KEMAL PAŞA VE LATİFE HANIM: NİÇİN VE NASIL AYRILDI?

Bismillahirrahmanirrahim. Allah'a hamd, Allah'ın resulüne salat ve selam olsun arkadaşlar. Hayırlı geceler. Kemal Paşa Latife Hanım ayrılığıyla ilgili resmi tarihin anlatımı %100 baştan sona kadar yalandır. Bu anlatım büyük ölçüde Kılıç Ali'nin anılarına dayanmaktadır. Her ikisinin de ortak hedefi Kemal Paşa kültünü biraz daha parlatabilmektir. Kılıç Ali'nin anılarında yer alan ayrılık hikayesi bizzat Latife Hanım'ın kendisi tarafından da şiddetle reddedilmiş ve üzerine yalandır mührü vurulmuştur. Meselenin bu kısmından önümüzdeki zaman içerisinde ayrıntılı olarak bahsedeceğiz.

Ama şimdi böyle olunca arkadaşlar takdir edersiniz soru ortada durur. Tamam, bu süreçle ilgili resmi tarihin anlattıklarına güvenilmez, yalandır; ama bu insanlar niçin ayrıldı? Yani şimdi insan fıtratını, hayatın doğal akışını göz önünde bulundurduğumuz vakit bir karı koca ayrılığı öyle çok kolay, çok basit bir iş değildir; eften püften sebeplerden gerçekleşmez. Hele hele bu ayrılığın taraflarından bir tanesi, en azından erkek tarafı resmi tarihin Kemal Paşa kültüyle inşa etmeye çalıştığı gibi bütün zamanların en üstün nitelikli insanı olursa ve böyle bir insan eşinden boşanmışsa, doğal olarak bunun arkasında son derece gizli ve son derece ciddi sebepler bulunması gerekir. Şimdi bu noktadan itibaren ben diyorum ki arkadaşlar; aynı zamanda son derece gizli sebepler söz konusudur.

Oğuz Akay'ın "Gel Gitme Kadın" kitabının 423. sayfasında, 1951 senesinde nihayet Latife Hanım —belki Demokrat Parti iktidarı ortamında hürriyete yaklaşmış olmasının verdiği rahatlıkla ve cesaretle— hayatı boyunca gazetecilere verdiği çok az sayıdaki mülakattan birini veriyor. Ama o mülakatta bile arkadaşlar niçin ayrıldıklarını sırlıyor. Evet, şimdi bu nokta, tek başına elimizde bu tarihi veri bulunuyor olsa bile son derece önemli ve anlamlı bir hale gelir. Çünkü arkadaşlar, bu olay 1925 senesi yazında gerçekleşmiş; mülakat verildiğinde ise olayın üzerinden 26 sene gibi uzun bir zaman geçmiş. Normal şartları düşünecek olursak, 26 sene sonra prensip olarak mülakat vermeyi kabul etmiş olan boşanan taraflardan bir tanesinin "ben kesinlikle bu konuya girmem, bununla ilgili hiçbir şey anlatmam" tavrı yerine, belki biraz kontrollü de olsa veya otosansür tatbik etse de bir şeyler söylemesini bekleriz. Latife Hanım ise kesinlikle bu konuyla ilgili konuşulmayacağını söylüyor.

