayışına, yönetimine karışmasın." Emriniz olur! O yaratsın, sonra çekilsin; düzenleme, kural koyma, yönetme işini biz kendi kafamıza göre yapalım. Yapacaksınız.

Bir parantez daha açayım. Şimdi bunlar bugünlerde ve yıllardan beridir Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsına, Devlet Bahçeli'nin şahsına böyle uluya uluya, salya ata ata saldırıyorlar binlerce örneğiyle bildiğiniz gibi. Ama şunun farkında değiller: Çok uzun olmayan bir gelecekte arkadaşlar bunların hepsi bütün samimiyetleriyle gözyaşına boğulacaklar. Diyecekler ki: "Biz Tayyip Erdoğan'ın kıymetini bilememişiz, biz Devlet Bahçeli'nin kıymetini bilememişiz. Meğerse şeker, şerbet, ipek gibi, pamuk gibi yumuşak insanlarmış." Gelecek onlara onu söylettirecek; yaşayanlar görecek. Evet. 22 Temmuz 2007 genel seçimi sonrası, az önce bahsini ettiğimiz Onur Öymen'in —hatta hatırlıyorum, canlı yayında seçim gecesi CHP'nin yerle bir olduğu artık ilerleyen saatlerde ortaya çıktıktan sonra söylediği— seçim sonuçlarını değerlendirirken söylediği söz: "Halk rasyonel davranmadı." Yani şimdi bunu halkın diline çevirecek olursak; "halk aptalca hareket etti." İşte Beyaz Türk kafası bu. CHP'yi halk iktidar yaparsa, oy verirse ki yok, tarihte böyle bir şey yok. Yani 14 Mayıs 1950 öncesi seçimler zaten adı seçim, kendisi maskaralık. Adı seçim ama seçime giren bir tane parti var, o da CHP; bilin bakalım hangi parti kazanıyor bu durumda? Ondan sonra, yani akıllı namuslu insan gibi Türkiye'de seçim yapılmaya başladığı tarih ki dedelerimizin zamanı; 14 Mayıs 1950. Yuh diyorum, 76 sene öncesi. O günden bugüne CHP bir tane seçim kazanamadı; yani namuslu bir seçim gerçekten, halkın oyunun sonucu belirlediği bir seçim. İşte o mağlubiyet yaşadığı onlarca seçimden bir tanesinde Onur Öymen, dönemin üst düzey CHP'li yöneticisi eski monşer, "Halk rasyonel davranmadı" diyor. Yani kabahat bizde değil, CHP'de değil; halkta, yanlış yere oy veriyor. Neden? Bu halk aptal. Çünkü Beyaz Türk. Bunlar bu kafada oldukları müddetçe arkadaşlar, onların ifadesiyle dile getirelim; Allah'ın inayetiyle Türk halkı rasyonel davranmayacak. İrrasyonel çizgimize devam edeceğiz biz; onlar rasyonalitelerini arayıp dursunlar.

2008: Doğu Silahçıoğlu kimdir? Doğu Silahçıoğlu, 28 Şubat döneminin azgın generallerinden; sonra emekli olmuş. 2008'de şu açıklamayı yaptığında emekli, henüz daha ölmemiş: "İstiklal Marşı çok fazla İslami çağrışım, kavram, kelime taşıyor." O yüzden eleştiriyor. 2009: Uğur Dündar cuma namazına giden liselileri haber yaptı. Yani o haberi hatırlayanlarınız var mı bilmiyorum; büyük televizyon kanallarından birindeydi. 2009 senesinde; yani böyle bir kaçakçılık çetesini haber yapar gibi, bir terörist grubu haber yapar gibi; "Yani eyvah, çok gizli bir faaliyet, çok tehlikeli, çok yıkıcı bir faaliyet." Nedir o? Lise öğrencileri grup halinde cuma namazı kılmaya gidiyorlar. Şimdi yeri geldi şunu hatırlatayım; bu yalancı münafıklar her başları sıkıştığında derler ya: "Yani biz ahlaka, ibadete, namaza karşı değiliz; biz dine karşı değiliz; biz dinin siyasi amaçlara alet edilmesine karşıyız." Parantez içinde parantez, hemen şunu söyleyeyim: Biz Müslümanlar, Allah'ın inayetiyle dinimizi ne siyasete ne aklınıza gelecek başka herhangi bir şeye alet etmeyiz. Biz siyaseti dine alet ederiz, bununla da iftihar ederiz. Evet.

