KEMAL PAŞA VE LATİFE HANIM AYRILIĞI: BİLİNMEYENLER

Bismillahirrahmanirrahim. Allah'a hamd, Allah'ın resulüne salat ve selam olsun arkadaşlar. Sizlere de hayırlı geceler. Konumuz Kemal Paşa Latife Hanım ayrılığı. Bu ayrılığın özellikle bilinmeyen, resmi tarih tarafından anlatılmayan, anlatılmamanın da ötesinde büyük bir gayretle bilinçli olarak üstü örtülen kısmı. Şimdi o kısmın doğru anlaşılabilmesi için her şey malum zıttıyla bilindiğinden ötürü önce çok kısa bir resmi tarih anlatımını, yani Kemal Paşa Latife Hanım ne oldu da boşandılar sorusuna cevap verecek, bu süreci özetleyecek biçimde bir resmi tarih anlatımını hep beraber hatırlayalım.

1923 Ocak sonunda evlendiler. Hem yaşının küçüklüğünden hem de kişiliğinden kaynaklanan sebeplerden itibaren evlenir evlenmez Latife Hanım bu evlilikte sürekli sorun üretmeye başladı. Yani yanlış anlamı olmasın şunun altını tekrar çizeyim: Şimdi açmış olduğum parantez arkadaşlar, tarihi gerçeklik diye bir derdimiz olmaksızın sadece resmi tarihin bu boşanmayla ilgili anlatımının özeti. Zaten düşünürseniz resmi tarihe ve ideolojiye göre bir tarafında Kemal Paşa'nın bulunduğu herhangi bir anlaşmazlıkta, ihtilafta suçun %100'ünün öteki tarafta olmasından başka bir şans ve ihtimal söz konusu olamaz. Bu boşanma hadisesi ve ona götüren süreçte de aynı şey oldu. Kısa zamanda işte bu karı koca arasında tartışma, hırgür, çekişme başladı. Doğal olarak baştan itibaren bir tane suçlu sorumlu vardı, o da Latife Hanım.

Ne yapıyordu Latife Hanım? Arkadaşlar dediğim gibi hem yaşının küçüklüğünden hem de kişiliğinden kaynaklanan sebeplerden ötürü meselenin özü; Kemal Paşa üzerinde tahakküm kurmaya kalkışıyordu. Yani görünürde işte cumhurbaşkanı o olsun, memleketi yöneten o olsun ama perde arkasında ki –yani Latife Hanım bunun çok perde arkasında kalmasına da aslında özen göstermiyordu– onu da ben yöneteyim, benim sözümden dışarı çıkmasın, ben ne diyorsam onu yapsın, benim yap dediğimi yapsın, yapma dediğimi yapmasın diyordu. E böyle olmuyor tabii hayatın doğal akışı; o zaman kızıyordu. Kızdığında da bu kızgınlığını, yani nispeten böyle bir olay ve süreç için gene makul sayabileceğimiz, mutedil sayabileceğimiz biçimlerle değil de patlamalar şeklinde, adeta böyle yanardağ infilakı gibi tamamen kontrolden çıkmış adeta sinir krizleri ve doğal olarak onların ürettiği hatta işi fiziki saldırmaya vardıracak ölçüde, böyle vurmaya kırmaya falan kalkışacak ölçüde patlamalar şeklinde bu yönetememe ve Kemal Paşa'dan bu noktada gördüğü dirence karşı tepkilerini ifade ediyordu.

Mesela ne oluyordu arkadaşlar resmi tarihin anlatımına göre? Şimdi malumunuz Kemal Paşa gençliğinden itibaren işret sofrasını seven bir insan. Arkadaşlarıyla toplanıp rakı içip gece geç saatlere, hatta güneşin doğacağı saatlere kadar işte o içkinin eşliğinde sohbet etmek, arkadaşlarıyla bir arada olmak... Bu huyunu evlendikten sonra da devam ettirdi. Ama Latife Hanım'ın olaya bakışı şu: "O artık o senin bekarlık hayatında, benimle evlendikten sonra sen evli bir insansın. Dolayısıyla yani günlük alışkanlıklarını da verdiğimiz örnekteki gibi aslında kişiliğini de evli bir insan olduğun için kökten değiştirmen lazım." Kemal Paşa çok o tarafa gitmiyor, ona yanaşmıyor. O zaman mesela Latife Hanım şunu yapıyor resmi tarihin anlatımına göre: Alt katta o içkinin içildiği odanın üstünde, zemin tahta döşeme, topuklu ayakkabılarla var kuvvetiyle ayağını topuğunu böyle döşemeye "dan dan" diye vuruyor. Sonuç alamadığını görünce işte herkese doğal olarak tabii sesini duyuracak biçimde "Kemal yeter artık saat çok geç oldu, hadi gel artık yukarıya, dağıt o sofrayı" falan gibi laflar söylüyor.