Şimdi aynı hassasiyet ve aynı vurgu Latife Hanım'ın aile fertlerinde de var. İpek Çalışlar’ın "Atatürk" kitabının 464. sayfasında, Latife Hanım'ın kardeşi Vecihe "niçin boşandıklarını biliyorum ama anlatmam imkansız" diyor. Neden? Yani şimdi bu sözün sahibi, bu konuda konuşmaya yetkin sayılamayacak "sarı çizmeli Mehmet Ağa" veya olaydan fevkalade uzak birisi değil. Latife Hanım'ın ana baba bir kız kardeşi; hatta bence kız kardeş olunca daha da sağlam. Çünkü malum kız kardeşler sırlarını paylaşma noktasında erkek kardeşlerine göre birbirlerine karşı daha açıktırlar. Bu da insan fıtratından, kadınlık fıtratından kaynaklanan bir şeydir. Yani Vecihe'nin bu işin arka planını, gerçek sebeplerini bilmesi mümkün mü? Fazlasıyla mümkün. Şimdi bu pozisyonda olan insanın bu konudaki vurgusu çok önemli. Yani niçin boşandıklarını biliyorum ama anlatmak istemiyorum tarzında dozajı hafif tutulmuş bir ifade olsa bir derece diyeceğiz ama "anlatmam imkansız" diyerek çok şiddetli bir vurgu yapıyor. Vecihe gibi birisine bu konuda "anlatmam imkansız" dedirtecek neler yaşanmış olabilir diye biz de doğal olarak ister istemez düşünüyoruz.

Tam bu noktada arkadaşlar size bir jest yapayım, daha doğrusu Ramazan vesilesiyle bir iyilik yapayım. Yani şimdi tarafların akrabası değilim; bu olayın gerçekleşmesinin üzerinden 40 sene geçtikten sonra dünyaya gelmiş, nesil ve sosyal çevre itibarıyla da olaya bir hayli uzak birisiyim ama işte bir yakın tarih meraklısıyım. Bu sebepten ötürü arkadaşlar niçin ayrıldıklarını ben de çok iyi biliyorum ve ben de aynen Vecihe gibi diyorum ki: En azından 5816 faşizmi yürürlükte olduğu müddetçe anlatabilmem imkansız. Hatta diyelim ki yarın öbür gün Türkiye, yakın tarih ve Kemal Paşa biyografisi konularında gerçekten hür bir ülke haline geldi —dikkat edin küfür etmek veya hakaret etmekten bahsetmiyorum, bu konuda tavizsizim; hiç kimse hiç kimseye küfür etmeyecek, eden de bedelini ödeyecek— ama bundan bağımsız olarak herhangi bir faşist sınırlama olmaksızın insanların merak ettiği konular açıklanıyor, araştırılıyor ve konuşuluyor olsa bile, ben hala hayatta olsam dahi bu kısmı Müslümanlık edebim nedeniyle bütün boyutlarıyla anlatabilir miyim, çok zannetmiyorum. Belki sadece konu başlığı olarak imada bulunarak geçerim.

Yine İpek Çalışlar’ın "Atatürk" kitabının 470. sayfasında şunu görüyoruz: Ayrılırlarken Latife, Kemal Paşa'ya ait sırları ve Karlsbad defterini muhafaza edeceğine dair söz verdi. Bu defterden daha önce de bahsetmiştik; 1918 senesinde resmi tarihe göre böbrek rahatsızlığını tedavi etmek için gittiği Karlsbad kaplıcalarında tuttuğu, sonradan meşhur olmuş ama meçhul kalmış bir günlüktür. Ayrıca Latife Hanım, Kemal Paşa ile ilgili bir kısım sırları muhafaza edeceğine dair söz verirken, ölümünden sonra neşredilmek üzere hatıralarını yazacağını da söyledi. Bu üçüncü kısım önemli. Ölümünün üzerinden 25 sene geçtikten sonra açıklanmasını vasiyet ettiği meşhur kağıtları vardı. 1999 yılında bu süre dolduğunda aile fertleri, tarihçilere incelettirip yorumlarını aldıktan sonra "şimdilik kamuoyuna açıklanmasını isabetli bulmuyoruz" diyerek bunları tekrar İş Bankası'ndaki kasaya kilitlediler. Şu an Mart 2026'dayız, üzerinden bir 27 sene daha geçti ve bunlar hala banka kasasında gizli duruyor.