Aynı yıllar Kemal Alemdaroğlu, 28 Şubat'ın meşhur İstanbul Üniversitesi rektörü, diyor ki: "Türk Silahlı Kuvvetleri bu ülkenin kurucu organıdır." Süngü yani. Yani şimdi yeri geldi, Napolyon'un o sözünü yeniden hatırlatalım. "Süngülerle her şeyi ya da pek çok şeyi yapabilirsiniz ama," demişti Napolyon, "üstüne oturamazsınız." Sen bunu bir de Kemal'e sor bakalım; süngünün üstüne oturulur mu oturulmaz mı? Oturulduktan sonra ondan müthiş bir keyif alınır mı alınmaz mı? İşte bak herif kendisi itiraf ediyor. Evet. Oktay Ekşi, aynı yıllarda Hürriyet gazetesi başyazarı. Açık açık Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümeti üst düzeyini kastederek köşe yazısında "Bunlar analarını bile satarlar" dedi. Artık bu derecesi, o zamanlar Hürriyet'in sahibi olan Aydın Doğan'a da —yani ona bile— fazla geldi; içinden çok sevinmiştir de. Ama yani ülkenin Başbakanı'ndan ve ülkeyi yöneten hükümetin, partinin üst düzeyinden bahsediyorsun; diyorsun ki "bunlar analarını da satarlar." Oktay Ekşi'yi Hürriyet başyazarlığından azletti, o da sonra kızdı gitti. İlk seçimlerde, 2011 olsa gerek, CHP'den milletvekili seçildi falan. Reha Muhtar, "Öğrencilerin okullarda namaz kılmaları suçtur" diyor.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet'te yarım sayfadan fazla her gün yazı yazan tip; o günler için "Cenazem kiliseden kalksın" diyor. Bu Ertuğrul Özkök arkadaşlar, Allah izin verirse yakın zaman içerisinde "Ötekiler" dizisinde başlı başına işlemeyi düşüneceğim çok renkli bir karakterdir. Bana göre insi şeytandır. Yani gayri İslami olan, haram ve günah olan her şeyin bu dünyada yapılmasından irrasyonel bir şekilde zevk alan bir tiptir. Bu, şeytanın tanımlamasıdır; yani insi şeytandır derken buna böyle alelusul bir hakaret mantığıyla ifade etmiyorum, insi şeytandır, böyledir. Yani insi şeytanın belirleyici niteliği; o işle alakası olmasa, o işten doğrudan herhangi bir çıkarı olmasa bile kötülüğün, günahın, İslam'ın zıddının işlenmesinden fıtri bir zevk alıyorsa evet, bu şeytanlaşmış bir insan demektir. Ertuğrul Özkök de bu anlamda benim tanıdığım, Türkiye'deki iki üç meşhur kamuya mal olmuş isimden biridir. İşte şeytanlığını burada da göstermiş; diyor ki "cenazem kiliseden kalksın", inşallah diyeyim ben de. Yani inşallah bu cehennemin yolunu tuttuğunda, inşallah cenazesi şu vasiyetinin gereği unutulmaz, üstü örtülmez, kiliseden kaldırılır ki renklidir. Yani mesela köşe yazısında açık açık sperm yediğini anlatıyor. Mesela bir başka köşe yazısında Ayasofya ile ilgili; "Ayasofya müze olmaktan çıkartılsın ama cami de yapılmasın, tekrar kilise olsun" diyor. Ciddi ciddi bu. Bir zamanlar arkadaşlar Ahmet Hakan'ın rehberliğinde —hani kargayı hatırlayın— umreye de gitmişti Tayyip Erdoğan'ın ve AK Parti iktidarının gözüne girebilmek için. Ama onlar prim vermediler anladığım kadarıyla. Şimdi bu umreye gitmişliği, o ihrama girmişliği bunun her aklına geldiğinde eminim deliriyordur kendi kendisine. Yani şeytanın ihrama girip Beytullah'ı tavaf ettiğini gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? İşte Ertuğrul diyelim ki yaptı; bir hesaptan ötürü aferin alacak, gözüne girecek ama işe yaramadı, yiyemediler. Ona her hatırladığında kim bilir nasıl kızıyordur kendisine, kim bilir nasıl sövüyordur; "Umreye de gittik, ihrama da girdik, Kabe'yi de tavaf ettik" diye. Beter olun.

Aynı yıllar, Bilgi Üniversitesi'nin yayın organı PKK'lılardan "gerilla" diye bahsediyor. Yani Atilla İlhan'ın o sözünü yeniden hatırlıyoruz; derdi ki "Türkiye'de %10 hain kontenjanı vardır." Doğru. Beklemeyeceğimiz bir isim: Abdullah Gül. Oxford'da yaptığı bir konuşma, Kasım 2010, şunu söylüyor: "Bizim misyonumuz Batılı değerleri İslam dünyasında yaymaktır." Yani şimdi tek başına bu konuşmasına bile bakıldığında, birilerinin kendisinden bahsederken "Kraliçe'nin gülü" nitelemesini kullanıyor olmaları bana çok da haksızlık gibi gelmiyor arkadaşlar. Yani buradan şunu bilelim; Beyaz Türk dediklerimizin hepsi açık açık o cephede boy gösteren tipler değildir, bunların bir de kriptoları vardır. Bir iki örnek daha vereceğim. O yıllar CHP, AK Parti'nin elindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından her sene verilmekte olan 50.000 öğrenci bursunun —ciddi rakam, 50.000 üniversite öğrencisine burs veriyor AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediyesi— CHP bunu iptal etmek için mahkemeye gidiyor. Başlığı hatırlatayım gene, ne demiştik? İslam düşmanı artı halk düşmanı. Halk düşmanı olmayan hiçbir parti, adı ne olursa olsun 50.000 üniversite öğrencisinin bursunu iptal ettirmek için mahkemeye gitmez. Arkadaşlar, 2011 seçimlerinde CHP'den İzmir milletvekili seçilmiş siyaset bilimci profesör Birgül Ayman Güler diyor ki: "Kürtlerle Türkler bir değildir." Yani aynı değerde değildir. 2012 senesinde bunu söylemiş. 24 Ocak 2012, 17 Ağustos 2012 tarihli Hürriyet Gazetesi'nin iftar menüsü... O tarihlerde iftar Ağustos ayına geliyor. İftar menüsünde arkadaşlar, şarap tavsiye ediliyor Hürriyet Gazetesi'nde. Evet.

29 Kasım 2012, Marmara Üniversitesi proflarından Nurşan Mazıcı'nın açıklaması. Bu kadın 15 Temmuz'dan iki gece sonra Haber Türk televizyonunun canlı yayınında, 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı direnen ve şehit düşenlerle ilgili şehit ibaresini özellikle kullanmadı. Kasten kullanmadı. Bunun üzerinde durulduğunda açık açık "Hayır onlar şehit değildir" falan diye ısrar etti. İyi hatırlarım. Yani o hararetli günlerin havası içerisinde tabii televizyon yönetimi panikledi. Hemen reklam arasına girdiler. Reklam arasında bu kadını stüdyodan kovdular. Programın devamı bunsuz devam etti. Aynı gece mesela bunun çalıştığı Marmara Üniversitesi Rektörlüğü resmi bir açıklama yaptı; işte bu tavrından ötürü hakkında idari soruşturma başlatılmıştır diye. Tabii hepsi balon. Yani şimdi bu gecemizin konusu değil, başka bir mevzu.

Beyaz Türklerin bu hali karşısında sürecin, son 25 senenin geneline baktığınız vakit iktidarda bulunan AK Parti'nin duruşu da öyle çok dört dörtlük, yüz ağartıcı değildir. Girişte söylediklerimle çelişkiye düşmüyorum. Özel olarak şu en son 168 şaşkının bildirisi olayına geldiğimizde; evet, AK Parti üst düzey yöneticileri itibarıyla da kurumsal olarak da son derece düzgün bir duruş sergiledi. Tebrik ediyoruz, takdir ediyoruz başkan. Ama AK Parti iktidarının geneline baktığımız vakit duruş böyle miydi? Hayır.