Şimdi bütün bunları doğru kabul eder, ciddiye alacak olursak arkadaşlar; bu durumdaki muhatap erkeğin yani Kemal Paşa gibi bir cumhurbaşkanı ve doğal olarak son derece baskın bir kişilik sahibi değil de sıradan, lalettayin birisi olduğunu bile varsaydığımızda hani buradan çok rahatlıkla hem de alabildiğine şiddetli bir karı koca kavgası çıkar zaten. E bir de bunu yaptığınız insanın memleketin cumhurbaşkanı, o yanındakiler de işte arkadaşları, duruma göre kabine, memleketin devletin ileri gelenleri falan... Yani hayalinizde canlandırırsanız bu tabii böyle çok hani tepki kelimesinin ifade etmekte yetersiz kalacağı, o yüzden dedim infilaklar, patlamalar... Başka şeyler de var da bu anlamda zikredilen resmi tarihin bile yalanlayamadığı, inkar edemediği ama onlar biraz kırmızı noktalıdır, oralara girmiyoruz. Her vesileyle tepki gösteriyor arkadaşlar. Bunların her birisi doğal olarak bir kavgayla neticeleniyor ve bir tırmanış yaşanıyor burada. Yani aynı düzeyde kalmıyor, doğal olarak insan fıtratı gereği zaten bir asabiyet birikimi olmuş. Sonra onun üzerine bu tür bir tepki, çıkış ve kavga; sonra onun üzerine bir tane bir tane bir tane derken bardak taşıyor, patlama oluyor.

Patlama ne zaman ve nasıl oluyor? 1925 senesi yazında. Artık evde rahat huzur bulamadığı için sık sık bir vesileyle Ankara'ya gidiyor falan. Geceleri de Kemal Paşa işte geri dönüyor, gece çok geç saat. Yaz gecesi Latife sinirden patlamak üzere Çankaya Köşkü'nün balkonunda bir ileri bir geri dolaşıyor, "Bakalım bizim bey ne zaman feneri nerede söndürüp gelecek falan" diye. Kemal Paşa'nın otomobilini görüyor ama hani siz deyin gecenin 3'ü ben deyim 4'ü falan gibi bir saatte. Geldi artık yukarı çıkacak, "Yani ağız tadıyla bu geceki kavgamıza başlayalım" falan diye herhalde kurduğu sırada bir de onun göz alanı içerisinde köşkün girişinde, bahçe kapısının girişindeki muhafızlarla, askerlerle beraber ayaküstü sohbet etmeye başlıyor. Yani oraya kadar gelip yanına çıkmayı, köşke girmeyi bu şekliyle daha da geciktirince Latife de artık dayanamıyor. Yani işte oradaki askerler de duyacak, o sırada çevrede uyanık bulunan herkes duyacak, acaba hakkımızda ne düşünecek falan diye düşünmeksizin arkadaşlar avazı çıktığı kadar balkondan bağırıyor, patlıyor. "Kemal" diyor, "İşte yani Ankara'da bu saatlere kadar gezip tozduğun yetmedi, şimdi bir de askerlerle erlerle yarenlik mi yapıyorsun?" falan tarzında onu azarlıyor açıkçası Kemal Paşa'yı.

Bu arkadaşlar boşanma olayını tetikleyen ve bardağı taşıran son damla oluyor. Bir de hani öyle rütbesiz bir sürü erin de duyacağı şekilde hanımdan böyle bir fırça yiyince, o da o hışımla köşke geliyor. Çok şiddetli bir kavga yaşanıyor. Öyle ki işte yaverleri yani sağlığına ciddi bir şey olmasından endişelenerek –çünkü yakın geçmişte iki sefer kalp spazmı geçirmiştir Kemal Paşa, yani o anlamda kardiyolojik ciddi sıkıntı var zaten bu da hayati tehlike demektir– işte alnını, ellerini, yüzünü kolonyayla ovdurtuyor falan ve ayrılıyor köşkten. İşte ayrıldıktan sonra boşama kağıdını yazıyor, gönderiyor. Hükümete de haber veriyor. Hani "Elimden bir kaza çıkmasın burada" mülahazası ön plana geçmiş gibi durur. Latife Hanım ertesi gün siniri yatışmış ve işin ciddi ciddi artık bu defa böyle boş kağıdı gönderilmek falan suretiyle bittiğini de görünce tamamen pişman oluyor. 180 derece dönüyor, işte "Ben ettim Kemalciğim sen etme" moduna giriyor ama daha önceden bu şekilde bir iki sefer affedilmiş zaten. Bu defa artık affedilmiyor çünkü gerçekten o sıradaki o yumuşak tavrını ve pişmanlığını devam ettireceğine dair Kemal Paşa'da bir güven kalmamış. İp kopuyor, boşanıyorlar. Onu trene bindiriyor, İzmir'e ailesinin yanına gönderiyor ve boşanmış oluyorlar. Nokta, parantezi kapattım.