Latife Hanım Kemal Paşa ilişkisini, boşanma öncesi ve sonrasıyla bütün yönleriyle ele alacağımız bir dizi yapmayı düşünüyorum. Bu konu üzerinde yavaş yavaş, hakkını vererek duracağız. Peki, onlar hala niçin saklı? Ulusalcı söylemi hatırlayalım: "Atatürk'ün hiçbir ayıbı yok." Eğer öyleyse o kağıtlar niçin saklı duruyor? Latife Hanım'ın koyduğu miyadın üzerinden 27 sene geçmiş olmasına rağmen o kağıtlar, gerçekte dönemin derin devletinin talebi ve "Kemal Atatürk kültü zedelenmesin" hassasiyetiyle neden hala banka kasasında duruyor? Artı, ölümüne yakın tarihlerde Latife Hanım evinin banyosunda çinko bir leğen içerisinde haftalarca kağıt yaktı; onlar neydi? İsviçre'de bir banka kasasında da Latife Hanım'a ait evrak ya da hatıra defteri olduğuna dair iddialar var. Bütün bunları yan yana koyduğumuz vakit, bu derece gizlilikle saklanan ne var? Sadece boşanmayı değil; ilişkinin bütününü ve Kemal Paşa'nın şahsiyetini kastediyorum. İki buçuk sene evli kalmış bir kadın olarak kocasının önceki hayatını öğrenmiş olması ve sonraki hayatını da yakinen gözlemlemiş olması nedeniyle hiç kimsenin bilemeyeceği çok önemli tespitlerde bulunmuş olabilir. Nitekim hala titizlikle saklanan kağıtlardan yola çıktığımızda Latife Hanım'ın bunları yaptığını görüyoruz.

Şimdi sıkı durun, daha da ötesi var. Metin Kösen'in "Hatıralarım" kitabının 129. sayfasında anlatıldığı üzere; 1925 yazında Mustafa Kemal Latife Hanım'ı boşayıp Ankara'dan İzmir'e doğru trenle yola çıkartırken, tren henüz hareket etmeden Başvekil İsmet Paşa trene tabiri caizse bir baskın yapıyor ve Latife'ye "bu olaydan kimseye bir şey anlatma, yoksa seni öldürtürüm" diyor. Şimdi sır içerisinde sır arkadaşlar; "konuşursan öldürtürüm" dedirtecek kadar derin ve büyük sır sadece boşanma olayı mı yoksa boşanmaya sebep teşkil eden başka bir hadise mi, bilmiyoruz. Yani şöyle diyelim: Ben biliyorum da anlatamıyorum, siz ise bilmiyorsunuz arkadaşlar.

Resmi tarihin bu mevzudaki anlatımlarına ters düşen bir diğer ciddi kaynak ise Hakan Özoğlu’nun paylaştığı Amerikalı diplomat Amiral Bristol'ün gözlemleridir. Mark Lambert Bristol, 1925'te yüksek siyasi komiser unvanıyla görev yapan ve işlevsel olarak büyükelçiye muadil olan bir isimdir. Ulusalcıların bu tür üst düzey diplomatik şahsiyetlerin işlerine gelmeyen raporlarıyla ilgili "bunlar Türkiye düşmanı, iftira atıyorlar" şeklindeki savunmaları bir safsatadır. Çünkü bu raporlar, Bristol'ün kendi Dışişleri Bakanlığı'na yazdığı gizli resmi raporlardır; kariyeriyle oynamak pahasına neden yalan söylesin? Bu raporda, resmi tarih kaynaklarının aksine "ayrılmak isteyen Latife'ydi" deniyor. Resmi tarih ise ısrarla Latife Hanım'ın geçimsiz ve hırçın olduğunu, Kemal Paşa gibi sabrı okyanuslar kadar geniş bir insanın bile en sonunda tahammül edemeyerek boşandığını anlatır. Zaten inşa edilen ilahlık kültü gereği karısının onu boşamış olabileceğini düşünemeyiz; illaki boşayan taraf o olmalıdır. Ama Amiral Bristol bunun tam tersini söylüyor. Bu bilgiyi baz aldığımızda, Latife Hanım gibi bir kadını cumhurbaşkanı olan kocasından boşanmayı istetecek ne olmuş olabilir?