İşte bak örnek. Kadın 2016 Temmuz'u içerisinde daha kanı kurumamış olan şehitler hakkında bunları söyledi. Sonrasında hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Söylediği aynen yanına kar kaldı. Evet. Bu kadın arkadaşlar ne mal olduğunu belli etmiş. Ondan 4 sene önce ya da 3,5 sene önce 29 Kasım 2012 tarihinde Nurşan Mazıcı diyor ki: "Osmanlı padişahları veled-i zinadır." Yani bu hususu esasen bu kadının annesine sormak lazım da... Ya "piçtir" diyor Osmanlı padişahlarına. Öyle ayırarak bir tane iki tane falan da değil, 36 padişah; çünkü cümlenin kuruluşu öyle. Osman Bey'den tutun Vahdettin Han'a varıncaya kadar hepsi diyor, bunların zina veledidir. Evet. Yani şimdi burada başka bir şey diyemiyorum. Ben ağzıma gelenleri yutuyorum.

Niçin derseniz, yani güncelin de günceli gelişme söyleyeyim: Bir avukat arkadaşımız vasıtasıyla son aylarda sosyal medyada bana yönelik olarak yapılmış olan hakaretlerle ilgili hakaret şikayetinde, başvurusunda bulunduk birkaç ay önce. Şimdi bunların sonuçları dönmeye başladı. Savcılıklar takipsizlik veriyor. Yani küfürler de öyle böyle bir şey değil. Açık açık işte senin annenin nokta nokta nokta diye devam ediyor; adıyla böyle, ismini koyarak sinkafla. Savcılarımızın, çok muhterem savcılarımızın arkadaşlar, takipsizlik verme gerekçeleri; yani bu küfürün diyor sana edildiği belli değil. Ulan nasıl belli değil? Yani daha nasıl belli olsun? Adam benim paylaşımımın altına yazmış işte senin ananın nokta nokta diye devam ediyor, daha ne desin yani? Bot hesap değil, ismi de açık, gerçek aleni bir hesap.

Ama arkadaşlar, ben bundan 3 sene önce Can Ataklı hakkında —niçin generaller ellerini açıp dua ediyorlar, şehitlerin ruhuna Fatiha okuyorlar diye böyle çok adi ifadelerle eleştirdi— kızdım, "vatan haini" dedim, "şerefsiz" dedim. Mahkemeye verdiler. Hakaretten hüküm giydim, para ödedim. Yani bugün için bile bir Müslüman olarak o tiplerden birine öyle anasına sövme falan değil —böyle bir şey bizim aklımızın ucundan geçmez— bence son derece haklı bir bağlamda şerefsiz ve vatan haini ifadelerini kullandığınızda savcılarımız, hakimlerimiz hiç öyledir böyledir demiyor. Diyor ki: "Sen hakaret suçu işledin, ben de sana ceza veriyorum, sökül paraları." Bu herifler bize açık açık ana avrat sinkafla dümdüz sövüyorlar. Yani tabii kişi olarak aynı savcı mı? O iddiada değilim ama bu hukuk sisteminin savcıları diyor ki; yani sana söylediği malum değil, takipsizlik verdi. Bunu da bir kenara yazıyoruz. Moğultay'ın savcıları mı diye acaba? Ben merak ediyorum tabii.

Evet. 2013 senesi, Tayyip Erdoğan Başbakan, İsveç'in başkenti Stockholm'e bir resmi ziyarette bulunacak. Oradaki bazı Türkiye düşmanları Stockholm'ün ana caddelerini bir sürü Tayyip Erdoğan ve Türkiye aleyhtarı afişlerle donatmışlar. Stockholm'de yaşamakta olan Türkler bir gece içerisinde bütün Türkiye ve Erdoğan karşıtlığı posterleri temizliyorlar. İşte bu halk, bu beyazı siyahı falan olmayan düz, basit Türk Müslüman.

20 Şubat 2013, basından naklediyorum. Devlet Tiyatrosunda ensest propagandası yapılıyor. AK Parti uyuyor tabii o sırada. Yani diyor ki; ana oğluyla yatağa girsin, baba kızıyla yatağa girsin. Bunun karşısındaki mezar taşı duruşuyla dönemin AK Parti... Yani herhalde öyle düşünüyorlar demek durumundayım arkadaşlar. Çünkü bir müeyyide yok, buna karşı bir tepki yok. "Lan siz ne diyorsunuz?" diyen yok. Hani baksan 5. muhalefet partisi zannedersin. Aynen onun gibi.

Gene basından naklediyorum. 26 Şubat 2013, üniversite ders kitabında Anadolu'da ensestin son derece yaygın olduğu şeklinde bilgiler var. Üniversite ders kitabı. E şimdi şunu da bunun yanına koyunca gayet doğal. 2014 senesinde AK Parti hükümetinin Kültür Bakanlığı'nın dağıtmış olduğu teşvik, 463.000 TL, 50 yazara paylaştırılmış. Yazarların adı gizli tutuluyor çünkü yazarlar Beyaz Türk. AK Parti o paraları peşkeş çektiği Beyaz Türk isimlerini açıklamaya çekiniyor arkadaşlar. Yani zannedersin mafya paylaştırması. Benim çekineceğim, utanacağım hiçbir şey yok diyorsan yazarların isimleri niçin gizli?

Sonra evet, gene bizden zannedilenlerden bir tanesi. Derin Ekonomi Dergisi'nin Şubat 2017 tarihli 21. sayısı, 100. sayfadan naklediyorum: Dört büyük banka 15 Temmuz sonrası döviz üzerinden Türkiye'ye ekonomik saldırı düzenledi. Bunlar da dahil önde gelen Beyaz Türk iş adamlarının yurt dışındaki şirketlerinin parası 150 milyar dolar. Bunların en önemlisi Murat Ülker, Truva Atı. Yani parayı bizden kazanıyorlar, hani halk tabiriyle yemi bizim kümeste yiyorlar, yumurtayı gidiyorlar kraliçenin kümesine, Londra piyasasına bırakıyorlar. Paralar taşınıyor yurt dışına. Evet.