Şimdi Kemal Paşa Latife Hanım ayrılığıyla ilgili arkadaşlar olabildiğince özet olmaya gayret ettim; resmi tarihin anlatımı budur. Baştan sona kadar yalandır. Bu uydurma büyük ölçüde 1952 senesinde önce Milliyet Gazetesi'nde yazı dizisi olarak yayınlanmış, sonra birkaç edisyondan geçerek günümüze kadar kitap olarak da yayınlanmaya devam etmiş olan Kılıç Ali'nin anılarından aktarılmıştır. Özellikle en son işte köşkün kapısındaki askerlerle ayaküstü durup sohbet edip onun da Latife Hanım'ın balkondan öyle yani o kadar çirkin, çirkef bir şekilde bağırıp çağırması hadisesi, ertesi gün yaşananlar falan bunlar bütünüyle arkadaşlar uydurulmuştur.

Behiç Erkin'in hatıratının 597. sayfasında, tabii 1952'de Milliyet'te ilk olarak bu anlatımları da içeren Kılıç Ali hatıratı yayınlandığında Latife Hanım hayatta, yani daha ölümüne 22 sene var. Kılıç Ali'nin hatıratında gazetede yayınlanan boşanma bölümüne son derece tepki gösterdiğini ifade ediyor Behiç Erkin. Sayfa 597'de o da patlıyor, diyor ki: "Yani Kılıç oturmuş bunları resmen hayalinden yazmış, yok böyle bir şey." Tam bu noktada arkadaşlar literatür zengin. Mesela Fatih Bayhan, Fikriye Hanım kitabı sayfa 130'dan naklediyorum; yani Latife Hanım, "Benim kocamla boşanmamda esasen Kılıç Ali'nin çok ciddi menfi rolü var" diyor. Aynı şey, bunları örnek olarak kabul edin, İsmet Bozdağ; Gazi ve Latife sayfa 23, tekrarlanır: "Kılıç yani bin türlü entrika çevirdi, yılanlık çıyanlık yaptı, aralarına girdi, onları birbirlerine düşürdü ve boşanmalarına sebep oldu."

Şimdi tabii bu noktada doğal olarak insanın aklına gelir: Yani boşanan erkek tarafın çok yakını olan böyle bir diğer şahsiyetin işte o kişiyle karısının arasını bozup bunları birbirine düşürüp boşanmalarında hedefi neydi? Nasıl bir çıkarı vardı? Nereye, neye ulaşmak istiyordu? Bu soru zorunlu olarak sorulacak. Bu sorunun cevabı arkadaşlar şu an için aritmetik bir kesinliğe sahip değil. Buna cevap mahiyetinde birden fazla tez var. Yani bu tezler içerisinde en şimdiki bilgilere göre akla yakın olanların bile sansürsüz bir şekilde dile getirilebilmesi de çok mümkün değil.

Şimdi tam bu noktaya ilave edelim. Teyzem Latife isminde, genel olarak Latife Hanım ve doğal haliyle Kemal Paşa ile olan ilişkileri, evliliği konusunda literatürün en önemli kitaplarından bir tanesi. Çünkü bu bir nehir söyleşi arkadaşlar. Anlatan Sadık Öke, Latife Hanım'ın yeğeni. Kitapta işte ondan kinaye ismi Teyzem Latife. Gazeteci yazar Fatih Bayhan'ın sorularına cevap vermiş, böyle bir kitap ortaya çıkmış. Bu kitabın 382 ve 412 sayfalarında bizzat Latife Hanım'ın yeğeninin ağzından yani Sadık Öke'nin, "yuvamızdaki yılan" dediği naklediliyor Kılıç Ali için. Yani Kılıç Ali'ye özellikle boşanmadan ötürü Latife Hanım hayatının sonuna kadar "Kemal Paşa'yla benim yuvamdaki yılan" dedirtecek bu teşhisi, bu nitelemeyi kullandırtacak kadar ciddi bir tepki var, nefret var. Şimdi haklılığına, haksızlığına, oradaki Latife Hanım açısından anlatımın doğruluğuna, yanlışlığına girmiyoruz. Böyle bir kızgınlık var, artık her ne oldu ise.