Murat Bardakçı'nın "Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlik Ettim" kitabı da büyük ölçüde devlet arşivindeki belgelere dayanır. Kitabın 35. sayfasında, Kemal Paşa'nın ayrıldıktan sonra Latife Hanım'la ilgili bütün arşivi yok ettiği belirtilir. Neden? İnsani bir tepkiyle, şiddetli geçimsizlik veya nefret nedeniyle "onunla ilgili hiçbir şey bulunmasın" diyerek yok etmiş olabilir; bu ihtimal akla gelir. Ancak olayın derin boyutu düşünüldüğünde, acaba başka sebepleri mi vardı sorusu da ister istemez uyanıyor. Şevket Süreyya Aydemir'in üç ciltlik "Tek Adam" serisi de bu ihtimale destek verir. Bu kitap, Türkçe yazılmış en itibarlı Atatürk biyografisidir; ancak Şevket Süreyya bu devasa eserinde Kemal Paşa ile Latife Hanım'ın ayrılmasına hiç yer vermez. Üç ciltlik bir biyografide, insanın tek resmi eşiyle olan boşanmasından hiç söz edilmemesi gerçekten manidardır.

Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz'in "Ölümsüz Atatürk" isimli çalışmasında, Armstrong'un "Bozkurt" kitabının bilgi kaynağının Latife olduğu ve bunu bizzat Kemal Atatürk'ün söylediği geçer. Boşanmadan yedi sene sonra İngiltere'de yayınlanan bu kitap Türkiye'de büyük yankı uyandırmış; hatta bazı iddialara göre Latife Hanım kitabı bizzat çevirip Çankaya'ya ulaştırmıştır. Kemal Paşa'nın "Armstrong bu kitaptaki hassas bilgileri Latife'den almıştır" demesi, aslında o kitaptaki "kırmızı çizgili" bilgilerin doğruluğunun zımnen tasdik edilmesi manasına gelir. Ayrıca Mete Akyol'un "Bir Başkadır Benim Mesleğim" kitabında anlattığına göre, Latife Hanım ölümüne kadar devlet güçlerinin yoğun kontrolü ve sınırlaması altında yaşamıştır. Dairesine ulaşmak imkansızdı; adeta konuşmasın diye bir çeşit hapis hayatı yaşatılıyordu. Neden? Ben biliyorum arkadaşlar, inşallah gün gelir siz de öğrenirsiniz.

Son olarak Latife Hanım'ın siyasi hırslarına değinelim. Lord Kinross'un "Atatürk" biyografisinde anlatıldığı üzere, Latife Hanım her şeyin içinde olmak ister, konuşmaları yönetmeye merak duyardı. Hatta Gazi adına yabancı ziyaretçilere demeç vermeye kalkışır, "benim size her söylediğimi Gazi'nin ağzından çıkmış kabul edebilirsiniz" derdi. Kolektif bir çalışma olan "Atatürk'ü Yaşayanlar" kitabında ise Latife Hanım'ın, Halk Fırkası'nın can düşmanı olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı desteklediği belirtilir. Bu, Kemal Paşa için çok sıkıntılı bir durumdur. Fatih Bayhan'ın "Latife Hanım'ın Kağıtları" kitabında da muhalif mebuslarla irtibat kurmasının ayrılıkta etkili olduğu ifade edilir. Muhafız Alay Komutanı İsmail Hakkı Tekçe'nin anılarında ise çarpıcı bir anekdot vardır: 29 Ekim 1923 akşamı cumhuriyet ilan edilip Kemal Paşa cumhurbaşkanı seçildiğinde, Tekçe bu müjdeyi vermek için heyecanla Latife Hanım'ı arar; ancak Latife Hanım "ne var bunda, bunun için mi beni rahatsız ettiniz?" diyerek onu azarlar. Yani aynen anlatım şudur. Aa, ne var bunda İsmail Hakkı Bey? Bunun için mi beni çağırdınız? Rahatsız ettiniz. Cumhurbaşkanı olmuşsa cumhurbaşkanı olmuş. Bana ne diye haber veriyorsunuz? Beni niçin rahatsız ediyorsunuz falan. Tak dedi diyor. Telefonu yüzüme kapattım. Önümüzdeki programlarda geri döneceğiz arkadaşlar. Birtım diplomat raporları üzerinden Latife Hanım'ın bir şekilde o günlerde bir sebepten Kemal Paşa öldüğü takdirde onun yerine cumhurbaşkanı olmak gibi bir projesi olduğunu dile getiren bazı diplomat raporları da var. Ama bu dediğim gibi akış içerisinde yani Latife Hanım Kemal Paşa ilişkisine dair yabancı diplomat raporları başlığı şeklinde bir sunum da düşünüyorum. Onun için de işleyeceğiz.