Cumhuriyet Halk Partisi, 15 Temmuz gazilerinin cuntacılara karşı çıktıkları için yargılanmalarını talep ediyor. O gece cuntacıların, darbecilerin önünü kesmek için çıkan, yüzlerce şehit verildi, onlarla çatışan, bu çatışma içerisinde darbecileri yaralamış olan, darbecileri gebertmiş olan vatanseverler... CHP'nin teklifi o ki yargılansın diyor, bunlar suç işlediler. Bu yorumları hep geçiyorum arkadaşlar. Şimdi bu okuduklarımın hepsiyle ilgili benim içimden yorum yapmak geliyor, çok da Allah'ın inayetiyle bunlara güzel yorumlar yaparım da ama işte az önce anlattım. Biz başkası hakkında sadece şerefsiz ve vatan haini ifadelerini kullandığımızda suç işliyoruz, ceza görüyoruz, on binlerce lira para ödüyoruz. Başkaları açık açık bizim anamıza sinkafla küfür ettiğinde savcılar diyorlar ki: "Bu küfürlerin kime edildiği belli değil." Benim yorumumun altındaki küfürden bahsediyorum. Takipsizlik veriyor. Şu anki Türkiye gerçeği de bu. E böyle olunca ben de tabii gırtlak dokuz boğum diyorum, buraya gelmiş olanı yutuyorum. Çünkü yutmasam, yani zengin bir insan değilim zaten, benim belimi tamamen kırar vaziyet. Yüz binlerce lira ödemem gerekir ya da hapse düşeriz. Evet.

2 Eylül 2017, Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Melis Alpan diyor ki: "Türkiye'de ensest oranı %40'tır." Yani her on tanenizden dört tanesi, kadınsa babasıyla abisiyle yatıyor —bağışlayın arkadaşlar, çünkü karının söylediği bu— erkekse kız kardeşiyle, annesiyle yatıyor. %40, Türkiye nüfusunun %40'ı ensest dediğinde bu oluyor. Bunlara bir şey yapılıyor mu? Hayır. 10 Mart 2019, Cumhuriyet Halk Partisi Taksim'de ezan okunmasını protesto ediyor. 11 Temmuz 2020, Mimarlar Odası'nın açıklaması: "Ayasofya açılmasın." O sıralarda Ayasofya —bu konuda gene Tayyip Erdoğan'a şükran borçluyuz sebepler açısından— nihayet esaretinden, zincirlerinden kurtulmuş idi. İşte o sıcak günlerde Mimarlar Odası olayla kendisini ilgili kabul etti, "Ayasofya açılmasın" diye açıklama yapıyor.

26 Temmuz 2020, basın arşivinden hep bunlar. Koç, Sabancı, Borusan ve Eczacıbaşı ortaklaşa İstanbul Sözleşmesini desteklediklerini açıkladı. Yani neydi İstanbul Sözleşmesi'nin püf noktası? Toplumsal cinsiyet; kadın ve erkek cinslerinin dışında en az onlar kadar meşru, hukuki, aleni cinsi sapıklardan oluşacak üçüncü bir cinsiyet de hukuk tarafından kabul edilsin. Özü bu. Koç, Sabancı, Borusan ve Eczacıbaşı, yani Türkiye'nin yiyicileri, önde gelen yiyicileri diyorlar ki: "Evet, toplumsal cinsiyet."

20 Eylül 2020, Emrah Serbes'i hatırlar mısınız bilmiyorum. Beyaz Türk yazarlarının en azgınlarından birisiydi. Otoyolda yüksek derecede alkollü ve çok süratli araba kullanırken doğal olarak kaza yaptı. Çarptığı arabadaki bir ailenin tamamını öldürdü. Tutuklandı, yani suçta sabit olduğu için kaçarı olmadı. Hüküm giydi, hapse girdi. O mahkemeye gidip geldiği günlerden hatırlayın, gazetecilere —soyadı Serbes, sonunda 't' yok yani serbest değil— ama tabii insanların çoğu bunun farkında değil, o yüzden işte kendisiyle ilgili haberler gazetelerde Emrah Serbest şeklinde falan çıkıyor. Gazetecilere şiddetle ikazda bulunuyordu; diyordu ki: "Serbest değil, Serbes." Yani üç ya da dört kişi, bir ailenin komple ocağına incir ağacını dikmiş, neredeyse taammüden cinayete yakın ölçüde. Çünkü çok yüksek miktarda alkol var, direksiyonda oturuyor, gazı sonuna kadar köklemiş. Şimdi bu durumda trafik kazası yapıp ölüme sebebiyet verirsen ben şahsen buna basit bir trafik kazası ölümü demem, bu cinayet. Ama o durumda adamın kafayı taktığı şey çarpıcıydı; yani "Benim reklamımı iyi yapın, adımı yanlış yazmayın, Serbest değil Serbes." Bahsini ettiğim tarihte arkadaşlar, toplamda 2-3 sene yattıktan sonra bir şekilde punduna getirildi, serbest bırakıldı, affedildi, çıktı.

Şimdi burada şu yakıcı soruyu sorayım ben gene: Bu tipin yerinde bir Müslüman olmuş olsaydı —yani bir Müslümanı bulut gibi sarhoş tahayyül edemeyiz— normal otoyolda araba kullanırken ayık ama evet Müslüman da hata yapabilir, trafik kazası işleyebilir, bu ölümle sonuçlanabilir. Sonuçlanmış olsaydı, bir aileyi tamamen temize havale etmiş olsaydı da bu Beyaz Türk Emrah Serbes değil bir Müslüman yazar olsaydı; 2-3 sene sonra bir şekilde punduna getirilip gene serbest bırakılır mıydı? Bu sorunun cevabını siz verin.