Şimdi buna benzer arkadaşlar boşanma ile sonuçlanan bu kavga dövüş sürecinde etkili ikinci bir kişi daha var. Mesela İpek Çalışlar'ın Atatürk kitabının, biyografisinin 496. sayfasından naklediyorum: "Dişi Mussolini" diyor Latife Hanım. Nerede diyor bunu? 1926 senesinin Şubatında. Yani demek ki boşanmanın üzerinden daha 7-8 ay falan geçmiş. Bir dostuna Latife Hanım'ın yazdığı, yurt dışında ve Amerikan Boston Advertiser gazetesinde yayınlanan bir mektup var. Bu aslında yakın zamanda meşhur oldu çünkü bu mektup Latife Hanım tarafından Kemal Paşa ile ilgili çok ağır ifadeler içeren bir mektup. Ve işte o tarihte Şubat 1926'da bu Amerikan gazetesinde yayınlandı. Daha sonra bu mektubun orijinal İngilizce metni bir kitapta Rıfat Bali tarafından Türkiye'de de yayınlandı, bir şey olmadı.

2018 senesinde yanlış hatırlamıyorsam, Amerikan gazetesindeki yayınlandığı sayfanın fotoğrafı ile beraber Derin Tarih dergisinde Mustafa Armağan bu mektubun İngilizce özgün metnini ve onun Türkçe çevirisini yayınladı. Türkçe çeviride Latife Hanım Mustafa Kemal'den bahsederek "çakma Napolyon" ifadesini kullanıyor. Mahkemeye verildi, hakkında dava açıldı. "Çakma Napolyon" ifadesi arkadaşlar bir hakaret olarak kabul edildi. Türk mahkemesinde Mustafa Armağan mahkum oldu, ceza aldı. Yani şimdi esas konumuzdan bağımsız ama onunla da iltisaklı; halen yaşamakta olduğumuz memleket bu kadar tuhaf bir şey. Yani bu son derece önemli bir tarihi belge, aksini hiç kimse iddia edemez. Çünkü belgenin sahibi Türkiye'nin kurucu cumhurbaşkanının eşi. Otomatikman onun kaleminden çıkmış olan her şey, isterse hani çarşıdan sipariş listesi olsun köşkün kâhyası için verilmiş, tarihi bir belgedir. E burada da böyle bu kadar köşeli ve çarpıcı ifadeler var. Bunlar doğal olarak tarihçinin ilgi alanına girer. Tarihçi bunları alır, eserlerinde malzeme olarak kullanır. Dünyada kuş kadar aklı olan, tarih ilminden kum kadar nasibi olan hiç kimse de buna hayır diyemez. Türkiye'de bunu yapmış olan adam Atatürk'e hakaret etti kabul edildi, ceza aldı.

Aynı işi önceki senelerde yapmış olan Yahudi kökenli bir Türk vatandaşı Rıfat Bali, Türkçe çevirisini değil kitabında sadece İngilizce mektubun özgün metnini bastığından ötürü ne mahkemeye verildi ne de ceza aldı. İşte yaşadığınız memleketin son derece ilginç bir gerçeği arkadaşlar. Yani şimdi eğer "çakma Napolyon" ifadesi geçen böyle bir mektubun yayınlanması şu an yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'na göre ya da 5816'ya göre gerçekten cezalandırılması gereken bir suç ise, bunun Türkçe çevirisini yayınladığında suç sübut buldu deyip cezalandıran şu anki hukuk sistemimiz, onun özgün metni olan İngilizce metinde –İngilizcesi nasıldır o bilmiyorum "çakma Napolyon" ifadesinde– herhangi bir sıkıntı görmüyor. Evet, yani şu an yürürlükte olan hukuk sistemine baktığımız vakit arkadaşlar birazcık tesadüfi olarak hapishanenin dışında yaşadığınızın farkında olmanız lazım. İşte size taş gibi bir örnek.