Şimdi evet ayrılığa dair bu gece sizlerle paylaşmayı planladığım kısa kısa diğer notlara da geçebilirim. İyi günlerinde arkadaşlar yani aralarında en azından o günlerde öyle bir kavga, dövüş, gerginlik falan yok. Son derece mutlular. Batılıların tabiriyle relaks vaziyetteler. Atatürk köpeklere meraklı birisi. İşte meşhur Fox gibi. İki üç tane köpek yavrusu almış. Yeni doğmuş, onlarla oynuyor. Çankaya Köşkü'nde onlara bakıyor. Aynı zamanda bir gece böyle çok tatlı, çok neşeli, şahsen ben de çok severim seyretmesini. O yenikler, o bebecikler birbirleriyle oynuyorlar. Atatürk de oturmuş bunları seyrediyor, gülüyor. İstiyor ki o hoş manzarayı gelsin Latife de onunla beraber otursun, seyretsin. O da biraz uzakta bir yerde. Ona sesleniyor ama seslenirken bir dil sürçmesi oluyor. Boşluğuna geliyor. Fikriye gel bak diyor şu köpeklere ne güzel oynuyorlar.

Latife arkadaşlar bir yanardağ gibi infilak ediyor. Dil sürçmesi sonucunda kendisine yani kendisinin rakibesi olarak gördüğü fevkalade dolayısıyla kıskandığı önceki hatun Fikriye'nin ismiyle hitap edildiğinden ötürü yani tasavvur edebilirsiniz. Hala bir türlü unutamadın, aklından çıkartamadın. İşte şuur altı falan yağdırdıkça yağdırıyor. Kemal Paşa önce alttan alıyor. Belki özür diliyor. Diyor ki yani basit bir dil sürçmesi buna böyle aşırı anlam yüklemeye, bu kadar kızmaya, ortalığı karıştırmaya gerek yok. Ama Latife arkadaşlar bir türlü sakinleşmiyor. O saydırdıkça, e karşısındaki de sonuçta insan. Yani burada hak veririm. Derece derece Kemal Paşa da sinirleniyor. Yani en sonunda olay böyle vurdulu kırdılı kavganın kenarına geliyor. Onu onun olduğuna dair bir bilgiye sahip değiliz de oraya kadar geliyor. Yani şunun gibi sus kadın artık kapat çeneni yoksa elimden bir kaza çıkacak falan tarzında şeyler söylüyor Kemal Paşa.

Öyle deyince Latife'nin arkadaşlar buna cevap olarak o kızgınlıkla söylediği bir şey var. Şimdi bunu nasıl yorumlarız, nereye oturturuz? Şahsen sıkıntılı bir konu. Yani en azından şu ortamda ne yaparsın yani beni de Fikriye gibi öldürtür müsün diyor. Bununla ne demek istedi Latife? Ya hakikaten merak etmeye değer. Şimdi bunun devamı bundan sonraki bir tarihte beraber bir Türkiye turuna çıktılar. Erzurum'dayken kavga ettiler tekrardan Kemal Paşa dedi ki, "Ben tura planlandığı gibi devam edeceğim. Sen acilen Ankara'ya dönüyorsun." Hatta orada bir ayrılık oldu işte. Sonra Latife özür dileyen mektuplar yazdı falan. Orayı geçici olarak tekrardan düzelttiler.