1 Ocak 2021, Sözcü Gazetesi 2020 senesinin icmalini yapıyor yeni senenin ilk günü. Ayasofya'nın açılışı diyor, tam bir felaket oldu. 6 Ocak 2021, Sabah Gazetesi. Birisi AK Partili milletvekiline "köpek" demiş. Mahkeme, AK Partili milletvekiline "köpek" diye hakaret eden sanığa beraat vermiş ve aynı zamanda bu habere erişim engeli getirmiş. Sanık serbest diyor ama bu kararın basında yayınlanması yasak diyor. Bu adamlar, yani hakim bu cesareti nereden alıyor arkadaşlar? Şimdi burada siyasi bir meseleden bahsetmiyoruz, hukuki bir mesele. Ben size söyleyeyim mi kulağınıza? Sene 2021, yani AK Parti 18 senedir iktidarda. O 18 senenin ezikliğinden aldılar bu cesareti. "E hiçbir şey olmaz buna" diye. Ve yani bu şekilde köpek diye hakarete uğrayan da sen, ben, sıradan sokaktaki bir vatandaş değil; o AK Parti'nin bir milletvekili. Bak bu Moay ekibi hukuk içerisinde bu kadar cesur, haklı da çünkü hiçbir şey olmuyor. Acı ama böyle. Hayır, sen burada AK Parti hükümetine genel olarak haksızlık yapıyorsun diyen varsa hodri meydan. Bak ben afaki konuşmuyorum, tarih veriyorum, kaynağıyla beraber somut bilgi veriyorum. Senin milletvekiline köpek diyor adam; karşısına çıktığı hakim —yani adı hakim, nasıl bir hakimse— diyor ki: "Burada suç muç yok, serbest." Ama bu duyulmasın; bu olayla ilgili habere basın yasağı getirdi. Adım gibi eminim arkadaşlar, o hakimin ondan sonraki kariyerini takip edin, hiçbir şey olmamıştır, büyük ihtimal terfi de almıştır. Nereden çıkar bunlar? Senin ezikliğinden çıkar. Ya beni korumandan vazgeçtin sıradan bir vatandaş olarak ya da senin partinin bir seçmeni olarak; ya hiç olmazsa kendi kadronun haysiyeti, izzeti, şerefi söz konusu olduğunda ki bu senin kurumsal şerefin demektir, hiç olmazsa orada duyarlı ol, hiç olmazsa orada ezik olma. Yani şu en son tavırda gösterilen şey keşke arkada bıraktığımız bu yaklaşık çeyrek asırlık sürecin tamamında da gösterilmiş olsaydı. Sıkıntım bu.

Evet. Moay ekibi hakimlerimizden bir diğer örnek daha. 1 Mart 2021, Hürriyet Gazetesi'nden naklediyorum: Müjdat Gezen ve Metin Akpınar Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret etti, mahkeme beraat ettirdi. İşte bizden onlardan birine hakaret edildiğinde ne oluyor? Onun dediğim gibi canlı şahidi benim. 28 Ağustos 2021, Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet Gazetesi köşesi: "Amerikan toplumunda ateizm yükseliyor." Tarihini veriyorum, gelin arşivden kendiniz okuyun. Öyle sevinmiş ki zil takıp oynuyor. Özköşk... Özal zamanında basında öyle diyorlardı ona, Özal'ın yalakası olduğu için. Evet.

Aynen bunun gibi bir tane daha; yani hukuk dünyasındaki Beyaz Türklerimizin marifetlerinin örnekleri bunlar. 3 Nisan 2022, Sabah Gazetesi'nden naklediyorum —özür dilerim hakim değil akademi— bu üniversite camiası; öğrencisinin, kız öğrencisinin kalçasını ellemiş, okşamış olan ve bunu bir televizyon programında bizzat kendisi öğünerek anlatmış olan Celal Şengör'e üniversite ceza vermedi. Şimdi karşılaştırma yapamam şu açıdan: Yani Müslüman dediğimiz bir üniversite hocasının kız öğrencisinin kalçasını, poposunu okşadığını, sonra çıkıp televizyonda böyle gülerek gayet rahat bir şekilde, büyük bir marifet yapmış gibi bunu bizzat anlattığını tahayyül edemeyiz. Ama farz-ı muhal diyelim; yani hem bu kalçayı okşama, parmak atma işini hem de çıkıp televizyonda bunu öğünerek anlatma işini yapan bunun gibi azılı meşhur bir Beyaz Türk değil de Müslüman kimlikli bir akademisyen olsaydı o üniversite kurulu bu sebepten gene beraat verir miydi? Yani Beyaz Türkseniz kendi öğrencinizin ırzına namusuna da göz dikebilir, buna bilfiil el uzatabilirsiniz. Bundan ötürü başınıza herhangi bir şey gelir mi? Emin olun arkadaşlar gelmez. Bugünün Türkiye'sinde gerçek bu. Nereden çıkardın? Al sana kaynağıyla verdim.

Hürriyet Gazetesi, 22 Nisan 2022. Büyükada'daki Ayorgi Kilisesi Beyaz Türklerin hücumuna uğradı, izdiham yaşanıyor. Ayorgi Kilisesi'nde izdihama sebebiyet veren tiplerden %10'u acaba hayatı boyunca bir cami kapısından içeri girmiş midir?

30 Ağustos 2022, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin organizasyonu 30 Ağustos konseri. Athena isimli şarkıcı da konserde sırada. Evet, hakimlerimizden bir diğer güzellik daha. 29 Eylül 2021, Afrin operasyonuna karşı çıkan Türk Tabipler Birliği yönetimine mahkemeden beraat verildi. 11 Ekim 2022, T24 haber sitesinden naklediyorum, Metin Akpınar'ın sözü —yani birkaç ay önce mahkemenin cumhurbaşkanına hakaret suçundan beraat ettirdiği tip— demiş ki: "Bugün Türkiye cahil bir ülkedir. Karşı tarafta %51 oy var, eğitim seviyesi ilkokul 5." Evet.