Konuya geri dönecek olursak bu mektupta arkadaşlar boşanmalarına sebep olan Latife Hanım bir de bir kadından bahsediyor. İsim zikretmiyor, "Dişi Mussolini" diyor. Dişi Mussolini ifadesi; "İşte bizim yuvamızda bizi birbirimizden ayırmaya gayret eden Kılıç Ali'den başka kişiler de vardı, bazı kadınlar da vardı" şeklindeki sızıntılar, ifadeler, yakınmalar diyeyim Latife Hanım'dan literatürde sadece bu kaynakta geçmez. Bunun başka örnekleri de vardır ama hiçbir zaman için isim zikretmemiştir. E bu sebepten bu da tarihçilerin tahmin yürütme alanına kalmıştır şu anki bilgilere göre arkadaşlar. Yani bu "Dişi Napolyon" kim ola ki falan tahminlerinde birinci aday Halide Edip Adıvar şeklinde gözüküyor. Şimdi demin dedik ki; yani Kılıç Ali niçin Latife Hanım'la Kemal Paşa'yı birbirine düşürüp ayrılmaları için canını dişine taktı, bu kadar gayret gösterdi? Bu sorunun aritmetik kesinlikle bir cevabı yok dedik. Bu Dişi Napolyon, Dişi Mussolini eğer gerçekten Halide Edip Adıvar ise ya da değil bilmediğimiz X bir kadın ise doğal olarak aynı soru onunla ilgili de aklımıza gelecek. Paylaştığınız metin, içerisindeki süre damgaları ve kaynak numaraları temizlenerek, orijinal kelimelerine sadık kalınarak ve anlam akışına göre paragraflara ayrılarak aşağıda düzenlenmiştir:

Yani diyeceğiz ki niçin? Evet bu sorunun da arkadaşlar gene aritmetik kesinlikle cevabını bilmiyoruz. Halide Edip Adıvar ihtimali eğer doğru ise aritmetik kesinlikle değil ama yani şu anki tarihi malzemeye elimizdeki verilere göre şöyle biraz ele gelebilir netlikte niçin sorusunun cevabını verebiliriz de onu ben bu programda veremem burada bir parantez daha açayım zaman böyle bunun gibi yani işte burada oraya giremeyiz hukuk sonuç doğurur. 5816'nın Yalçın Kayalıklarına çarpar. O yüzden konuşamıyoruz, anlatamıyoruz. Ben biliyorum ama burada dile getiremiyorum falan tarzında ifadelerim oluyor. Düzenli seyircilerimiz bunun fazlasıyla farkında. Bu tür ifadelere tepki gösteren birkaç kişi oldu. Yorumlara yazmışlar gördüm. Onlar da benim dikkatimi çekti. İşte ne konuş, ne korkuyorsun? Çık rahat rahat anlat. İşin tuhafı korkma lan çık rahat rahat anlat diye bana sataşan akıl öğreten yorumların da çoğu ama müstehar kullanıyor yani YouTube kimliği olarak gerçek ismini soyadını kullanmayan Evet.

Yani biz böyle bir memlekette yaşıyoruz arkadaşlar. Allah yardımcınız olsun. Şunu diyecektim. Yani öyle düşünenler benim bu programları niçin seyrediyor? Ben de onu anlamıyorum. Yok mu sizin başka işiniz gücünüz? Şimdi bu tepkiyi şu yüzden veriyorum. Ben şahsen programlarımın izleyicisinin sayısıyla ilgili hiçbir hassasiyetim, beklentim yoktur. Yani böyle on binler, yüz binler seyretsin. Hayır. İcabında 5 kişi seyretsin. Ama yani doğru dürüst aklı başında adam denmeye layık beş kişi seyretsin. Öper başıma koyarım. İşte bu sebepten ötürü o tür yorum yazanlara da buradan bir kere daha diyeyim ki yani siz beni seyretmeyin. Ben zaten beni izlemesini istediğim bu anlamda hedef kitlemi oluşturan tipler zaten siz değilsiniz. Hani vermeyince Mahut neylesin? Sultan Mahmut hesabı akıl, fikir, denge, dirayet olarak böyle bu kadar yaya kalmış insanların arkadaşlar herhangi bir şekilde benimle muhattap olmasını arzu etmem. Bunu da konu harici ama yeri geldiği için parantez içi belirttik. Parantezi kapattık. Konuya geri dönüyorum.