Ankara'ya gönderilirken yanına refakatçı verilecek. İlk önce Rusuhi'yi vermek istiyor. Rusuhi subay yakın koruma ekibinden Latife kabul etmiyor. Israrla Salih Bozok'u istiyor yanına refakatçı subay ve kabul ettiriyor. Onunla Ankara'ya dönüyor. Şimdi bunun ne önemi var, ne anlamı var? Hele konuyla bağlantılı bu bilgiyi arkadaşlar İsmet Bozdağ'ın Gazi ve Latife kitabı sayfa 227'den naklettim. Bu arada Fikriye'nin ölümü ile ilgili iki versiyon var. İntihar etti; resmi tarih anlatımı. Gayriresmi tarih iddiası, ben o kanaatteyim; intihar süsü verilerek öldürüldü. Olayın resmi tarih anlatımında da yani intihar versiyonunda da cinayet versiyonunda da Rusuhi Fikriye'nin yanında. Şimdi bütün bu taşları yan yana koyduğumuz vakit haklı olarak şunu sormak ve merak etmek durumundayız. Yani seni buradan alıp Ankara'ya Rusuhi götürecek, onun refakatında gideceksin dendiğinde bildiklerine dayalı olarak acaba Latife bir can korkusuna mı düştü? Çok korkunç çağrışımlar mı canlandı zihninde?

Klaus Kreiser Atatürk, bu Alman yazar yeni tarihli bir Atatürk biyografisi. Sayfa 306. Aynı şekilde Derin Tarih Dergisi, Mayıs 2017 tarih 62. sayı 38 ve 39. sayfalar. Boşamanın hukuki boyutu geçerli değil aslında arkadaşlar. Bir de ironik. Yani şimdi İsviçre Medeni Kanunu'nun alınmasını düşünün, Latife'yi Kemal Paşa'nın boşamasını düşünün. Şeriata göre boşadım. Yani az önce Murat Bardakçı'nın kitabının ismi olarak okuduğum pusulayı yazdı. Eliyle, el yazısıyla işte sizi tatlik ederek serbest bırakmayı muvafık kıldım zannediyorum. Evet, sizi serbest bırakmayı muvafık bularak tatlik ettim şeklinde yazdı şeren. Bu boşama ifadesidir. Şeriata göre kadın bu pusulayı alıp okuduğu anda boş düşer. Yani şimdi Atatürk gibi birisinin hanımı bu şekilde boşamış olması başlı başına tarihin bir ironisidir arkadaşlar. En azından bahsini ettiğim Derin Tarih'in vurguladığı da diyor ki bakanlar kurulu kararı da alındı. Yani ne alakası varsa, ne gereği varsa. Şimdi cumhurbaşkanı da olsa sonuçta bu tamamen kişisel bir hadise. Yani karıkoca birbirlerinden boşanıyorlar. İster cumhurbaşkanı ister koyun çobanı fark etmez ama bakanlar kurulundan karar çıkartıyor. Hukuken bir geçerliliği yok yani. Çünkü boşanma işlerine arkadaşlar o gün de bugün de ondan önceki Osmanlı İslam Devleti döneminde de bakanlar kurulu karar vermiyordu. Burada öyle oldu.