6 Şubat depremi... Ertesi gün 7 Şubat. Sabancıların önde gelenlerinden dişi Sabancı, Suzan Sabancı Hawaii'de tatildeymiş. Kendi Twitter'ından, sosyal medya hesabından elinde kadeh çak yaparken paylaşıyor. Hawaii saatine, Türkiye saatine, aradaki saat farkına falan baktığınız vakit Türkiye'de yaşanmış olan deprem felaketini duymamış olması mümkün değil. Birkaç saat sonrası. Bundan ötürü Suzan Sabancı'ya... Yani şimdi hükümeti hükümeti bir tarafa koydum, mahkemeyi... Çünkü bundan hukuki anlamda herhalde bir suç çıkmaz. Mahkemenin yapacağı bir şey yok, hükümetin yapacağı bir şey yok. Ama burada arkadaşlar çuvaldızı bize, kendimize, topluma batırıyorum. Suzan Sabancı, genel olarak Sabancılar, Sabancı Holding bu toplumun bizzat kendisinden ciddi denilebilecek herhangi bir tepki gördü mi? Yok. O zaman daha çok bizim on binlerce ölü verdiğimizin bir iki saat sonrasında bu tipler kadehi kaldırıp çak yaparlar. Biz toplum olarak da buna layığız. Evet.

İçimizdeki Beyaz Türklerden biri, Şubat 2023. 2023 Mayıs genel seçimlerine doğru ortalık hararetli. Ali Babacan'ın açık açık verdiği bir demeç ya da yaptığı bir konuşma: "Hedefimiz Avrupa'dan aferin almak." Aynı Abdullah Gülgillerden bu da; yani o demişti ya "Bizim misyonumuz batılı değerleri İslam dünyası içerisinde yerleştirmek" diye. Bu da açık açık diyor ki: "Bizim hedefimiz Avrupa'dan, yani efendilerimizden aferin alabilmektir." Denecek bir şey yok.

26 Mart 2023, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, havacı zannediyorum, emekli Orgeneral Tuncer Kılınç CHP'ye girmiş siyaset yapıyor. Emekli olduktan sonra açıklama yapmış; "Biz iktidar olacağız" diyor. Yani işte seçime 2 ay kalmış biliyorsunuz, çok hevesliydiler ve çok güveniyorlardı kazanacaklarına. Mayıs seçimlerinde iktidar olduktan sonra yapacaklarını anlatıyor: "AK Partililer yargılanacak, başörtüsü gene kamusal alanda yasaklanacak, İmam Hatip liseleri kapatılacak, ezan Türkçeleştirilecek." Atalarının bile yapamadığı hamle; "Namaz da" diyor "Türkçeleştirilecek." Yani namaza mesela "Bismillahirrahmanirrahim" diye başlamayacaksınız; "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" diye başlayacaksınız. Ya da Rahman ve Rahim de yok, "Esirgeyen bağışlayan Allah'ın adıyla" diye başlayacaksınız. Bütün namazı öyle kılacaksınız.

Yaklaşıyoruz bu tarafa. 2023 seçimlerinin bir ay öncesi, 15 Nisan 2023 Ramazan; Yıldız Teknik Üniversitesi'nde iftar yasaklandı. Yani toplu iftar yemeği örneği, AK Parti iktidarına şan olsun. 18 Nisan 2023... Bildiğiniz meşhur dişi Beyaz Türk gazeteci yazar Mine Kırıkkanat umreciler hakkında yazmış: "Pislik, hamam böceği, asalak." Meraklıysanız soruşturun; sosyal medyada bunları söylediği için herhangi bir müeyyideyle karşılaştı mı? Ben özel olarak bakmadım ama bakmama gerek yok, eminim hiçbir şey olmamıştır. Ya şikayet eden olmadı —bizim genel olarak ezikliğimiz— bir iki tane aklı başında cesur Müslüman şikayet ettiyse, olay adliyeye intikal ettiyse bile %100 eminim takipsizlikle sonuçlanmıştır. Yani bu örnekte gördüğünüz gibi arkadaşlar, bir Beyaz Türk, umreye gitmiş olanlar hakkında "pislik", "hamam böceği", "asalak" ifadelerini kullanabilir, hiçbir şey olmaz. Canlı örnek; bir Müslüman bunlardan biri hakkında "şerefsiz", "vatan haini" der, on binlerce lira para cezası öder.

Evet, 1. tur seçim yapıldı, 16 Mayıs 2023'teyiz. CHP'li Tekirdağ Belediyesi deprem bölgesinden gelmiş ve kendi himayesinde otellerde falan yaşamakta olan depremzedelerin ödemelerini durdurdu. Hepsi kaldıkları otellerden atıldı. Gerekçe: Depremzedeler büyük ölçüde seçimde, bir gün önceki seçimde AK Parti'ye oy verdiler. Halk düşmanı mı? Riyakar ve münafık mı? Al sana ispatı.

18 Mart 2023, Eskişehir'de bir özel okul başörtülü öğrenciyi okula kaydetmedi. Başörtülü olduğu için o öğrenciyi kaydetmeyen okulun müdürü dedi ki: "Bizim okulda başörtüsünü hademeler takar." Halk düşmanı mı, İslam düşmanı mı? Bu müdüre, bu okula —2 sene öncesinden bahsediyoruz, 3 sene öncesinden bahsediyoruz— dönemin AK Partisi Milli Eğitim Bakanlığı, "Hak etti ve adalet yerini buldu" diyeceğimiz bir müeyyide uygulamış mıdır? Ben özel olarak incelemedim, gerek görmüyorum, adım gibi biliyorum benzeri yüzlerce örnekten en fazla bir kınama cezası gitmiştir kağıdın üstünde iki üç satır. Neden? Çünkü ciğerlerine kadar ezik. Son hadisedeki dik duruşu paranteze alıyoruz, o bir istisna. Bundan sonrasının inşallah kuralı olur. Ben de esasen bir AK Parti seçmeni olarak içimi acıtarak ama bu gerçekler karşısında da mecburiyetten evet, yani bizim partimiz ve hükümetimiz bu derecede eziktir deme zilletinden, sıkıntısından bundan sonrasında kurtulurum. İnanın çok isterim bunu. İnşallah şu son hadisedeki duruş böyle köklü bir değişikliğin başlangıcını işaret ediyordur. Ben de kendi kendime derim ki: "Ya tamam hepsi işte geçmişte kaldı."