İpek Çalışlar mesela 469. sayfada Atatürk isimli biyografinin iki tane meçhul kadından bahsediyor. Yani boşanmalarına sebep olmuş. Latife Hanım Amerikan gazetesinde yayınlanmış olan mektubunda bir kişi derken ama artı bir kadın daha olduğunu görüyoruz arkadaşlar. Bunlar hep 100 seneden beridir resmi ideolojinin ve onun emrindeki resmi tarihin büyük bir beceriyle kara delik haline getirmiş olduğu özellikle bilinmesin, açığa çıkmasın, yayılmasın, duyulmasın gayretini sergilediği detaylardan bir tanesidir. Biz de doğal olarak peki niçin bu derece gizli tutma hassasiyeti hala bugün için bilen diye merak etmeye ve en azından bu soruyu sormaya devam edeceğiz.

Şimdi boşanmaya sebep olan tırnak içinde erkek ve dişi yılanları bir tarafa bırakacak olursak başka neler var? Boşanma olayı ve süreci ile ilgili bilinmeyen ama ilginç detay da olsa. Mesela Fatih Bayhan'ın Latife Hanım'ın Kağıtları kitabının 312 ve 305 sayfalarında görüyoruz. Romanya konsolosun boşanma ile ilgili Bükreş'e kendi Dışişleri Bakanlığı'na göndermiş olduğu rapordan yani rapora baktığımız vakit girerken de söyledim Kılıç Ali'nin bu süreçle ilgili anlatmış olduklarının bir çöpten ibaret olduğunu bir sefer daha anlayabiliyorsunuz. Çünkü Rumen konsolosun raporu diyor ki son derece soğukkanlı bir şekilde konuşarak ve anlaşarak boşandılar. Hatta hatta diyor boşanırlarken Kemal Paşa Latife Hanım'a 50.000 L nakit para verdi. Yani bir çeşit mehir gibi. Bir çeşit dememin sebebi şu. Evlenirlerken şimdi tam rakam aklımda değil taahhüt etmiş olduğu şeri mehir mehirin alt sınırında bir mehiridi. Yani bu bu yönüyle de çeşitli yorumlara konu olmuştur. Yani Kemal Paşa'nın İslam hukukuna bakışı bunun içerisinde işte karıkoca ilişkilerine, evlilik hukukuna bakışı ile ilgili böyle alt sınırda bir mehir vermiş olması başlı başına ayrıca bir yorum konusudur. O yüzden bir çeşit mehir dedim. Çünkü yani resmi mehir 50.000 L değil. Hiç denebilecek kadar bir para. İlginç.

Tabii şunu ilave etmeme gerek var mı bilmem. Şimdi Romen konsolos'un Bükreş'e gönderdiği raporda bu tür detay bilgiler var. E bunlar kesin doğru. Hayır o iddada değiliz. Bu tarih metodolojisinin işidir. Mesela şu bahsini ettiğimiz detayların tarih metodolojisi açısından yani bilimsel anlamda kesin ya da kesine çok yakın tarihi bilgi olarak kabul edilmesi için bu kaynaktan hariç başka daha pek çok kaynak tarafından da verilmiş, paylaşılmış olması gerekir. Yani bizim hadis usulündeki karşılığıyla mütevatir haber düzeyine yükselmiş olması gerekir. Ama en azından ben ayrılık sırasında Kemal Paşa'nın Latife Hanım'a 50.000 L gibi ki yani bu o günlerdeki üst düzey bir memurun öyle küçük memur değil, yani ilkokul öğretmeni gibi bir şey değil, daire müdürü falan düzeyinde bir memurun 1000 aylık maaşına denk gelir. Çünkü 50 liradır o düzeydeki memurların ortalama maaşları. Hani bu hesaba göre günümüzde kaç para yapar? Ya da şöyle diyelim mesela o sırada tam altın 8,5 lira yani 50.000'i 8,5'a bölün. İşte ortaya çıkacak altın miktarını bugünkü tam altın fiyatıyla çarpın. Zannediyorum böyle ıslık çaldıracak bir rakam çıkar. Yani büyük bir servettir 50.000 L. Eğer verildiyse doğal olarak bunun arkası gelir. Sorular, meraklar. Yani bu para neyin karşılığı olarak verildi?