Sonra dedim ya kısa kısa şimdi tamamlayalım. Klaus Kreiser, Atatürk biyografisi, sayfa 237. Latife'nin çeyiz olarak Çankaya'ya getirdiği eşyaların gerçek akıbeti diyor bilinmiyor. Bununla ilgili bazı resmi tarih yalanları var da onlar dediğimiz gibi ciddiyetsiz. Aynı konu Ayşe Hür Mustafa Kemal Atatürk döneminin öteki tarihi 1. cilt sayfa 125'te deniliyor ki Latife Hanım Mustafa Kemal'le evlenirken 1 milyon lira değerinde çeyizle geldi. Bu çeyizin ve getirdiği nakit paranın akıbeti meçhuldür. Evet Murat Bardakçı sizi serbest bırakmayı muvafık bularak tatlik ettim sayfa 148 diyor ki, "Latife ayrıldıktan sonra İzmir'e giderken evlatlıklardan iki kızı Zehra ve Rukiye'yi de yanında götürdü. İzmir'e onlar vardıktan sonra Kemal Paşa bu iki kızın Zehra ve Rukiye'nin iadesini istedi ve aldı." Acaba bu çok gizli bilinmeyen boşanma, arka plan gerçek sebeplerde bir şekilde Zehra ve Rukiye'nin de bir payı var mıydı?

Fahrettin Altay meşhur hatıratı 10 Yıl Savaş ve Sonrası. Yani bu genel olarak yakın tarih literatürünün özellikle resmi tarihin çok önemsediği, kutsadığı bir hatırattır. Yazarı da Fahrettin Altay işte. Şimdi böyle bir sağlam kaynağın resmi tarihin de çok benimsediği, itibar ettiği böyle bir sağlam kaynağın bugünkü edisyon İş Bankası yayınlarından olması lazım. 370, 381 ve 387 sayfalarında imaen Kemal Paşa Latife Hanım'dan ayrıldıktan sonra Latife'nin yerini Afet'in aldığı şeklinde imalar var. Böyle olmuştur demiyorum arkadaşlar. Çünkü bundan 78 sene önce bir canlı yayında televizyon programında araştırmacı yazar Süleyman Yeşilyurt bunu yani böyle daha süslü ifadelerle ama açıkça dile getirdi. İşte yani Afet Çankaya'nın huzur çağlayanıydı falan gibi ifadelerle ama dedi ki yani aralarındaki ilişkinin Kemal Paşa ile Afet'in arasındaki ilişkinin işte öyle bir boyutu da vardı. Adam aylarca hapis yattı. Bizim memlekette hala daha tarihi tartışma konularına ceza mahkemesi reisleri karar verdiği için tabii doğal olarak böyle oluyor. O sebepten bir şey demiyorum ben. Sadece şimdi Fahrettin Altay gibi bir kaynaktan aktarıyorum. O da açıkça bir şey demiyor ama ima ediyor. Diyor ki böyle böyle bir şeyler vardı. E şimdi buradan yola çıkarak şunu düşünebiliriz. Yani ulusalcılarımıza da bir iyilik yapmış olalım. Acaba Fahrettin Altay gizli bir Atatürk düşmanı mıydı? İmayla mimayla falan bulandırıp ona iftira mı atıyordu? Soru sizin.

Tarih ve Toplum Dergisi. Ağustos 1986 tarih 32. sayı 45. sayfa. Avusturya Maslahatgüzarı'nın Viyana'ya gönderdiği rapordan; Latife ile ayrıldıktan sonra Kemal Paşa'yı yakın çevresinin ayartmalarından koruyacak kimse kalmadı. Hayır olan Kemal Paşa gibi birisi hiç ayartılabilir mi? Bir, iki, yakın çevresi böyle bir yakın çevre miydi? Çünkü o yakın çevreyi de tek seçip kendisine yakın çevre yapan kendi hür iradesiyle Kemal Paşa'nın kendisiydi. Yani burada Avusturyalının raporu arkadaşlar son derece manidar. Şununla noktayı koyalım. Niyazi Ahmet Banoğlu Nükte ve Fıkralarla Atatürk fevkalade Kemalist kaynak sayfa 661 ve 663. Şimdi bu olayı anlatan resmi tarih kaynakları gene Kemal Atatürk kültünü parlatma adına bu olayda şöyle bir anekdot anlatırlar. Öyle böyle bilfiil boşanma gerçekleştikten sonra Çankaya'da bir odaya zannediyorum yatak odasına Kemal Paşa kendini gönüllü olarak kapatıyor. Gramofonda çevirip çevirip Gel Gitme Kadın şarkısını dinliyor, hüzünleniyor, sigara içiyor, ağlıyor. Yani şimdi takdir edeceğiniz üzere arkadaşlar bu anekdotun inşa ettiği Kemal Paşa profili bir, ayrılmış olmasına rağmen ayrıldığı karısını çok seviyor ama yani ne olduysa oraya girmiyorlar. Bir şey oldu, çok sevdiği halde ayrılmak zorunda kaldı. İki, fevkalade duygusal bir insan.