Ama tabii tek örneğe bakarak bunu diyemeyiz arkadaşlar. Avrupa'ya taşmış olan Beyaz Türklerimiz... Erdoğan Belçika'dan —yani AK Parti Mayıs 2023 genel seçiminde Belçika'daki Türklerden— %72 oy aldı. Belçika'da bakanlık yapmakta olan Türk kökenli Zuhal Demir, "Türklerin oy kullanması yasaklansın" dedi. 22 Mayıs 2023, iki turun arası, Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Müslümanları tarumar etmekle tehdit etti. 29 Mayıs 2023... Merve Dizdar isminde o güne kadar Türkiye'de ismini herhalde 100 kişiden fazlasının bilmediği televizyoncu muydu sinemacı mı ne işte birisi Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Konuşma yaparken Türkiye'yi batıya şikayet etti. Bu haber oldu. Beyaz Türk tavrı, normal. Çarpıcı olan, halihazırda devam etmekte olan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy'un eşi, bu kadının iki gün önce Cannes'da Türkiye'yi şikayet etme, yani özellikle kendi hükümetine, cumhurbaşkanına konuşması nedeniyle, kendi sosyal medya hesabından Merve Dizdar'a destek mesajı yayınladı. E şimdi bunun hesabını sorarız yani. Sorarız ne, işte lafla sorarız, içimizi rahatlatırız. Bundan ötürü Mehmet Ersoy'a herhangi bir şey oldu mu? Hayır, herif hala Kültür Turizm Bakanı. Sıkıntı şu arkadaşlar; hayalinizi bir çalıştırın. Aynı durumun bir CHP iktidarında aynısını tahayyül edebilir misiniz bakalım? Evet, CHP iliklerine kadar Allah düşmanıdır, din düşmanıdır, halk düşmanıdır falan ama ezik değildir. Şöyle bir olay bir CHP iktidarında oldu; o bakanın kendisini kapının önünde bulması 24 saati bulmaz. Ah ah.

Deminki Belçikalı Türk kökenli bakan gibi bir Monşer, Kaya Türkmen, "Devlet Terbiyesi" isimli bir anı kitabı yazmış, sayfa 236: "Yurt dışındaki Türk vatandaşları çok büyük ekseriyetle seçimlerde AK Parti'yi destekledikleri için kanun değişikliğine gidilsin, yurt dışında ikamet eden Türkler diyor Türkiye seçimlerine iştirak edemesin." 4 Temmuz 2023, CHP'li İzmir Büyükşehir Belediyesi Arapça tabela yasağı getirdi. Ama sadece Arapça, İslam'ı çağrıştırdığından ötürü. İzmir'de de CHP elinde olan diğer belediyelerde de Rusçasına, Kiril alfabesine varıncaya, Çincesine varıncaya kadar envaiçeşit yabancı dil ve alfabede tabela var mı ticarethanelerde? Evet. Sadece Arapçaya alerji var. Neden? Çünkü İslam düşmanı.

Kur'an yazısı... 5 Ağustos 2023, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin birincisi, İslami kimliği net olan bir öğrenci. Diploma töreninde birinci olduğu için gelenek icabı onun bir konuşma yapması gerekiyordu. İslami kimliği nedeniyle Hukuk Fakültesi birincisine konuşma yaptırılmadı. 3 sene öncesinden bahsediyorum arkadaşlar. Bu skandal yaşandığında AK Parti 20 senedir iktidardaydı. 12 Haziran 2024, beyaz internet haber kanalı; 3 tane öğrenci boğuldu. Yani her yaz biliyorsunuz bu tür acı olaylar yaşanıyor. Bunun haberini verirken öğrencilerin özellikle Kur'an kursu öğrencisi olduğu öne çıkartılıyor.

Evet. Şu an bağlantınız kararsız diye ben bir ikaz gördüm. Geçti herhalde, normale döndü. 27 Ağustos 2024, Devlet Bahçeli'den gene hedefi 12'den vuran bir açıklama. Diyor ki: "Cumhuriyet Halk Partisi'nin Türk tarihine bakışı Haçlılarla aynı." Çok doğru. Narin olayı, hepiniz hatırlıyorsunuz. Zülfü Livaneli Hürriyet'te —yani haberin kaynağı Hürriyet, 15 Eylül 2024— "Narin diyor Norveç'te doğmuş olsaydı bu olay başına gelmezdi."

16 Şubat 2025, İlber Ortaylı Hürriyet'te Pazar günleri yazdığı köşe yazısında İstanbul'dan "mahluklat kalabalığı" diyor. Söylenecek başka söz yok. Yorum da yok. Bu adam hala Hürriyet'te. Her Pazar köşe yazısı yazmaya devam eder. İstanbul halkından "mahluklat kalabalığı" diye bahsetmiş olmasına rağmen neden olmazı var? 8 Nisan 2025, İmamoğlu'nun açıklaması. Batıya diyor ki: "Bize destek olmadınız, sahip çıkmadınız." Sitem... 9 Nisan 2025, Adnan Menderes Üniversitesi'nde bir doçent; "Fakültede başörtülü istemiyorum, Allah AK Parti'nin belasını versin" diye açıklama yapmış. Sonrasında bununla ilgili nasıl bir işlem yapıldı bilmiyorum, merak ediyorum. 14 Nisan 2025, Jennifer Lopez'in Türkiye konseri; bilet fiyatı 666.000. Jennifer Lopez'in konserine gidip onu dinleyebilmek için canlı bileti 666.000 lira ödeyenlerin acaba vergi durumları AK Parti hükümetinin Maliye Bakanlığı tarafından ciddi bir incelemeye tabi tutulmuş mudur bilmiyorum, merak ediyorum onu.

Evet, hakimlerimizden bir diğer güzellik. 9 Mayıs 2025, geçen sene Ramazan'ın başında, Ramazan'a açık açık ve çok aşağılık bir şekilde hakaret ettiği bir Zorlu Holding CEO'su... İşte holding hemen onu işten çıkarttı falan. Mahkemeye verildi; beraat etmiş. Bir Beyaz Türk olarak arkadaşlar, bugünün Türkiye'sinde de Müslümana ya da İslami değerlere en aşağılık, en açık, en iğrenç şekillerde hakaret ederseniz bunun bir cezası, bir müeyyidesi yok. Bak canlı ispat var burada. Bir Müslüman olarak onlardan birinin şöyle hafif teline dokunursanız —öyle sinkaflı hakaret falan demiyorum— hafif şöyle dokunursanız kesinlikle ceza alırsınız. İspatlanmış bir gerçektir. Aynen onun gibi, 9 Mayıs 2025 Boğaziçi Üniversitesi'nde Kabe resmine hakaret etmiş olan üniversite öğrencileri mahkemede beraat etti.