Bir diğer ilginç örnek Murat Bardakçı'nın yakın zamanda yayınladığı "Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlik Ettim". Bu işte o resmi boşama kağıtında yer alan ifadedir. Bunu kitap ismi yapmış. Sayfa 163. Bu kitabı bu konuya özel merakı olan herkese tavsiye ederim. Çünkü büyük ölçüde araştırmacılara açılmış şimdilik üzerinden sansürü kaldırılmış resmi devlet arşivlerinde yer alan evraklardan oluşuyor. Bunlar da birincil kaynak oluyor. Evet. Yani bu kitabın 163. sayfasında mesela şu çarpıcı detayı görüyoruz. Latife Hanım getirdiği kitapların hepsini geri istiyor. Evliliği sırasında İzmir'den kendi köşklerinden ciddi miktarda kitap getirmiş. Büyük kısmı Fransızca ayrılırlarken bunların hepsini geri istemiş. Aldı almadı. Yani o çok net değil arkadaşlar. Bazıları aldı diyor. Bazıları hayır almadı diyor. Onlar latife gitti ama Çankaya'da kaldı diyenler var.

Mesela şimdi burada gene ilginç ve resmi tarih uydurmasını yıkan örneklerden bir tanesi Oğuz Akay'ın "Gel Gitme Kadın" ki bu tam bir Kemal Paşa goygoyudur arkadaşlar. Yani işte gel gitme kadın sözüm ona Kemal Paşa'nın Latife Hanım'a karşı duyduğu büyük aşk nedeniyle hani onu boşanmaktan ayırmak ayrılmaktan vazgeçirmeye yönelik böyle bir ricası minneti, söylemi falan gibi hiç alakası yok. Ama tabii dert goygoy yapmak ve bastığı yazdığı kitabın da çok satması yazarına yayıncısına para kazandırması olunca tabii tarihi gerçeklik diye bir dert de haliyle söz konusu değil. İşte bu kitabın mesela 28 ve 46 sayfalarında dikkat edin bu kadar kötüledikten sonra kitabın yazarının yorumu olarak değil o sıradaki yabancı basında konuyla ilgili çıkan haberlerden nakledilen boşanmak isteyenin Latife Hanım olduğu. Yani Kılıç Ali'nin o baştan sona kadar tamamen düzmece uydurma anlatımına 180 derece zıt dönemin yabancı basında çıkan konuyla ilgili haberler ve yorumlar. Latife Hanım boşanmak istedi. Dolayısıyla boşanma olduktan sonra yalvardı, rica etti, pişman oldu falan tarzında bir şey de akla gelmesi pek mümkün değil.

Bir diğeri arkadaşlar şimdi hemen boşanma sonrasına geldim. Gene aynı yazarın Oğuz Akay'ın "Gel Gitme Kadın" kitabının 122. sayfası Amerikan basınında konuyla ilgili çıkan haberlerden özet toparlıyorum. Tarih Haziran 1926. Yani bir seneye yaklaşmış boşanma hadisesi. Latife Hanım bu arada yurt dışına çıkmak istiyor. Kendisine pasaport verilmiyor. Bazı iddialara göre verem olmuş. Türkiye'de tedaviyi yetersiz görmüş. Yurt dışında tedavi olacak. Yani çıkma arzusu bundan kaynaklandı diyenler de var. Bu arada işin içerisine verem girdi ya da girmedi ama Latife Hanım'ın yani demek ki boşanmayı takip eden aylar içerisinde yurt dışına çıkmak için çok ciddi bir gayret gösterdiği, ısrar gösterdiği ve bunun çok uzun bir zaman engellendiği yani kendisine pasaport verilmediği, yurt dışına çıkışına müsaade edilmediği de kesin. En nihayet bu veriliyor. Yani anlaşılıyor ki ciddi bir pazarlık git-gel yaşanmış. Tabii bu da başlı başına manidar. Biz de merak ederiz. Niçin yani bunun arkasında ne gibi sebepler var? İlginç.