Amerikalı mizahi yazar Mark Twain'in Colt tabanca ile ilgili söylediği bir espri vardır arkadaşlar. Şimdi aklıma o geldi. Ne alaka demeyin bağlayacağım. Colt tabancanın reklamını yapmasını istiyorlar. Yapıyor diyor. Çok muazzam bir silah. Çok muhteşem bir silah. Görünümü şöyle güzel. Ele böyle güzel oturuyor. Böyle güzel ateş ediyor falan falan falan. Ama diyor küçük bir kusuru var. Colt tabancayla diyor attığınız hiçbir şeyi vuramazsınız. Konuyla alakası şu yani Gel Gitme Kadın şarkısını dinleyip ağlamak, günlerce kahretmek. Evet Kemal Paşa kültünü parlatma adına çok işlevsel de ama arkadaşlar bu anekdot ne yazık ki hem de Niyazi Ahmet Banoğlu gibi 60'lı yılların meşhur Kemalistlerinden birinin anlatımına göre tam bir uydurma. Çünkü bu şarkı 1930'lardan sonra çıktı. Ha demin dediğim gibi yani şimdi ulusalcı kategorisinin en alt yani tam böyle dört dörtlük eşek cinsinden iseniz sizi tenzih ediyorum hiç takılmazsanız böyle şeylere dersiniz ki ya zaten daha 6-7 sene sonra yazılacak bestelenecek gramofon plakları piyasaya çıkacak olan bir bu şarkıyı o dehasıyla önceden keşfetti tabii o arada plağı nereden buldu falan o şu an aklıma gelmiyor. Ona bir yama yapamayacağım kusura bakmayın. Koydu, çevirdi, çevirdi, çaldı falan. O zaman ben aciz kalırım diyecek bir sözümüz olmaz da normal insanlara hitap ediyorum arkadaşlar. İşte durum gördüğünüz gibi. Gel Gitme Kadın şarkısı 1930 senesinde plak olarak piyasaya çıkmış. Ayrılık bundan 5 sene önce gerçekleşti. Üzgünüm ama dolayısıyla böyle bir olay yaşanmadı. Kemal Paşa kültü denen o kısmın eksiltilmesi lazım. Gene onlar bilir tabii.

Evet arkadaşlar bu geceki bahsi burada noktaladık. Şimdi zaman sırası itibariyla önümüzdeki ilk program 8 Mart Pazar akşamı ama ayın ikinci pazarı olduğu için tarih metodolojisi kısmına dair ideal tarihçi kimdir sorusuna devam ediyoruz. Kaç hafta oldu, kaç ay oldu hatırlamıyorum. Tarih metodolojisinde ideal tarihçi kimdir sorusunun parantez içinde sebeplerin çokluğu başlığı üzerinde duracağız. Yani ideal tarihçinin anlattığı, analiz ettiği olayı ve süreci olabildiğince çok sebeple açıklamaya çalışan tarihçidir. Özü bu. Sosyal hadiseler tek sebebe bağlı olarak gerçekleşmezler. Bu programın devamı tam bir hafta sonra 12 Mart Perşembe gecesi saat 22'de dediğim gibi bayağı bir vakit bu Kemal Paşa Latife Hanım ilişkisini çeşitli yönleriyle ele alalım dedik. O gece de inşallah arkadaşlar diyeceğiz ki Kemal Paşa Latife Hanım ayrılığı iki nokta bilinmeyenler. O vakte kadar ama ebeden ve daima sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum arkadaşlar.