27 Mayıs 2025, PKK'nın silah bırakma kararı karşısında sanatçı ve entel takımından hemen hemen hiç kimseden bir sevinç, bir mutluluk, bir zafer, sosyal medyada bir paylaşım tık yok. Yani özel karşılaştırma şu; bu programın da yapılmasına sebep olan mahut 168 kişinin büyük kısmını oluşturan, adını sanını kimsenin duymadığı bilmediği sarı çizmeli Mehmet Ağalar değil %80'i. Kalan %20 işte Rutkay Aziz gibi, Merdan Yanardağ gibi, Müjde Ar gibi falan az çok meşhurlaşmış olan tipler üzerinden arkadaşlar karşılaştırın, girin geriye doğru sosyal medya hesaplarını bir kurcalayın. Evet, on binlerce insanın canına mal olmuş bu 45 senelik terör belası bitiyor artık, ülkemiz çok önemli ferahlıyor falan... Böyle bir olay karşısında bu tiplerden herhangi birisi acaba sosyal medya hesaplarında bir mutluluk, sevinç paylaşımı yapmış mıdır? Bağlantımız gene kararsızmış, ne oluyor bilmiyorum.

Bu gece, 26 Haziran 2025... İmamoğlu'nun yaptığı gibi Özgür Özel batı ülkelerinin kendilerini yalnız bırakması nedeniyle onları kınıyor, eleştiriyor; himaye istiyor batı ülkelerinden CHP olarak. Zilletini ispat ediyor. Bir Beyaz Türk olarak kendisine yakışanı yapmış olayım. Şimdi arkadaşlar şunları da kısa kısa not olarak düşelim: Bu olayda destek görmediler. Yani en çarpıcısı CHP mesela bu 168 kişinin bildirisi hakkında şu dakikaya kadar en küçük bir açıklama yapmadı. Resmen deve kuşu oldu, ölü taklidi yapıyor. Çünkü yavaş yavaş şunun farkına vardı: Bunun gibi halk ve İslam düşmanlıklarına biz sahip çıktığımız, destek olduğumuz ya da bizzat yaptığımız müddetçe...

Şimdi tarihi hatırlayalım: CHP'nin girdiği ilk namuslu dürüst seçim hangi tarihteydi? Bundan 76 sene önce. 76 senedir CHP onlarca genel seçime girdi mi? Evet. Allah için bunlardan bir tanesini kazanabildi mi? Hayır. CHP artık 76 senenin tecrübesine bakarak şu kafasına dank etmeye başladı: Biz böyle açık açık Allah düşmanlığı, halk düşmanlığı, İslam düşmanlığı yapmaya devam edersek daha bir 76 sene böyle karşıdan seyrederiz iktidarı. Hani bir canlının armuda baktığı gibi. Daha ilginci, şimdi yani güzel tepkiler aldılar karşıdan. Cumhurbaşkanı Allah razı olsun tam ağızlarının payını verdi, tam hak ettikleri cevabı verdi. Milli Eğitim Bakanı ona keza, Allah razı olsun. Devlet Bahçeli zirve yaptı; "Bunların 168'ini topla bir tane etmez" dedi. O gündür bugündür arkadaşlar bu 168'in kendisinden de bir tepki yok. Yani eski yıllarda böyle mi olurdu? Ulaya ulaya ayağa kalkacaklardı. Bizimkiler bir söylemişse onlar 5 söyleyecekti, üstüne koyup devam edecekti, tekrar edecekti. Bakıyorsun CHP tıs, bizzat kendileri tıs. Evet.

Yani tarihin akışının değiştiğinin inşallah erken sevinmiş olmayalım, bence bunlar güzel işaretlerin, şafağın ilk ışıklarının mağlubiyet psikolojisi. Şu da var; halk da çok büyük kısmı itibarıyla —bakmayın İzmir'de birkaç yüz tanesi bunlara destek olmak için bir yürüyüş yaptı falan da— 86 milyonun bu olayla ilgili genel tavrına baktığınız vakit elhamdülillah halktan da çok ciddi tepki gördüler. Evet. Şimdi şunu tekrar ederek ben programımı bitirmiş olayım: Bu denli arkadaşlar halk düşmanlığı ve İslam düşmanlığı akli sınırlar içerisinde ideolojik ve siyasi bir tavrın gereği değil. Bunu aşan bir şey. Yani bunun rasyonalitenin dışında, anlaşılabilirin dışında, bilimselin dışında daha derin kökleri var, sebepleri var. Bu düşmanlığı gösterenlerin genetikleri ile ilgili; akli bir sürecin sonunda bu düşmanlık gösterilmiyor. Genetiklerinden kaynaklanan temel içgüdülerinin eseri olarak bunlar bu ölçüde Müslüman düşmanı, bu ölçüde İslam düşmanı. Peki o derin ve genetik esaslı arka plan temel nedir derseniz; bu çok önemli bir konu arkadaşlar mutlaka değinin. Ben de size derim ki Ömer Seyfettin'in "Piç" isminde bir hikayesi var. Ömer Seyfettin diye yazarsanız internette bu hikaye tam metin olarak duruyor, onu okuyun.

Şimdi arkadaşlar önümüzdeki program Pazar, ayın 1'i, Mart'ın 1'i. Dolayısıyla yeni ayın ilk pazarı olduğu için konu anlatımı yok, soru cevap var. Onu ilanen duyurmuş olalım. İkincisi; Tarih Araştırma Merkezi projemiz devam ediyor. Sözü uzatmayacağım, belli bir mesafe kat ettik bunu gerçekleştirmekte ama gitmemiz gereken yol var daha bu konuyla ilgili. Yardımcı olmayı düşünen arkadaşlarımız varsa yan tarafa moderatör arkadaşımız doğrudan benim Gmail adresimi yazdı, onun üzerinden lütfen benimle irtibat kursun. Arkadaşlar, sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum.


Videoyu izlemek için linke tıklayın https://www.youtube.com/watch?v=QgLAUhJClnA