Müsaade verildikten sonra yanına hemşire görüntüsünde bir kadın sivil polis dikiliyor. Yani nezaretçi esasen bekçi yurt dışında kimlerle görüştü, ne yaptı, nereye gitti, nereye geldi falan. Bütün bunları takip kontrol belki bilemiyoruz. Yerine göre engelleme. En önemlisi de Türkiye'deki merkeze bunun raporunu vermeye yönelik olarak. Şimdi işte bu olay bu süreçle ilgili Amerikan basınında çıkan haberlerin geneline baktığımız vakit şöyle başka yere bağlayabileceğimiz çarpıcı bir boyut var. Latife yurt dışında bazı yabancı yazarlarla görüşüp onlara Kemal Paşa hakkında, onun biyografisi hakkında bilgi verecek. Haziran 1926 gibi aslında çok erken bir tarihte yurt dışına çıkış bununla bağlantılandırılıyor. Şimdi buraya bir nokta koyalım arkadaşlar. 6 sene sonra 1932 tarihinde Harold Armstrong İngiliz yazar emekli subay meşhur Grey Wolf Bozkurt Mustafa Kemal kitabını yayınlıyor. Kitap İngiltere'de yayınlanır yayınlanmaz Latife Hanım bunu Türkçeye çevirip bizzat Kemal Atatürk'e ulaştırıyor. Yani bak haberin olsun seninle ilgili böyle bir kitap yayınlandı ve ben bunu yani kendiliğimden meccanen oturdum. Çünkü Kemal Paşa'nın İngilizcesi yok. Bazı günümüzün iyice uçmuş olan ulusalcı tipleri 6 dil biliyor, 9 dil biliyor. Bunların arasında haliyle İngilizcede vardı diyenler var. Ama onlar zaten psikiyatrenin konusu olan tipler. Ciddiye almıyoruz. Normalde işte orta, orta alt Fransızca ondan daha da zayıf. Meramını anlatmaya yetmeyecek kadar bir Almanca ön bilgisi vardır. İngilizce bunların arasında yok. Latife de diyor ki, "Kitabı ben çevirdim. Al oku bak adam senin hakkında neler söylemiş."

Yani kitapta bugün için bile sansürsüz olarak Türkçe çevirinin yayınlanmasına engel yani böyle çok uçuk şeyler var. Kitap en son Arba yayınevi tarafından en azından bendeki nüsha öyle 90'ların başında sansürlü bir metin halinde yayınlandı. O da bir mahkeme sürecinden sonra oldu Türkiye'de. Yani 1932'de çıktığına göre demek ki 94 sene öncesine ait. 92 sene öncesine ait. Neyse kitap hala arkadaşlar o yani dile getirilmez, anlatılmaz birtakım sivri ve uç ifadeler nedeniyle Türkiye'de tam metin olarak hala yayınlanamıyor. Böyle bir kitap. Yani şimdi kitabı aldı, okudu. Hakkında bilgi fikir sahibi oldu. Çankaya köşkünde bir gece sofrada kitapla ilgili Kemal Paşa'nın yorumu. Bunları Armstrong diyor Latife'den öğrenmiştir. Bunları yan yana koyduğumuz vakit ilginç. Evet. Yani bu ilginçliği daha fazla açamayız arkadaşlar 5816 nedeniyle.

Son olarak şuna bir mim koyup mevzuyu bağlayalım. Demin bahsini ettiğim Sadık Öke yani yeğeniyle Fatih Bayhan arasındaki o nehir söyleşiden oluşmuş kitap "Teyzem Latife"nin 288. sayfasında Münci'nin ölümü ile ilgili resmi tarihin anlatımına zıt bir anlatım var. Münci kim? Latife'nin küçük erkek kardeşi. Münci arkadaşlar daha sonra dışişleri kariyerine girdi. Birkaç sene sonra resmi tarihin anlatımına göre kaza kurşunuyla öldürüldü. Yani kazaya geldi arkadaşlar. "Teyzem Latife" sayfa 288. Münci'nin kurşun yarasıyla öldüğü kesin de ama bu kaza kurşunu muydu? Başka şeyin kurşunu muydu? Eğer başka şeyin kurşunu idiyse niçin? İleride tarih konusunda Türkiye gerçekten özgür bir ülke olursa bu soruların peşine düşeriz inşallah. Çözeriz, öğreniriz, sizlerle paylaşırız.

O vakte kadar arkadaşlar şimdilik ve daima demezden önce şunu diyeyim. 29 Mart Pazar akşamı saat 22'de yani müteakip programımız ayın son pazarı olduğu için aylık kitap tanıtım programı. Bu ayın ve Allah izin verirse bundan sonraki ayların kitap tanıtımlarında artık bir programda bir kitaptan çıkıyoruz. Çünkü bana göre onu hak edenleri bitirdik. İki kitap, 3 kitap, yerine göre bilemem belki 4 kitap falan şeklinde devam edeceğiz. Sırada olanlar iki kitap var. Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya isimli anı kitabı, Cemal Granda'nın Atatürk'ün Uşağıydım isimli anı kitapları. Evet, şimdi artık diyebiliriz arkadaşlar. O vakte kadar ebeden ve daima sizleri kendisine emanet edilenleri zayi etmeyen Allah'a emanet ediyorum. Hayırlı geceler ve hayırlı uykular diliyorum.


Videıyu izlemek için linke tıklayın  https://www.youtube.com/watch?v=5Kob1T0ZM0c